İyi Kitap

İstemek başarmanın yarısı mıdır?

İstemek başarmanın yarısı mıdır?

G. Mine OLGUN

Önce kabul etmeli. Hayat bizlere yanıtları önceden bilinmeyen sorular hazırlar. Onca emek vererek ulaştığımız cevap ise, bizi başka bir sorunun kapısına götürür. Doğmak, büyümek, konuşmak, sosyal bir varlık olmak, eğitim almak ve sonunda ‘birisi olabilmek’ hep birer sınavdır. Aslında, soyut süreçlere tekabül eden bu aşamalar, günümüz dünyasında arz ve talebin dengesizleşmesiyle birlikte, gerçek birer engele dönüştü. ÖSS, SBS, KPSS gibi sınavlar ise birer yaşam tarzına… Bu durumdan nasibini alan çocuklar, ebeveynler ve eğitimciler rekabetin soluğunu enselerinde hissediyorlar. Peki sınav dediğimiz şey bir amaç mı? Sınavlarla yaşamayı nasıl öğrenebiliriz? Başarı nedir? Seçim nasıl yapılmalı?

Uzun yıllardır çeşitli televizyon kanallarında sürdürdüğü eğitim programlarıyla tanıdığımız eğitimci Cihat Şener, bu konudaki fikir ve tecrübelerini Hayatımız Sınav adlı kitabıyla okuyucuyla paylaşıyor ve onları ‘sınav’ kavramıyla ilgili kapsamlı bir sorgulamaya davet ediyor. Şener’le baştan sona sınav olan hayatımızı konuştuk.

Hayatımız neden sınavdır?

Sınav denince 2-3 saat süren, yoğun sorular grubunu yanıtlamayı algılıyoruz. Oysa doğmak, yürüyebilmek, hatta konuşabilmek bile birer sınavdır.

Öğrencilerin birer kıyamet gibi algıladıkları sınavların, hayatın doğal süreçleri gibi aşılması gerektiğini söylüyorsunuz. Bu konudaki genel duruşunuzu özetler misiniz?

Hayatımız Sınav, sınavları düşman ilan edip onlarla anlamsız bir kapışmaya girmek yerine akılcı yollar kullanarak ve sınavlarla yüzleşerek onlarla birlikte yaşamaya çalışmayı öneren bir kitap. Nasıl ülkemiz fay hattı üzerinde olduğu için depremle yaşamaya alışmamız gerekiyorsa, sınavlara da alışmalıyız. Onlardan korkup kaçarak bir yere varamayacağımız açıktır. Hepimiz sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda belli bir yaşam kalitesi yakalamak istiyoruz. Bir lokma bir hırkaya razıysanız sorun yok elbette. Ama daha fazlasını istiyorsanız sınav olacak. Çünkü herkes aynı şeyi istiyor. Karar sizin.

ÖSS’nin yapılması gerektiğini savunuyorsunuz. Bu gibi sınavların mantığını nasıl açıklıyorsunuz?

Sınav bir sonuçtur. Amaç değildir. ÖSS de eğitim sistemimizdeki aksaklıklar sonucunda ortaya çıkmıştır. Ben sınavı savunmuyorum. Yerine koyabileceğimiz daha akılcı bir şey olmadığını söylüyorum. Talebin çok ama arzın az olduğu yerde sınav bir mecburiyettir. Objektif ve eşitlikçi olmanız gerekiyor. Çözümü nasıl bulacaksınız?

Test sisteminin yoruma dayalı olduğunu, düşünüldüğü kadar kötü bir sistem olmadığını savunuyorsunuz. Neden?

Test sınavında başarılı olabilmek için sadece bilgi yeterli değilidir. Yorum, analiz ve doğruyu yanlıştan ayırma becerisi ister. Test için ezberlenmesi gerektiği yanlış bir yargıdır. Hani şikayet ediyor ya öğrenci; “Çok çalışıyorum ama bunu sınava bir türlü yansıtamıyorum” diye. Çalışıyorum dediği ezberlemektir. Yansıtamıyorum dediği de bilgiyi kullanma becerisinin eksikliğidir.

“Gönlün ne istiyorsa onu yap”, “İstemek başarmanın yarısıdır,” gibi önerilere karşı çıkıyorsunuz… İstemek nasıl başarmanın yarısı olabilir ki? Emek vermeden, çaba harcamadan, sadece isteyerek nasıl elde edersiniz başarmanın yarısını?

Birinin çocuklara, emek harcamadan başarı elde edemeyeceklerini söylemesi gerekiyor. Bu tür söylemlerin sadece ‘gaz’ olduğunu çocuklar fark ettiler artık.

Kitapta net önerileriniz de var. Örneğin “Ard arda en fazla üç kez sınava girilmeli” gibi… “Üç kez denemeli” söylemim, elbette ki bir yasa veya kural değil. Yedi
sekiz kez deneyip gerekli puanın yarısını bile zor alırken, “Ben idealistim dokuzuncu defa deneyeceğim,” demek çok akıllıca değil. Ya hedefinizi gözden geçireceksiniz ya da vazgeçeceksiniz.

ÖSSzede diye bir şeyin olmadığını, bu söylemin bir savunma mekanizması olduğunu söylüyorsunuz. Sizin söylediğiniz gibi, gereklilikler yerine getirildiğinde mağdur olmak mümkün değil mi?

Evet, değil. Gerekenleri yaparsanız mağdur olmazsınız. Kendinizi mağdur görüyorsanız bunun suçlusu sınav değildir. Çalışacaksınız, öğreneceksiniz, denemeler yapacak ve eksiklerinizi göreceksiniz, kendinizi geliştireceksiniz, aklınızı kullanacak ve emek vereceksiniz. O zaman mağdur olmazsınız. Sınava bunları yapmadan girerseniz, sonuç hüsrandır. Oturup ağlamak ve sınavı suçlamak kolaycılıktır. Önemli olan zoru başarabilmektir.

‘Başarı’ hayatımızın merkezindeki kavramlardan. Siz nasıl tanımlıyorsunuz başarıyı ve başarısızlığı?

Başarı ‘birdenbire’ değildir. Uzun süren hazırlık süresi vardır. Önce toprağı hazırlar, sonra ekersiniz. Sabırla bakımını yaparsınız. İlaçlar, gübreler, yabancı otları ayıklar, sular ve çapalarsınız. İşte bütün bunlardan sonra ‘iyi ürün’ alırsınız. Bilinçle ve akılla sürdürmelisiniz bu süreci. Başarısızlık ise, ayağını yorganına göre uzatmamaktır. Kendini tanımamaktır. Gereksiz hayaller kurup kendini bunlarla oyalamaktır. Zamanı ve emeği boşa harcamak demektir. Aklı kullanmamaktır.

Yanlış yapmak konusunda neler söylersiniz?

Gençlerin yanlış yapmaya hakkı olduğuna inanıyorum. Biz yetişkinlerin de… Ama bu hak sonsuz kez kullanılmamalıdır. Akıllı olanlar hatalarından ders alanlardır.

Kitabınızın bir yerinde “On dört yaşındaki genç kızın sivilcesi küresel ekonomik krizden daha önemlidir,” diyorsunuz. Anne babalar çocuklarını, çocuklar da anne babalarını anlamıyor. Bu sorun nasıl aşılabilir?

Aşılamaz. Bir çocuğun anne babası ile anlaşmazlıklarının olması normaldir. Olmaması dikkat çekicidir. Bazı ailelerde ‘yokmuş gibi’ yapılır. Yani halının altına süpürülür. Ama sonra fatura daha kabarık olur. Önemli olan anlaşmazlıkları çözümlemektir. Elbette yerine yenileri gelecektir. Ve siz yine aklınızı ve deneyimlerinizi kullanarak onları da çözümleyeceksiniz. Sanmayalım ki çocuklar büyüdükçe sorunlar azalır. Aksine sorunlar da onlarla birlikte büyür. Yılgınlığa düşmemek gerekir. Çünkü siz de büyümektesiniz ve sorun çözme becerileriniz artık gelişmiştir. Biliyorsunuz buna ‘tecrübe’ deniyor. Kısacası hep çözeceğiz. Çünkü ‘hayatımız sınav’.

Hayatımız Sınav
Cihat Şener
Notos Kitap / 175 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz