İyi Kitap

Çık odadan, hayata karış, acı da çek ama asla vazgeçme!

Çık odadan, hayata karış, acı da çek ama asla vazgeçme!

Elif TÜRKÖLMEZ

Odada Yalnız, Mine Soysal’ın son kitabı. Eylül’de Aşklar adlı romanı ve Eyvah Kitap adlı deneme türündeki eseriyle sadece gençlere değil, her yaştan okura seslenmiş olan Soysal bu kez, kalabalıklar içinde yalnız kalmışlara derman olacak bir öykü kitabıyla karşımızda.

İlk gençlik yıllarımda en çok istediğim şey kendime ait bir odam olmasıydı. Kardeşimle paylaştığım oda, eşyalarıma değil ama hayallerime dar gelirdi. Odada o olmasa sanki daha özgür, daha yaratıcı, daha iyi olacaktım işte… Şimdi kendime ait bir odam var ama ara sıra kardeşim sohbete gelse diye yolunu gözlüyorum. Yani, “Aslında ‘kendine ait bir oda’nın olması pek iyi bir fikir değilmiş,” diyorum. Virgina Woolf’un meşhur Kendine Ait Bir Oda adlı kitabının ana fikrine ölesiye
sadık olsam da, açık havada dolaşmayı ya da çay bahçesinde kalabalıklarla oturmayı, içinde varoluşsal bunalımlara yelken açtığım odama yeğliyorum çoğu kez. Yani odada yalnız kalmak her ne kadar yaratıcılığa, çalışkanlığa, üretime falan iyi gelse de neşe ve hayat enerjisi depolamaya pek yaramıyor.

TÜRKİYE’DE GENÇ OLMAK
Odada Yalnız da insana bunları düşündürüyor. Kitapta hezeyanlarının zirvesinde, hayatla başaçıkmaya çalışan, ne çocuk ne yetişkin, arada, ‘arafta’ kalmış gençlerin bazen gerçekten, bazen metaforik olarak ‘odada yalnız’ kalmalarını ve yalnızlıklarına, buhranlarına çareler aradıklarını görüyoruz.

Buhranlar sadece bildik gençlik buhranları da değil hani. Yani ‘Saçıma jöle sürsem mi sürmesem mi?’den fazlasına şahit oluyoruz kitaptaki öyküleri okurken. Olayın içine giriyor, okulu bırakıp çalışmak zorunda kalan, ailesinin vurdumduymazlığının kurbanı olan, sistemin içinde ezilen gençlerin çektiği acıları bizzat hissediyoruz. Yaşadığımız ülkenin şartlarına paralel, dertler de katmer katmer gösteriyor yüzünü. Bu bakımdan Soysal’ın gerek diyaloglar gerekse olay örgüsü konusunda gerçeklikten hiç kopmadığını, Türkiye’de genç olmanın ne demek olduğunu gerçekçi bir üslupla anlattığını söyleyebilirim. Diyarbakır’da mayına bastığı için bacağını kaybeden Azad’ın acısını, bilgisayar başında arkadaşlarıyla sohbet ederken, “Ne olacak bu ÖSS, canım da hiç çalışmak istemiyor.
Üstelik annemle babamın baskısı da yetti artık!” diyen Gamze’nin öfkesini hissediyor, onların başka yerlerde yaşayan yaşıtlarından farklı acılara ve sıkıntılara göğüs germek zorunda olmalarına öfkeleniyoruz.

BÜYÜME SANCILARI
Kitapta 13 güzel öykü var. Hepsi de farklı sosyal çevrelerden çocukların aileleri, çevreleri, okulları ve arkadaşlarıyla uyumlu ve sağlıklı bir ilişki kurmaya çalışmalarının, büyümenin sancılarını hafifletmek için çırpınmalarının hikâyesi… Öyküler insanı içine alıyor, olaya dahil ediyor, bir öykü biter bitmez diğerine başlamak istiyorsunuz. Yazar kitapta gençlere hem, “Bakın, bu öyküler sizin ve tüm gençlerin. Dertleriniz, neşeleriniz ortak,” derken hem de bu dertlerden kurtulmanın yollarını öğretiyor. Ya da en azından ipucu veriyor.

Aslında kitabı okurken ne yalan söyleyeyim, gençlerin kendilerine mutsuz kimlikler yaratmalarına sebep olan ailelere ya da eğitim sistemine olduğu kadar, gençlerin kendilerine de kızıyor insan. “Aç şu kapıyı, ‘çık odadan’, hayata karış, acı da çek ama asla vazgeçme!” diyesiniz geliyor. Hani neredeyse ufacık dertleri bile büyütüp kendisine bir zindan inşa eden gençlere, kulaklarını çekerek, “Hayatta daha büyük dertler var, biraz sebat…” demek istiyorsunuz. Tabii, büyüyüp de bu dertlerin gerçekten geçtiğini görmeden bunları söylemek de kolay değil. Ama biliyoruz ki gençlik buhranları geçene kadar insana epey çektirir. Önemli olan ailelerin ve gençler için daha güzel bir hayat kurma yetkisine sahip olanların onlara bu konuda yardımcı olması sanırım. Ve tabii, Mine Soysal gibi onlar için güzel kitaplar yazması…

Odada Yalnız
Mine Soysal
Günışığı Kitaplığı / 120 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz