İyi Kitap

Dağlarca’nın sözcükleri

Dağlarca’nın sözcükleri

Sema ASLAN

İyi şiir örneklerinin zayıf olduğu çocuk edebiyatına ilgisiyle, çocukların şiirle tanışmasında büyük bir şans olan Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Parmak ve Bağımsızlık Savaşı üst başlıklarıyla yayımlanan serileri bir kelimeyle kapılar açıp kapatıyor. Üstelik, çocuk şiirini ‘ödev’ halinden çıkarıyor.

İlkokulda, öğretmen söyler: Yarın bir ‘elma’ şiiri bulup gelin. Ya da ‘bahar’ konulu bir şiir… Taşıtları anlatan bir şiir; vapurun kıçına takılı pervanenin sesini anlatan… Veya gölgelerden söz eden bir şiir… Elbette bir Atatürk şiiri… Bir Kurtuluş Savaşı şiiri… Bilemiyorum, o zamanlar çok sıkılırdım. Bu şiirleri bulabilmek için ille de kütüphaneye gitmem gerekirdi; hangi kitapları karıştırmam gerektiğini de bilemezdim; konular sınırsız, şiirler de mi öyle?

Bugün hâlâ bir komşu çocuğu elinde bir defterle kapıyı çalıp, “Kitaplığınızda şu konuyla alakalı bir şiir var mı acaba?” diye soracak olduğunda veya kızımın da 3 5 yıl sonra ‘konulu’ bir dünyaya adım atacağını düşündüğümde sıkılırım. Oysa olmaz olur mu, şairler dünyası hemen her konuda yazdıkları şiirlerle kitaplıkları doldurmuşlardır… İstesek, en alâsından bir elma şiirini bulur, yüzümüzde kocaman bir gülücükle –elma çürük değilse tabii, onu okuyabiliriz. Kadınları, adamları, çocukları, onların aşklarını, ayrılıklarını, kavgalarını anlatan; dostlukların kutsandığı muhabbet sofralarına adanan; köylerde, kasabalarda mısra gezdiren ölümlere ağıt, savaşlara destan olan ve gerçek şiir sever için belki de bazen bir dua niyetine okunan, bizi sayıklamalara sürükleyen ve kendisinden medet umulan ‘şiir’den söz ediyoruz.

İşte belki tam da bu yüzden, onun bir ‘ödev’ olması hali, bende sıkıntı yaratır. Ama yine aynı nedenle, ondan iyi bir ödev de olamaz. İnsan psikolojisini de, toplumsal yapıyı da, tarih denilen dinamiği de edebiyattan, hatta çemberi biraz daha genişletip düşünecek olursak, sanattan, sanatın kendisinden daha iyi anlatabilecek bir tür, düşünülemez gibi. Tehlike, görev duygusunun başlayıp, bittiği yerde olsa gerek.

‘ÇOCUK KALMIŞ’ ŞAİR
Fazıl Hüsnü Dağlarca, edebiyatımızın en üretken, çocuklara da en yakın isimlerinden biri oldu. Profesyonel yaşamında bir askerdi ama ilk gençlik yıllarından itibaren şiir yazdı, edebiyatla güçlü bağlar kurdu. Kendisiyle yapılan bir söyleşide, edebiyatla, şiirle arasındaki bu bağı anlatır: “Çok küçükken duyduğum bir masal, o masala inanmak böyle düşündürdü beni: O masalda ‘Kırk Haramiler’ evlerini bir dağın arkasına yapmışlardı. Kırk harami, evlerinin bulunduğu dağın önüne gelip ‘Açıl susam açıl!..’ diyorlar, dağın üzerindeki saklı kapı açılıyor, o kırk harami atlı olarak içeri giriyor, kapıyı ‘Kapan susam kapan!..’ diyerek yine sözle kapatıyorlardı. Bu küçük görüntü düşüne düşüne beni şiire ulaştırdı. Bu benzerliği, belki şiirin de sözcüklerden, sözden kurulu olması yaratmıştır. Söze, sözcüğe böylesine inanç duydum. Yeri gelmişken söylemeliyim: Ben gençken, on beş yaşıma kadar, şiir yazarken çok terlerdim; şiir bittikten sonra, gömleğimi sıktığımı, teri gömleğimden akıttığımı bugün bile anımsarım. O kadar zorlanmamın nedenine gelince… Çözemem, anlatamam. Belki, yazdığıma inanırdım, ondan sanıyorum. Şöyle: Ben bir adayı yazarken ayaklarımın altında ada olurdu; dağ yazarken dağ vardı; elleri yazarken ellerim karşımdakinin elleriyle dolardı, sıcaklardı. Bugün bile biraz öyledir. Ben şiire inanırım.”

Bu kadar açık ve bu kadar ‘çocuksu’ bir masumiyet gizliyken Dağlarca’nın şiirinin gerisinde, onu bir ‘ödev’ duygusuyla okumak, çocuklara da şaire de haksızlık. Yazının başından itibaren bunu kurcalamış olmamın nedeni, Dağlarca’nın Bağımsızlık Savaşı üst başlığıyla yayımlanan 5 kitaplık serisinin, tam da ‘Kurtuluş Savaşı temalı bir şiir bulun’cuları anımsatmasıdır. Bağımsızlık Savaşı serisi bir yandan çocuklara tarihin belli bir kesitini öğretmenin iyi bir yolu olarak görülebilir –nitekim seri, adım adım Kurtuluş Savaşı’nı ‘belgeliyor’:

Derin bir ümitsizliğin ve yıkımın yaşandığını anlatır ilk kitap: “Gönül bir karanlıktır, / Gün ışığında bile, / Geceleri / Ağrısından duramam. / Avunurum sarıca sarıca, / Ses ederim ışıl ışıl, / Geceleri / Parıltım da yok. / Barutsuz, çekirdeksiz, / Bin bir düşmana karşı, / Geceleri / Kim uyur?” (‘Boş Bir Fişek Kovanı,’ Samsun’dan Ankara’ya)

7’den 70’e bir halk örgütlenmesini anlatır ikinci kitap: “İsmail sordu anacığına: / – Bu ovalar nasıl olur? / – Nerede bir gazi varsa. / Sevindi İsmail. // İsmail sordu anacığına: / – Bu dağlar nasıl olur? / – Nerede bir şehit varsa. / Daha sevindi İsmail.” (‘İsmail’in Sevinci’, İnönüler.)

KAN RENGİ AYDINLIK
Gücün neredeyse tükenmekte olduğundan söz eder üçüncü kitap: “Kanlar ki karanlığa nar / Hele hele dayandımız. / Vurulanın yarasın sar / Hele hele dayandımız. // Her kesekte bir şehit var / Hele hele dayandımız. / Nesi durur nesi akar / Hele hele dayandımız. // Büyümüş gökyüzüyle kar / Hele hele dayandımız. / Bitmez tükenmez ki dağlar / Hele hele dayandımız.” (‘Direnmek Daha Direnmek’, Sakarya Kıyılarında.)

Dördüncü kitapta artık ‘kan rengi’ bir aydınlık söz konusudur: “İşte kıpkızıl bir masaldan çıktık / Ağaçtan taşa, kan // Ayaktan ayağa / Göğüsten göğse / Baştan başa kan…” (Kanın Güzelliği). Veya: “Artık dayanamadı kimse / Süngüsüyle saldırdı, yerle gök arasından, / Duyulmuyordu çiçek miydi kan mıydı / Damlayan yarasından.” (‘Kırmızıyla Allanmak’, 30 Ağustos.)

Son kitap, bağımsızlık için ödenmiş bedelleri bir hatırlatmadır –ki şiddet tonu yüksektir: “Görüyor musunuz / Al kanda bacakları. // Kan dolmuş çarıklardan belli / Bir destanda bacakları. // Gelinin yüzü uçmuş gitmiş / Geri kalanda bacakları. // Parlar güneş doğar doğmaz / Büyüyen tanda bacakları. // Süngüdür arasındaki bakınız iğrenmeden / İki yanda bacakları.” (‘Kınalı Gelinin Bacakları’, İzmir Yollarında.)

Yukarıda alıntılanan şiirlerden de görülebileceği gibi, bu şiirler Yapı Kredi Yayınları’nın Doğan Kardeş dizisinden çıkmış olsalar da, bence, tek bir sözcüğüyle
kapılar açıp kapılar kapatabileceğine inanan ve bu anlamda gönlü ‘çocuk kalmış’ olan şairinin diğer şiirlerini bilmeyen çocuklara biraz erkence bir hat çizme tehlikesini barındırıyor içinde. Bu nedenle hem şairin kendisine hem çocuklara hem de tarihe özen göstermek, şiirlerin kendilerine has bir zamanı olduğunu hatırlamak gerekir diye düşünüyorum.

Tam da bu yüzden belki de aynı yayınevinin yayımladığı başka bir seriden de söz etmek anlamlı olabilir: Parmak serisi. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Başparmak, Gösterme Parmağı, Orta Parmak, Yüzük Parmağı ve Serçe Parmak isimli beş kitaplık serisi, şairin uluslararası bir çocuk kongresinden aldığı ilhamla hayata geçirdiği bir proje aslında. Kongreye katılan yazarların ve şairlerin de bir zamanlar çocuk olduklarını anımsayarak, onları, dünyanın dört bir yanından gelen o insanları, ‘şiirleştirmiş’ Dağlarca. Ve ortaya, her biri kendi dilinde, kendi sesinde yerküreye dokunan çocuk imgesini yaratan Parmak serisi çıkmış. İşte o şiirlerden bir örnek:

“Ey yeryüzü çocukları duyuyor musunuz / Burası Moritanya’nın Şingetti köyü / Avuçlarımız acımıyor artık  Artık belimiz ağrımıyor. // Kuyulardan suları biz çekerdik ya eskiden / Şimdi bir okul yaptılar / Yanında upuzun bir kule / Okuyoruz öğreniyoruz oynuyoruz akşama dek. // Damında güneş pompası var / Topladığı sıcaklığı güce çeviriyor hemen / O güç çekiyor kuyudan suyu bizim yerimize / Avuçlarımız acımıyor ki belimiz ağrımıyor ki. // Eskiden iki kova alırken her ev / Şimdi dört kova kullanıyor ne güzel. / Şingetti’nin çocuklarını alkışlayınız / Ey yeryüzü çocukları.” (‘Güneş Pompamız’, Başparmak.)

Yeryüzünün tüm çocukları doğayı, barışı ve oyunu görsün, tatsın diye…

Samsun’dan Ankara’ya
(Bağımsızlık Savaşı 1)
Fazıl Hüsnü Dağlarca
YKY Yayınları / 80 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz