İyi Kitap

Dünya kazan, Bay Fogg kepçe

Dünya kazan, Bay Fogg kepçe

Umay SALMAN

Yazdıkları ve buluşlarıyla insanlara ilham vermeyi, onları heyecanlandırmayı sürdüren Jules Verne’in pek çok eseri sinemaya uyarlandı. ‘Seksen Günde Devri Alem’ bu eserlerden biriydi, ancak ne yazık ki sinemada bekleneni vermedi.

Onuncu yaşgünümdü, hediye paketlerinin birinden Seksen Günde Devri Alem çıkmıştı. Okuyunca doğum günümün en güzel hediyesi olduğuna karar verdiğimi hatırlıyorum. Hayal gücüyle her şeyi mümkün kılan Jules Verne ile ilk kez o zaman tanıştım. Onun sayesinde hakkında hiçbir fikrim olmayan coğrafyaları gördüm, geçit vermeyen ormanlardan uzayın derinliklerine kadar seyahatler yaptım. Bilimkurgunun babası Jules Verne’in kitapları sayesinde kim bilir kaç çocuğun dünyası aydınlandı?

Jules Verne’in macera tutkusu da küçük bir çocukken başlamış. Gemilerde tayfalık yapmak için evden kaçmış ancak kısa sürede yakalanıp ailesine teslim edilmiş. Evden kaçabilecek kadar maceraya düşkün bu çocuk, büyüdüğünde tüm zamanların en çok dile çevrilen seyahat ve bilimkurgu romanlarını yazdı.

Jeoloji, mühendislik ve astronomi okuyarak geçirdiği uzun zamanlar sonrasında yazdığı kitapları adeta gelişini sezdiği buluşlarla doluydu. İnsanoğlu daha aya ayak basmamıştı ki, o bir füzeyle beyaz gezegene gitti, Nautilius isimli denizaltı ile denizin kilometrelerce altına daldı, balonla en uzun seyahat henüz gerçekleşmemişti ki, o balonla Afrika’yı bir uçtan bir uca dolaştı. Bunların hepsini kalemiyle hayata geçirdi. Öte yandan 1800’lerde yazdığı olaylar, kuşaklar boyu okunurken bir bir gerçekleşti. İşte bu yüzden Verne, bir ‘bilim kâhini’ lakabıyla anıldı. Yazarın yaratıcılığına şapka çıkarıldığını kanıtlayan şeyler de oldu tabii. Örneğin Avrupa’nın en büyük ve en gelişmiş uzay aracına onun adı verildi.

BİLİM FALCISI VERNE
Verne’in macera dolu, coğrafya atlasını andıran kitaplarından biri de meşhur Seksen Günde Devri Alem’i. 1872’de yazılan kitap Türk okuyucular için de bir ilk üstelik. Çünkü Türk okuru Fransız yazarla ilk kez 1875 yılında bu kitap sayesinde tanıştı. Kitap bir İngiliz beyefendisi Phileas Fogg’un, Londra Reform Kulüp’teki arkadaşlarıyla giriştiği iddiayı anlatıyor. İddia bir hayli ilginç; dünyanın çevresi seksen günde dolaşılabilir. Fogg’un bahis konusu yaptığı şey ise tüm parası. Dünyanın çevresini dolaşmak için seksen gün çok bile, diyebilirsiniz. Ancak hikâyenin 1800’lü yıllarda geçtiği ve o yılların imkânları düşünülünce bu yolculuğun hiç de kolay olmadığı ortada. Zira Fogg ve uşağı hava yolu kullanmadan, kimi zaman fil sırtında, kimi zaman tren ya da gemiyle yolculuk eder. Trenin rötar yapması, geminin bozulması gibi birkaç saatlik bir gecikmenin bile imkânsız hale getirdiği yolculuk tahmin edeceğiniz üzere pek bir heyecanlıdır.

Kitabı okurken Bay Fogg ve uşağının karşısına çıkan her aksilik okuyucunun yüreğini ağzına getirir. Ancak kitabımızın kahramanı Fogg, adeta bir sakinlikabidesi, sinirleri alınmış bir adam. Bu sakinlik kimi zaman insanı çatlatacak noktaya gelse de, Bay Fogg bu özelliği sayesinde “yolun sonu geldi, iddia kaybedildi” denilen yerlerde bile çözüm bulabilir. Fogg nevi şahsına münhasır bir karakter. Her gün yemeğini aynı saatte yer, aynı saatte evden çıkar ve eve hep aynı saatte döner.

Uşağı Passepartout’nun da ilginçlikte aşağı kalır yanı yoktur. Passepartout, gezgin şarkıcılıktan cambazlığa kadar pek çok iş yapar, sonunda “bir düzenim olsun” diyerek iş için Fogg’un kapısını çalar. Göçebe hayattan yerleşik düzene geçmenin hayallerini kuran Passepartout, işe girdiği ikinci gün, her gün aynı saatte aynı şeyleri yapan efendisinin seksen günde dünya turuna çıkacağını duyunca yıkılır. Bir insanı tanımanın en iyi yolu birlikte yolculuğa çıkmaktır derler ya. Fogg ve Passepartout da yabancı olarak çıktıkları yolculuktan birbirlerine gönülden bağlı olarak dönerler. Passepartout’nun, yolculuğu pek çok kere zora sokacak hatalarına hiç kızmayan Fogg’un, uşağını iddiayı kaybetmek pahasına da olsa yerlilerin elinden kurtarmaya gidecek kadar da büyük bir gönlü vardır. İkilinin yolculuğu, İngiliz bankasını soyan hırsızın Bay Fogg’a benzemesi nedeniyle peşlerine düşen müfettiş sayesinde kimi zaman bir kaçışa dönüşür.

Bu keyifli, heyecanlı yolculuğun tadını kaçırmak istemediğim için şu kadarını söyleyeyim; Bombay’ın renkli sokaklarını, karabiber ağaçlarının, hızlı ve yırtıcı maymunların olduğu Singapur Adası’nı, Pasifik Okyanusu’nu, San Francisco’yu ve daha pek çok yeri görebilir, kar tepelerini yelkenli kızakla aşabilirsiniz. Kitabın sonunda ise sizi bir sürpriz bekliyor.

SÜRPRİZ BİR SON
Bu keyifli roman da Jules Verne’in pek çok kitabı gibi tiyatroda, sinemada hatta beyaz camda kendine yer buldu. 80 kuşağının çok iyi hatırlayacağı bir çizgi filmi vardı. Romanın serbest uyarlamasıydı bu çizgi dizi. Bütün karakterler kedi, aslan, puma gibi kedigillerden oluşuyordu. Bay Fogg bir aslandı. Kuyruğunun dışarıda kaldığı bir takım elbise giyer, ceketinin cebindeki zincirli saatini çıkarıp bakardı sürekli. Seksen Günde Devri Alem’in beyaz perdeye yansıyan son örneği ise 2004’te vizyona girdi. Film kitaptan farklı olarak köyünden çalınan kutsal bir objeyi geri vermek için Çin’e gitmeye çalışan Passepartout çevresinde gelişiyor. Passepartout’nun yol arkadaşı ise seksen günde dünyayı dolaşacağına dair bahse giren mucit Phielas Fogg. Frank Coraci’nın yönettiği film hem macera hem komediydi. Bay Fogg rolünü Steve Coogan, Passepartout rolünü ise Jackie Chan oynadı. Keyifli ve bol sürprizli bir filmdi. Birçok ünlü isim ufak rollerde izleyicinin karşısına çıkıyordu. Ancak film beklenen başarıyı ulaşamadı, büyük bütçesinden dolayı tarihin en zararlı filmi unvanını aldı.

Seksen Günde Devri Alem
Jules Verne
Çeviren: Pınar Güzelyürek
İthaki Yayınları / 378 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz