İyi Kitap

Kızıl saçlı dâhi!

Altın Kitaplar’ın çıkardığı Benim Adım serisinde bugüne dek Einstein’dan Shakespeare’e, Cervantes’ten Marco Polo’ya, Marie Curie’ye, Guttenberg’e pek çok önemli şahsiyetin yaşam öyküsünü okuduk. Serinin son konuğu ise ünlü ressam Vincent Van Gogh.

Merhaba…

Hayatım boyunca birçok iş değiştirdim: sanat simsarı, maden bölgesinde vaiz, öğretmen ve kitap satıcısı oldum. Ama bunların önüne geçen bir şey vardı: resim yapma tutkum. Renkler mucizevi şeylerdir ve onlarla hayal ettiğinden çok daha fazlasını yapabilirsin. Farklı kalınlıkta bir sürü fırça olduğundan, resmedebileceklerin sonsuzdur. Fırçayı eline aldığında, onu istediğin gibi hareket ettirebilirsin: ister daireler hâlinde, ister bir aşağı bir yukarı, istersen de spiraller çizerek. Bu şekilde tabloyu ışıkla doldurabilir, doğanın tüm gücünü resmine yansıtabilirsin. Ben bunu yapabileceğimi keşfettiğimde, yaşama sebebimi de artık bulmuştum: gördüğüm her şeyi içimden geldiği gibi resmetmek! Bana “Kızıl Saçlı Deli” derlerdi. “Kızıl Saç” demelerini anlıyordum, çünkü saçlarım doğuştan dalgalı ve kızıldı. “Deli”ye gelince, o bambaşka bir konu. Etrafımı saran insanlar benim düşüncelerimi, yaşama ve resmetme şeklimi anlayamıyorlardı. Tam da bu yüzden hayatta olduğum süre boyunca ancak bir tane eserimi satabildim. Oysa bugün gelin görün ki, eserlerim sanat müzayedelerinin en pahalı parçalarından! Bazen gazetelerde veya televizyonlarda benim çizimlerimden, yağlı boya ve sulu boya tablolarımdan bahsederler. Ha, bir de beni kopya etmeye çalışan sanat eseri dolandırıcılarından. Doğduğum ülke Hollanda’da adıma bir vakıf ve bir müze açtılar. Bazen benim için anma törenleri düzenliyorlar. Ayrıca eserlerimi ve resim yapma tekniğimi inceleyen bir sürü makale ve kitap yazıyorlar. Şimdi siz söyleyin, “deli” ben miyim, onlar mı?

Büyük gözlü ve kızıl saçlı bebek

30 Mart 1853’te, Hollanda’nın Brabant bölgesine bağlı olan Groot Zundert adında küçük bir kasabada dünyaya geldim. Saçları kızıl ve dalgalı, uzun suratlı, büyük gözlü bir bebektim. Doğar doğmaz ailemin gururu olmuştum. Babamın adı Theodorus, anneminkiyse Anna Cornelia idi. İyi kalpli, ama sert ve tutucu insanlardı. Babam katı kuralları olan bir Protestan rahibiydi. Disiplinli olmayı ve yaptığım her işe tüm gücüm ve isteğimle sarılmayı ondan öğrenmiştim. Ama ne yazık ki babamla iyi geçinemez, hatta zaman zaman tartışırdık. Annem ise tatlı ve anlayışlı bir kadındı. Kararlarıma hep destek olur, babamla kavga ettiğimiz zamanlarda aramızda barışı sağlardı. Doğayı ve sanatı sevmeyi ise bana annem öğretmişti. Altı kardeşin en büyüğüydüm: Theodorus, Cornelius, Anna, Elizabeth ve Wilhelmina. Theo ve Wil içlerinde en iyi anlaştıklarımdı. İkisi de sanata düşkünlerdi ve resimlerimde gösterdiğim ilerlemeyi önemsiyorlardı. Wil, kız kardeşlerimin en küçüğüydü ve çizim yapmaktan en az benim kadar hoşlanıyordu. Evde vakit geçirdiğim zamanlar Wil ile beraber kırların içinde uzun yürüyüşlere çıkardık. Benden dört yaş küçük olan Theo ise, resim yapmaya devam etmem ve iyi bir sanatçı olmam için beni hep desteklerdi. Okulda öğretmenlerim derin ve gözlemci bakışlara sahip olduğumu söylerlerdi. Onlara göre suskun ama zeki bir çocuktum. Özel olarak ilgilendiğim bir ders yoktu, ama –her Hollandalı gibi– dil öğrenme konusunda yetenekliydim. Yapmaktan zevk aldığım şeylerse, kırlarda ve köy yollarında dolaşmak, rengârenk böcekler yakalamak, güzel kokulu bitkiler, çiçekler toplamak ve kömür ya da kurşun kalemle, etrafımda gördüğüm hayvanları ve manzaraları çizmekti.

Benim Adım... Vincent van Gogh Carme Martin, Rebeca Luciani Çeviren: Hazar Gül Altın Kitaplar, 64 sayfa

Benim Adım… Vincent van Gogh Carme Martin, Rebeca Luciani Çeviren: Hazar Gül Altın Kitaplar, 64 say

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz