İyi Kitap

Baloncu Fırat’ın balonları bunlar!

Burcu AKTAŞ

Vapurları Seven Çocuk ile bir çocuğun kötü kentleşmeye karşı koyuşunu incelikli karakterleri ve güzel çizgileriyle ustaca anlatan Behiç Ak, toplumsal sorunları çocuklara aktarma işinden bir kez daha kaleminin akıyla çıkıyor.

Bir sokağın çocuğu olmak, orada büyümek, ağlamak, eğlenmek ve orada âşık olmak bir tavır kazandırırinsana. O sokakta top koşturan, ip çeviren, ağaca tırmanan her çocuk için bir nevi memlekettir büyüdüğü sokak. Peki, bir gün o sokak kentleşme adı altında beton bir kabuğa büründürülür ve değerlerini kaybederse ne yapar bir çocuk? Belki de ne yapabilir diye sormak lazım. Behiç Ak, Vapurları Seven Çocuk ile bir çocuğun kötü kentleşmeye direnişini incelikli karakterleri, güzel çizgileriyle ustaca anlatıyor. Güneşi Bile Tamir Eden Adam ile tüketim toplumunu mükemmel bir şekilde anlatan yazardan başka türlüsü beklenemez ama yine de belirteyim, Behiç Ak bir kez daha kaleminin ‘ak’ıyla çıkıyor toplumsal sorunları çocuklara aktarmak işinden.

Behiç Ak karakterlerinin hepsinin altına ‘kahramanım benim’ diye not düşebilirim. Ancak bazıları elbette biraz daha öne çıkıyor. Fırat da onlardan biri… İstanbul Boğaz’ının kıyısındaki Hamsi Apartmanı’nda oturan Fırat, annesi, kardeşi ve bembeyaz kedisi Tebeşir’le yaşıyor. Tatillerde Boğaz vapuruna binip balon satıyor. En tatlısından rüya gibi bir hayatı var Fırat’ın. Hele o vapur ortamı… Köpükleri peşinden hiç ayrılmayan minik Boğaz vapurunun içinde olmak bile yeter adama. “…sabahları, mavi sularda beyaz danteller oluşturarak dolana dolana gelir, iskeleden yolcularını alır giderdi. Bazen kıyıya öyle yaklaşırdı ki, pencereleri neredeyse yalıların pencerelerine değerdi. Yolcuların nefesi, yalı pencerelerini buğulandırırdı. Çay içenler aniden bir yalının kahvaltı masasına ortak olurlardı. Simit, peynir ve zeytinlerini birbirleriyle paylaşırlardı. Yalı sahipleri kaptana, yaprak sarma, elde açma ıspanaklı börek, dut reçeli ve çay ikram ederler, geceden kalma dedikoduları yetiştirirlerdi. Yolcular da bazen, okuyup bitirdikleri gazeteleri yalı pencerelerinde oturanlara verirlerdi.” İşte böylesi bir ortamın çocuğu Fırat…

AH BEHİÇ AK AH!
Mahallesinde de yaşam bundan farklı değil. Meliha Hanım’ın eski ahşap yalısında geçirilen güzel vakitleri mi, yalının yanındaki meydanda oynanan oyunları mı, tarihi vapur iskelesinin ihtişamını mı, yoksa mahallenin en yaşlısı Çınar ağacını mı anlatsam… Günümüz çocuğunun pek sık karşılaşmadığı bir durum bu maalesef. Mahalle gibi mahalle anlayacağınız Fırat’ınki. Ama bu durum bir gün değişiverir. Bu değişim Meliha Hanım’ın tek başına koca yalıyla uğraşamayıp taşınmasıyla başlar. Boş kalan yalının yıkılıp yerine gökdelen yapılacağı yayılır mahalleye. Derken mahallenin değerleri bir bir gözden düşmeye başlar. Vapurlar semt sakinleri için kağnı arabasından farksızdır artık. Sevimli kedilere bile pire torbası gözüyle bakılır.

Güzelim semt çok geçmeden baştan başa değişir. İskele meydanındaki kahveler ve dükkânlar el değiştirir, pahalı lokantalar açılır yerlerine. Lokantalara gelenlerin arabaları meydanı doldurur, “insanlar otomobillerin izin verdiği dar alanlar içinde hareket edebilir” duruma gelir. Kaçınılmaz son yalının bahçesine de sıçrar ve canım bahçe otopark olur. Minik boğaz vapuru kaldırılır, iskelesi lokantaya dönüştürülür. Gündelik yaşam da başkadır artık. Ama yeniliklerin ne kadar olumlu ve mutlu edici olduğu tartışılır.

İşte bu noktada Fırat ortaya çıkar. Fırat’ın bu gidişata bir itirazı vardır. Vapur sevdalısı çocuğun semtin durumunu düzeltme çabasını açık etmeyelim burada. İşin tadını kaçırmayalım ki, kararlı olmanın neleri değiştirebileceğini okuyan herkes bir kez daha görsün. Fırat zorlu bir ortamın kahramanı benim gözümde. Eyleme geçebilen bir çocuk olduğu için kıymetli.

Ah Behiç Ak ah… Beni hiç yalnız bırakmadın. Yaşamla kavgam olduğunda illa ki bir kitabını ulaştırdın bana. Çoğu şeyin anahtarı olan “etrafından başla işe” önerisini fısıldadın kulağıma. Behiç Ak’ın özellikle ilkokul çocukları için yazdığı kitapların zaman içinde birer felsefe kitabına dönüştüğü konusunda dünyadaki herkesle iddiaya varım. Behiç Ak ne yazdıysa okudum, çocuk kitabı, roman, tiyatro oyunu… Ne çizdiyse gözlerimi alamadım… O, ‘benim yazarım.’ Çocuklarına bazı konuları nasıl anlatacağını arpacık kumrusu gibi düşünenler Behiç Ak’ı okutsunlar onlara. Behiç Ak okuyan çocuk sağduyulu bir çocuk olur emin olun.

Vapurları Seven Çocuk
Behiç Ak
Günışığı Kitaplığı / 95 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz