İyi Kitap

Hayatta kalmak için ateş yakmak!

Yaprak Tekin

Jack London’ın üç öyküsünü biraraya getiren ve içlerindeki en çarpıcı öykünün adını taşıyan Ateş Yakmak, insani gerçeklikleri gözler önüne seriyor. Farklı farklı coğrafyalarda geçen öyküler insanın doğa karşısındaki acizliğinin altını çiziyor.

Öfkelendiğinde önüne ne gelirse yok eden, uysallaştığında insanın varlığını sürdürmesine izin veren bir tanrıdır ateş. İnsan onu ele geçirir, tutsak eder. İnsan tanrı olur. Kendini doğanın tek hâkimi ilan eder; doğanın gücünü, gerçekliğini küçümser. Ama bilmez ki, başına ne gelecekse bu aşırı güvenden, kendini beğenmişlikden gelecektir. Jack London’ın üç öyküsünü bir araya getiren ve içlerindeki en çarpıcı öykünün adını taşıyan Ateş Yakmak, insani gerçeklikleri hiç yumuşatmadan gözler önüne seriyor. Memet Fuat’ın özenli çevirisiyle etkisi bir kat daha artan kitap, bu kez Notos Yayınları aracılığıyla okuyucuyla buluşuyor.

Ateş Yakmak’ta birbirinden farklı coğrafyalarda, birbirinden tamamen farklı karakterlerin öyküleri bir araya getirilmiş. Kitaptaki ilk öykü “Ateş Yakmak”, kuzey kutbunda ormancılık yapan bir adamın soğukla ve ölümle mücadelesini anlatırken; ikinci öykü “Bir Kalem Pirzola”, Tom King adlı bir boksörün güçten düşerek ringlere veda edişini hazin bir şekilde betimliyor; üçüncü ve son öykü “Porportuk’un Aklı” asimile edilmeye çalışılan bir kızılderili genç kızın, El-Soo’nun başından geçen aşkı, bu aşk için ödediği ağır bedeli anlatıyor.

Jack London’ın en beğenilen ve bilinen kısa öykülerinden biri olan “Ateş Yakmak”, insanı derinden etkiliyor. Kaba, kafası pek çalışmayan bir adam, köpeğiyle birlikte, eksi elli beş derecelik dondurucu soğukta, ilkbaharda ne kadar kütük çıkabileceğini hesaplamak için arkadaşlarından ayrılır ve ormanın sapa yollarına dalar. Adamımız insanın ancak belli sıcaklık dereceleri arasında yaşayabileceğinin, aşırı soğuk ve sıcak havanın insan hayatını tehdit edebileceğinin pek de bilincinde değildir. Onun için o gün hava soğuktur, işte o kadar. Onu kaba yapan da budur; sorgulamaktan aciz olması. Yaşlı bir kılavuz, adamı sıcaklık eksi kırkın altına düştüğünde bu civarda yalnız gezilmeyeceği konusunda daha önce uyarmıştır, fakat adam bu sözleri düşündüğünde içinden kıs kıs güler. Gerçek bir erkeğin her güçlüğün altından kalkabileceğine inanır. Adamın tersine köpek, dondurucu soğuğun ne demek olduğunu iyi bilir ve bunu bilmek için akıl yürütmeye, tecrübe etmeye ihtiyacı yoktur, içgüdüleri köpeğe yeter. London, burada, tecrübenin sesine kulak vermediği gibi doğru düzgün akıl yürütmeyi de beceremeyen bir insanla, o bölgenin şartlarına uygun evrimleşmiş bir köpeği -huski- karşı karşıya koyar. Yaşam savaşını hangisinin kazanacağı açık değil midir?

DOĞA VE İNSAN İLİŞKİSİ
Adamımız soğuğun gücünü yavaş yavaş hissetmeye başlar: Ellerini eldivenden on saniyeliğine bile çıkarması onları uyuşturmaya yeter; yanakları, burnu çoktan hissizdir, soluğunun buharı sakallarının üzerinde kristalleşir. Ateş yakmadan mola vermenin, iki dakika hareketsiz durmanın imkânı yoktur, ayakları derhal hissizleşmeye başlar. Ama tek sorun bu da değildir, üstü karla kaplı olmasına karşın donmadan akmaya devam eden pınarlar adam için ölümcül tuzaklardır. Eğer
bunlardan birine düşerse, ateş yakıp ıslanan giysilerini kurutması gerekecektir, ki bu da vakit kaybı demektir. Ancak korkulan olur, adam oldukça dikkatli davranmasına karşın kendini suyun içinde bulur. Ateş yakmak için seçtiği yer ise başka bir fiyasko olur. Altında ateş yaktığı ağacın dallarında birikmiş tüm karlar dallardan kayarak ateşi söndürür. Yeni bir ateş yakmak ise artık çok zordur, çünkü adamın elleri, ayakları hissizdir. İşte o zaman aklı başına gelir ve “Eğer yanımda biri olsaydı bu duruma düşmezdim” diye düşünür. Adam, olan biteni şaşkınlıkla izleyen köpeğe kıskanarak bakar, onu öldürüp, içine ellerini sokarak buzlarını çözmeyi düşünür ama bu çabası da boşa çıkar. Güçlükle yanına gelmeye ikna ettiği köpeği tam kucaklamışken, köpek onun güçsüz ellerinden kurtulur.
Ölüm tüm gerçekliğiyle adamın üstüne çökmüştür, son bir gayretle ondan kaçmaya çabalasa da adamımız mert bir şekilde ölümü beklemeye karar verir. Kulağında yaşlı kılavuzun sesi, karşısında köpek, ölümün kucağına kendini bırakır.

London, bu öyküsüyle insanın doğa karşısındaki acizliğini, kendini beğenmişliğini, kendi aklını başkalarınınkinden üstün tutmasının sonuçlarını ve hayatın şakasının olmadığını net bir şekilde betimliyor. Ateş her daim bizim hizmetimizde değildir, bir köle gibi bize itaat etmez. Doğa kendi gerçekliğini kafası kalın olanların kafasına vurarak öğretir. Kafamıza vurulmadan önce London’ın öyküsüne kulak versek iyi olacak. Zira doğa son yıllarda tüm gücüyle bizi uyarıyor, gözlerimizi kapatıp eski kılavuzların sözlerini dinlersek belki de öyküdeki adam kadar ağır bir bedel ödemek zorunda kalmayız.

Ateş Yakmak – Jack London
Çeviren: Memet Fuat
Notos Kitap / 89 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz