İyi Kitap

Leylek masalları artık tarih oldu!

KÜRŞAD OĞUZ

Hayatın gerçeklerini çocuklardan saklamak yerine, onları sağlıklı ve eğlenceli bir üslupla ‘yasaklı’ konulardan haberdar etmek mümkün.

Zaman değişiyor, çocukların ulaşabileceği sınırlar genişliyor. Anne babalar ve öğretmenlerin tüm engelleme çabalarına rağmen, çocuklar artık ‘yasak’ konular hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Leylek masallarının anlatıldığı günler geride kaldı. Artık hemen her konuda bilgi edinmek mümkün. Ölüm, boşanma, şiddet, cinsellik, doğum… Bilgiler, çocukların parmaklarının ucunda. Ama paniğe kapılıp çocukları bu ‘öcü’lerden uzak tutmaya çalışmak ne kadar doğru? Bu konuların
çocuklara ağır geleceğini, ahlaklarının bozulacağını ya da anlatılanlardan hiçbir şey anlamayacaklarını varsayıyoruz. Ama yazmaktan ya da yayımlamaktan sakındığımız olayları her fırsatta, özellikle de görsel medya alanında çocukların önüne seriyoruz. Artık kalıplaşmış düşünceleri bir kenara bırakıp çocukların yalnızca masum ve saf değil, akıllı ve duyarlı da olabilecekleri ihtimalini hesaba katma zamanı geldi. Suya sabuna dokunmayan, olsa olsa ders vermeyi ya da güldürmeyi amaçlayan kitaplar, çocukları doyurmuyor. Çocuklar merak ediyor, sorular soruyor, cevap almak istiyor. Yanlış kaynaklardan yanlış bilgiler edinmelerindense, ailelerinin yardımıyla, doğru yazarların kitaplarını okuyarak sorularına cevap bulmaya çalışmaları daha hayırlı olacaktır.

Çocuklar söz konusu olduğunda, her zaman olduğu gibi eğitimcilere, yayıncılara, yazarlara ve ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Çocuk edebiyatındaki değişimler, toplumdaki değişimlere ışık tutuyor. Türkiye’nin aksine tabuları kısmen aşmış görünen Avrupa ülkelerinde, uzun yıllardır yasak temalar etrafında dönen çocuk kitapları yayımlanıyor.

Uyuşturucu, fahişelik, eşcinsellik gibi konular edebiyatın dışında bırakılmıyor; aksine, pedagoglara ve eğitimcilere danışılarak hafif ve sade bir dille hikâyelerin akışına dahil ediliyor. Böylece çocuk, hem hayatın farklı yönlerinden haberdar oluyor, hem de hoşgörülü ve temkinli olmayı öğreniyor. Çocuklara düzeyli, eğitici ve eğlendirici bir üslupla hayatın gerçeklerini anlatan bu ‘Batılı’ kitaplar, değişime ayak uydurmaya çalışan Türk yayıncılar tarafından dilimize kazandırılmaya
başlandı. Belirli yaş gruplarına hitaben yazılan metinlerin bazıları, şimdiden ‘gerçekçilik’ akımının klasikleri arasına girmiş bulunuyor. Ama çeviri eserleri bir kenara bırakacak olursak; Türk Edebiyatı bu kaçınılmaz değişimden nasıl etkileniyor? Çocukların geleceği düşünüldüğünde, Türk yazar ve yayıncılarına ne gibi sorumluluklar düşüyor? Yazarlarımız, ‘ayıp, yasak ve sakıncalı’ konuları çocukların anlayacağı bir dille, sadece ve sadece çocuklar için, çocuk kitaplarında işleyerek tabuları yıkmayı başarabilecekler mi?

Yayıncılara ve uzmanlara konuyla ilgili görüşlerini sorduk: Defne Tokay (Redhouse Yayınları Şirket Müdürü): Bana sorarsanız bu durum, Türkiye ve Avrupa/Batı arasındaki genel kültür farklarının sonsuz yansımalarından bir tanesi. Çocuk kitaplarına yaklaşımdaki farkları birçok boyutta inceleyebilirsiniz. Örneğin, konuların seçimi, gerçekçilik payı, illüstrasyona verilen önem ve buna bağlı olarak resimli çocuk kitaplarının rolünün ne olması gerektiği, çocuk yetiştirmekten
ne anladığımız vs… Sadece illüstrasyonla ilgili olarak bahsettiğim boyutu biraz derinlemesine ele aldığınızda, konu sizi Türkiye’deki sanat, estetik ve tasarım anlayışı ile Batı’daki anlayışın farkını irdelemeye götürüyor. Veya çocuk yetiştirme boyutunda baktığınızda ilk göze çarpan örneklerden biri; bizde birçok gencin anne-babadan ayrı yaşama adım atışı evlilikle olurken, Batı’da yaygın olan düzende çocuğun 18-20 yaşlarından itibaren kendi başının çaresine bakıyor olması. Lise mezuniyetinin ardından bir yandan özel meslek okulu ya da üniversiteye devam eder, bir yandan da hayatını idame ettirmek için ihtiyacı olan paranın tümünü ya da büyük kısmını kendi kazanır, aileden ayrı olarak arkadaşlarıyla veya tek başına yaşar, dolayısıyla ev çevirmeyi öğrenmek durumunda kalır. Bu düzen ile karşılaştırdığınızda Türkiye’deki yaygın düzen çok kapalı, çok korunaklı, korumacı bir düzendir. Neden veya neye karşı koruduğunu ayrıca tartışmak
lazım… Dolayısıyla altı yaşındaki bir çocuk ile ölüm konusu düşünüldüğünde iki kültürün çok farklı çözümler yaratacağı aşikâr.

İlke Aykanat Çam (Tudem Yayınları Genel Yayın Yönetmeni): Yayınevi olarak bu tür kitaplara özellikle önem veriyoruz. İlk aklıma gelenlerden örnek verecek olursam, dört ciltlik bir çizgi roman olan Yalınayak Gen, Hiroşima’ya atom bombası atılması sonrasındaki Japonya’yı tüm çıplaklığıyla inanılmaz gerçekçi bir
şekilde anlatıyor. Bir modern klasik haline gelen Çizgili Pijamalı Çocuk’ta hiçbir savaşın bir kazananı olmadığını dokuz yaşındaki bir çocukla beraber keşfediyoruz. Anoreksik bir kızın hayatını konu eden Maymunu Ehlileştirmek, günümüzde özellikle gençleri tehdit eden bir hastalığı son derece çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Sonsuza Kadar Yaşamanın Yolları’nda on bir yaşında lösemi hastası ve ölmek üzere olduğunu bilen Sam’in son aylarına tanıklık ediyoruz. Yine benzer bir konuda başka bir kitabımız; Ben Ölmeden Önce. Bu kitapta kanser hastası on altı yaşında bir genç kızın ölmeden önce yapmak istediği şeyleri öğreniyor ve bu sürece tanıklık ediyoruz. Bir arkadaşın ölümünü anlatan Milly, Molly ve Emre’nin Tohumları adlı kitaplarımız ise altı – yedi yaşındaki okurlara ölümü anlatıyor.

Türk Çocuk Edebiyatı aslında çoğunlukla gerçekçi edebiyattır. Konularını gerçek hayattan alır, ancak, sizin bahsettiğiniz anlamda ‘gerçekçi’ olduğu da söylenemez. Cinsellik tabudur, aşk genelde sadece genç kızlar için yazılan bir konudur, şiddete kesinlikle yer verilmez, ölüm ise neredeyse kabul edilemez. Ama daha önemlisi, karşılaştığımız karakterler gerçek değildir. Ana karakterler ideal çocuklar ve ideal anne babalardır. Karşılarında ise her şeyiyle kötü, kitabın ilk satırlarından itibaren, “Bak bu kötü çocuk, sakın bunun gibi olma,” mesajı veren yapay karakterler vardır. İyi çocuk, bir hata yapsa bile sonunda hatasını anlar ve bir daha tekrarlamaz. Kitabın sonunda da mükemmel bir çocuk olur. Tabi bu bir genelleme. Ancak şu kesindir ki Türk Çocuk Edebiyatı’nda, yazarın, her zaman
çocuğa uygun, çocuğun kendisini güvende hissedeceği, kötülüklerden arındırılmış bir dünya yaratma kaygısı vardır. Batı Çocuk Edebiyatı’nda ise kitabın türü ne olursa olsun karakterler gerçekçidir. Yani hepimiz gibi iyi ve kötüyü içinde barındıran, hayatında olumsuzluklar da olan karakterler görürüz.

Uzman Dr. Gökçe Küçükyazıcı (Çocuk ve Ergen Psikiyatristi): Temelde, Batı ülkelerindeki çocuk kitaplarıyla, ülkemiz çocuklarına yönelik kitapların içeriğinde olması gerekenlerle ilgili doğrular arasında bir fark yok, çünkü çocuk gelişiminde hangi yaklaşımın doğru, hangisinin yanlış olduğu ile ilgili bir karmaşa yok. Ancak Batı toplumlarında kültürel farklılıklar nedeniyle bazı konulara (cinsellik gibi) yaklaşım daha açık olmaktadır, ama mutlaka belli sınırlar da konmaktadır. Toplumların tarihleri, gelişim düzeyleri, karakter yapıları doğal olarak çocuk edebiyatını da etkilemektedir. Kültürel farklar mutlaka dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde çocuk zaten anlatılanı kendine yakın bulmadığı için keyif de almayacaktır.

Anne babalar çocuklarının ne okuduklarından haberdar olmalılar. Ebeveyn, kitap seçerken çok dikkatli olmalı, özellikle çeviri kitaplarda anlatım dilinin ve içeriğinin çocuğun gelişimine uygun ve anlaşılır olmasına özen göstermeli. Çocuklar bilgi dağarcıkları artsın diye yaşına uygun olmayan, yetişkinlere yönelik kitapları okumaya özendirilmemelidir.

Samiye Öz (Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni): Çok önemli aşamalar geçirdi Türkiye çocuk kitabı açısından. Çocuk kitabı yoktu. Çocuk klasiği, Türk çocuk
klasiği arıyorsunuz, bulamıyorsunuz, yok. Kemalettin Tuğcu, onun dışında çocuklar için düzeltilmiş, kısaltılmış Türk klasikleri yok. Yok Ömer Seyfettin, yok Ahmet Rasim, çocuk kitabı değil bunlar. Yok böyle bir şey Türkiye’de. Şimdi yavaş yavaş Türk yazarları başladı. Çok iyileri var. Tabi bu işi çok kolay zannedip saçma sapan şeyler yazarak, kendi çocukluğunu anlatarak çocuk yazarı olduğunu zannedenler veya bugün İslam’ı anlatarak, onu duyumsayarak yazar olduğunu zannedenler var. Her türlüsü var, ama var hiç olmazsa. İyileri seçiliyor.

Şimdi bir aşama daha çıktı. Çocuk, kitabı eğlenmek için okusun. O çok önemli bir aşama. Daha henüz o aşama çözülmüş değil. Veliler de, çocuğunuz kitap okusun dediğimiz zaman, bir şey öğrenmek için okusun istiyor. O tehlikeli bir şey.

Kitapla yaşamı öğretiyoruz. Çocuğun yaşamda karşılaşacağı sorunları, kavramları, sosyalleşme etkilerini… Kitabın sevildiği ülkelerde araştırmalar var. Sırf bunu yapan yazarlar var, sırf bu bölümlerin başında çok ciddi profesyoneller var. Onlar aracılığıyla çocuğa bütün bir hayat veriliyor kitaplarla. Komik veriliyor, ciddi veriliyor, ona yaklaşarak veriliyor, onun gözüyle veriliyor.

Filiz Kaya (Pedagog – Psikolog): Pek çok şey hâlâ tabu. Bunlar çocukları ciddi anlamda sarsıyor. Ailenin çocuğunun soru sormasını sağlayabilecek bilgi düzeyine sahip olması gerekiyor. Temel sorun zaten ailenin çocuğa ne söyleyeceğini hiçbir koşulda bilmiyor olması. Çocuğun, soru sorduğunda tehlikeli bir cevap alması
bir risk. Çocuğu daha da kaosa sürükleyecek bir yanıt alması ya da hiç sormaması en kötü olasılık. Ailelerin bilgi sahibi olması gerekiyor: Çocuğun yaş dönemi nedir, hangi bilgilere ihtiyacı vardır, bazı soruları nasıl sorabilir, sormasını nasıl sağlayabiliriz… Çok küçük yaşlardan itibaren ölüm gerçekten çok yanlış anlatılıyor çocuklara. Çocuğun ölümün ne olduğuyla ilgili herhangi bir fikri yok. Toplumumuz da saklama tercih edilen bir durum. Çocuk soru soruyorsa, yanıtını almaya ihtiyacı var demektir. Çocukların soru sormasını teşvik etmeliyiz, yanıt vermeye çalışmalıyız. Yanıt verilemediği noktada uzmanlara başvurulmalı. Bir
yakının kaybı, ölümün kendisi gibi… Bambaşka bilgiler veriliyor. Bunlarla ilgili çocukların önceden bilgi sahibi olmasının herhangi bir sakıncası yok. Cinsellik de öyle. Okul öncesi dönemde de cinselik anlatılabilir. Bizim tabularımız nedeniyle çocuklar cinselliği korkunç bir günah olarak da algılayabiliyor. Bu da büyük hata.

Zümrüt Alp (Enkidu Kitap Genel Yayın Yönetmeni): Çocuk edebiyatı yetişkinlere sunulan edebiyattan daha sığ veya sınırlı bir edebiyat olmamalıdır. Burada yazar, yetişkin edebiyatının temel konularını işleyebilir ve çocuğun dünyasına çeşitli kapılardan girebilir: Yetişkin gözüyle çocuğu anlatabilir, çocuğun gözüyle
dünyayı anlatabilir, insanın temel sorularına cevap arayabilir, çocuğun hayal gücünden faydalanıp özgürce gerçekliğin dışına çıkabilir veya gerçekliğin kendisini sorgulayabilir, hatta yetişkinleri üzen ve zora sokan konulara çocuk bakış açısının keskinliğinden faydalanarak deva bulabilir. Ölüm de böyle bir tema ve bence çağdaş çocuk edebiyatının en eğlenceli konularından birisi.

Çağdaş çocuk edebiyatında hangi şaşırtıcı temalar vardır: Ölüm vardır, şiddet vardır, yalnızlık, yoksunluk, hayal kırıklığı, aşk ve tabii komiklik… Burada heyecan verici olan şey bu edebiyatın tanımlayıcı olmaması ve son sözü söyleme amacı gütmemesidir. Karmaşık insanlık hallerinin varlığını çocuktan saklamadan, onlar
hakkında kendi fikirlerini oluşturmalarına izin veren bir tavırla, yani edebi bir tavırla sunar ki, bu yüzden çocuk edebiyatı diye bir şeyden bahsedebiliyoruz bana göre. Kalıplar ve sınırlar sanatı engellemez, bilakis özgürleştirir. Çocuk edebiyatının çizdiği sınırlar, örneğin şiddetin veya cinselliğin çıplak bir görüntüye bürünmemesi edebiyatı engellemez. Çocuk edebiyatı çocukla ilgili korunmacı tavırdan sıyrıldığı ve daha çok temaya açıldığı, kendi kalıplarının içinde yeni anlatım biçimlerini araştırdığı ölçüde edebiyata daha da yaklaşacaktır.

Necdet Neydim (Şair-Çevirmen): Aşk, ölüm, şiddet, cinsellik dediğiniz zaman bu konuları yetişkinlerin bakış açısıyla değil, doğrudan çocuğun alımlamasını göz önüne alarak işlemek gerekir. Bu nedenle yazar ve yayıncının çok iyi eğitim almış ve bu konuları nasıl işleyeceğini bilen biri olması gerekir. Ayrıca yazarın kendi
ideolojisini didaktik bir biçimde çocuğa dayatması da ciddi sakıncalar doğurur. Yani çocuk, yazarın ve yayıncının dilediğince biçimlendirebileceği bir nesne değildir. Kendi anlayışlarını dayatamaz. Çocuk edebiyatında her konuyu işlersiniz, ama bu size dilediğinizi  yazma özgürlüğü vermez, tersine neyi yazmamanız gerektiğini bilmenin sorumluluğunu yükler. Özetle yazarın ve yayıncının buna hazır olması gerekir. Bir başka önemli konu ise, bunu anlayıp çocukla sorgulayacak ebeveyn ve öğretmenlere gereksinimdir. Onların da bu konuda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekir.

Çocuklar zaten gerçek hayatın sanal tanıklığını yapıyorlar. Akşam sofraya oturan bir aile savaş, cinayet ve magazin haberleriyle yemek yer. Çocuk sabah okula giderken başlayan ve okul içersinde, ardından dönüşte yaşanan süreçte sürekli şiddetle karşı karşıyadır. Şiddeti ille de fiziksel şiddet olarak ele alamayız. Eğitimdeki rekabetçi durum ve çocuğun bu nedenle iletişimsiz ve sevgisiz bir süreci yaşaması da şiddettir. Ama bu süreci ‘ideal çocuk projesi’ olarak niteleyenler
de vardır. Bu ironik durum çocuğa nasıl baktığımızı da ortaya koyar. Ama bunları ne yazık ki çocuk ve gençlik edebiyatında tartışmamız söz konusu olamaz. Sizi hemen dışlarlar.

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz