İyi Kitap

Çocuk mu kandırıyoruz?

Irmak ZİLELİ

Çocuğunuza hayatın gerçeklerini öğretmenin tek yolu onu basmakalıp sözlerle avutmaya çalışmak mı? Belki de en doğrusu susmak ve onu dinlemek. Çocuğunuzun güvenini kazanmak istiyorsanız, bildik repliklerin tekrarına düşen ‘doğrucu’ kitaplardan uzak durmaya çalışın.

Çok sevdiğiniz birini yitirdiğiniz oldu mu? Hani geri dönüşü olmayan bir yolun sonunda yapayalnız kaldığınız ve artık her daim onsuz olacağınız duygusu vardır ya, onu tattınız mı? Eğer bunu yaşadıysanız çok iyi bilirsiniz, sizi teselli etmek isteyenlerin her türlü cümlesi nafiledir. Sabır dileyenler, Allah evlat acısı tattırmasın, daha fazla acı çekmeden gitti diyenler bir yana, diyelim biri çıkar, “Ölüm hayatın bir gerçeği,” deyiverir. Bilirsiniz ki bunu söyleyen, o güne dek sevdiği birini yitirmemiştir ve bilirsiniz ki bir gün onu yitirdiğinde ömrünün sonuna dek o cümleyi sarf etmemeye yeminli kalacaktır.

Redhouse’un çocuk kitapları arasında yayımlanan “Çocuklarımızla Konuşalım!” başlıklı dizinin kitabı olan Hatırlıyorum, en acılı anınızda yanınıza gelip, “Ölüm yaşam döngüsünün sona ermesidir, müsterih olmalısın,” gibi sözlerle sizi teselli etmeye çalışan beceriksiz yakınlarınıza benziyor. Çok sevdiği köpeği yaşlanıp ölen bir çocuğun karşılaştığı bu ilk ölümle nasıl baş ettiğini anlatan kitabın amacı çocuğunuzla bu öykü rehberliğinde iletişim kurabilmeniz. Eğer bu rehberliği benimseyecek olursanız, böyle bir durum ya da benzeri yaşandığında ağzınızdan çıkacak cümleler şöyle: “O, yaşam döngüsünü tamamladı, ölümü kendi seçmedi, seçim şansı yoktu.”

Böyle bir cümle karşısında çocuğunuzun tepkisini bir düşünün, “Aa öyle mi, tamam öyleyse,” deyip üzülmekten vazgeçeceğine inanıyor musunuz? Hepimiz biliyoruz ki böyle bir söz karşısında olabilecek tek bir şey var, çocuğunuz “Beni anlamıyorsunuz işte!” diyerek yüreğinde tuttuğu yasa geri dönecektir. Belki de yapılması gereken, yaşam döngüsünün ne olduğunu bile bilmeyen çocuğunuzun acısını paylaşmaktan başka bir şey değildir. Onunla birlikte gözyaşı dökmek, onunla çok sevdiğiniz kediniz veya köpeğinizle ilgili anılarınızı hatırlamak, güzel günleri düşünüp gülümsemektir… Tıpkı sizi “sözlerle” teselli etmeye çalışan yakınlarınızın aksine, tek kelime söylemeden öylece yanınızda duran dostlarınızın yaptığı gibi…

Peki, siz de annesi ve babası boşanan çocuklardan biri misiniz? O halde şu bildik replik sizin için de sık sık tekrarlanmış olmalı: “Biz birbirimizden ayrıldık, ama senin annen ve baban olmaya, seni sevmeye devam edeceğiz…” Acınız hafifledi mi? Bir süreliğine bu sözlere sıkı sıkı tutundunuz diyelim, peki hayatın gerçeklerine ısınmayı başarabildiniz mi? Yoksa isyan duygunuz her ayrılık anında yeniden ateşleniyor muydu? İkinci kitap, Annemle Babam Arkadaş Olduklarını
Unutunca da benzer bir şablonu uyguluyor ve anne babası boşanmakta olan bir çocuğun bunun karşısında duyduğu üzüntüyü insanüstü bir hızla atlatabilme
hikâyesini paylaşıyor okurla. İnsana “Yahu acaba bütün anne ve babalar boşansa mı, yoksa böylesi daha mı iyi,” dedirten kitabın üslubu inandırıcılıktan uzak. Çocuğunuza bu kitabı okuduğunuzda size dönüp şöyle demesi muhtemel: “Çocuk mu kandırıyorsun sen?”

Üstelik boşanan her anne ve babanın bu kitaptaki gibi “dost kalabildiğini” söylemek zor. Bu açıdan bakıldığında kitap bir azınlığa sesleniyor bile diyebiliriz. Çocuklarının doğum günlerinde buluşan, birbiriyle boşandıktan sonra daha bile iyi anlaşan, hiç kavga etmeyen anne babanın çocukları elbette şanslı. Peki ötekiler? Annesi ve babası birbirinin yüzüne bile bakmayanlar?  Onun gözü önünde kavgaya tutuşanlar? Annenin babaya, babanın anneye karşı kullandığı çocuklar? Onlar için de bir reçete var mı? Öyle sanıyorum ki bu iş reçetelerle olmayacak. Belki önce anne ve babaları eğitmek gerek, onlar çocuklarının ruhunu,
duygularını paylaşmayı yeter ki istesinler, sevgilerini yeter ki ona iletmekte cimri davranmasınlar, o zaman “konuşmanın” bir yolunu mutlaka bulacaklardır…

Hayatın gerçeklerini, bilimsel doğrular yoluyla açıklamak yerine, onların karşısında duyduğumuz çaresizliğin ne denli ortak olduğunu duyumsatmak çocuklarımızın dünyasına girmemiz için daha yerinde bir anahtar olabilir. Belki de onlara “akıldanelik” yapmaktan vazgeçerek başlamalıyız işe. Sonra, nasıl biz yetişkinler o gerçekleri en iyi edebiyatın açtığı kapıdan girerek keşfediyorsak, çocuklar için de aynısını önermeliyiz. Pal Sokağı Çocukları’nın Nemeçsek’ini, Okumak İstiyorum’un Cubao’sunu, Küçük Prens’i, Peter Pan’ı, Kibritçi Kız’ı tanıyan bir çocuk hayatın gerçekleriyle de mutlaka tanışacaktır, üstelik kopmayan dostluklar aracılığıyla…

Hatırlıyorum
Annemle Babam
Arkadaş Olduklarını Unutunca
Jennifer Moore-Mallinos
Resimleyen: Marta Fabrega
Çeviren: Emine Deliorman
Redhouse Yayınları

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz