İyi Kitap

Ay’la yıldızla bezenmiş bir alfabe

Ay’la yıldızla bezenmiş bir alfabe

Zarife BİLİZ

Adı Mustafacan Yaşar Sönmez Şafak Yalçınkaya olan bir çocuk okuma yazma öğrenmeye kalkar. Ama önce alfabeyi öğrenmesi gerek! Yıldızlı Alfabe, upuzun bir adı olan bir çocuğun harflerle tanışmasının ve adını yazmayı öğrenmesinin aylı yıldızlı öyküsü!

Adı Mustafacan Yaşar Sönmez Şafak Yalçınkaya olan bir çocuk okuma yazmayı öğrenmeye kalkınca ne mi olur? Ne olacak, ben adımı yazmayı nasıl öğreneceğim diye kara kara düşünür elbette. Onun bu korkusunu duyan Aydede imdadına yetişir, adları aynen bu çocuk gibi uzun olan yıldızları yardıma çağırır da öğretirler bu zavallı çocuğa okuma yazmayı. Böylece adı Mustafacan Yaşar Sönmez Şafak Yalçınkaya olan çocuk Aydede’nin, Çobanyıldızı, Güney Kutupyıldızı, Küçüksuyılanı Yıldızı, Küçük Kuyrukluyıldız, Pers Takımyıldızı, Küçükayı ve Büyükayı’nın yardımıyla tek tek harflerle tanışır, onların şekillerini öğrenir ve sayfanın altındaki boşluğa kendi küçük harfini çizme şansı bulur.

Kimi kitapların ‘gücü’ içerdiklerinde değil çağrıştırdıklarında yatıyor olabilir. Alfabe deyince, tek tek harfleri öğrenerek, ardından hecelere, derken kelimelere ve cümlelere geçerek okuma yazmanın söküldüğü artık çok gerilerde kalmış o günlere uzanmamak, oralardan bugüne gelmemek elde değil.

ALET EDEVAT KUTUSU GİBİ
Adı gerçekten Alfabe olan bir alfabeyle eğitim gören son kuşağın üzerinden kaç yıl geçti kim bilir? Hayal meyal hatırlardadır; parlak mavi kuşe kaplı, üzerine kalın puntolarla bindirilmiş Alfabe yazısının okunduğu ve yavrukurt giysili bir kız irisinin elinde fener tuttuğu kitap… ‘Aydınlanma’nın fenerini, hem de yavrukurt giysili, muhtemelen adı Ayşegül olan bir kız çocuğuna tutturan Cumhuriyet ideolojisinin taşıdığı bütün anlamları bulabilmek mümkündü o Alfabe’lerde. ‘Ayşe’ler ‘gül’sün diye ‘orda’ki, ‘uzakta’ki köye yüzünü dönmüş yavrukurtların yürüyüşünde, Alfabe, elimize verdiği tek tek harflerle neler yapabileceğimizi bize gösteren bir alet edevat kutusu gibi karşımızda duruyordu. Belki de hareket kabiliyetimizin daha fazla olmasından güç ve cesaret alarak yürümüştük şehirlerden o ‘uzaktaki köylere’, kimi zaman şarkılarla, kimi zaman marşlarla…

ORADA BİR KÖY YOK UZAKTA
Sonra, Alfabe’ler bir yana bırakıldı, tek tek harflerle değil de cümle kalıplarıyla okuma yazmanın sökülmesi, aynı zamanda harflerden oluşan o alet edevatın elimizden alınıp, üstümüzde giderek küçülen giysilerle, kalıplarla ve kalıplaşmış hayatlarla baş başa kalışımızın da resmi oldu. Artık ‘orda bir köy’ yoktu uzakta, her şey yakın, her şey kalıpların içinde… Çocukların adları da Ayşegül değildi; yok olan ne çok şey varsa ada dönüşmüş gibi akın ediyordu ortalığa, Umutlar, Ümitler, Barışlar…

Ve bugüne geldiğimizde, adı Mustafacan Yaşar Sönmez Şafak Yalçınkaya olan bir çocukla, Ay’la, Yıldız’la örülü bir Alfabe’yi, Yıldızlı Alfabe’yi elimize aldığımızda, bunca sıkıştırılmış anlamlardan nasıl bir hayatın, nasıl bir çocukluğun çıkacağı, kalıplara, basmakalıplara alışmış çocukların tek tek harflerle neler yapabilecekleri sorusu soruluyor ister istemez…

Cevap Alfabe’de mi bilemem, ama her çocuğa güvenmek gerek. Eline A’yı, B’yi, C’yi ve diğerlerini, hatta X’i, W’yi alan her çocuk, adının ve tarihinin yüklemlerinden bağımsız olarak yaratabilir. İnsanlık, çocuklarına kalıpları değil aletleri vererek daha hayırlı işlere vesile olabilir. Belki bu yüzden, Alfabe’leri çoğaltmak gerekir, her çocuğun annesiyle babasıyla konuştuğu dildeki alfabeleri, sokakta arkadaşlarıyla oynadığı dildeki alfabeleri çoğaltmak gerekir. Herkesin konuştuğu ve yaşadığı gibi kendini ifade edebileceği alet edevata sahip olabildiği bir dünya, ‘henüz yazılmamış olan’ o en güzel kitapların da sayfasını aralayacaktır muhakkak…

Yıldızlı Alfabe
Süleyman Bulut
Resimleyen: Gözde Bitir S.
Can Çocuk / 41 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz