İyi Kitap

Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar

Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar

Elif TÜRKÖLMEZ

Güzel ve Çirkin, Külkedisi, Rapunzel, Uyuyan Güzel… Masallar aşkın en saf halini anlatıyor. Bugünden bakınca imrenmemek imkânsız. Ama insan gerçek hayatta böyle aşklara yer var mı diye sormadan edemiyor.

Hani gerçek olamayacak kadar derin, etkileyici, sürükleyici aşklar için ‘tıpkı masallardaki gibi’ deriz. Çocuk masallarını, üzerinden epeyce zaman geçtikten sonra tekrar okurken, bu ifadenin ne kadar doğru olduğunu düşündüm.

Aşk, masallarda başka, gerçek hayatta çok başkaymış. Masallar, ideal aşkın peşinde giderken gerçek hayatta bir türlü beceremediğimiz zorlukları çabucak aşıyor, her düğümü şıp diye çözüyormuş. Gerçek hayattaki ‘aşkın zorlu yollarını nasıl aşarız?’ı şimdilik bir kenara bırakalım ve masallardaki o büyüleyici, lezzetli, dolu dizgin aşklara bakalım. Klasik çocuk masallarından Rapunzel’de, Güzel ve Çirkin’de, Külkedisi’nde aşk teması nasıl işlenmiş, bu beynelmilel öyküler aşkı nasıl anlatmış, güzel prensesler, yakışıklı prensler aşklarını nasıl yaşamış görelim.

HÜNERLİ İŞBİTİRİCİLER
Külkedisi, nam-ı diğer Sindrella en ünlü ve zorlu aşk masallarından biridir. Ve içlerinde en çok melodram barındıranı belki de… Seveceği kişiyi bulması imkânsızdır Külkedisi’nin; zira evi silip süpürmekten dışarı çıkacak vakti bile yoktur. Kötü kalpli üvey kızkardeşleri ve üvey annesi de dünyayı zindan eder güzeller güzeli Külkedisi’ne… Ta ki, iyi kalpli peri yardıma gelene kadar.

Zaten bu klasik masalların vazgeçilmezi iyi kalpli ve kötü kalpli olmak üzere ikiye ayrılan periler. Onlar olmasa masallar olmaz. Yani aslında Külkedisi deyince aklımıza hemen başroldeki kahramanlar gelir, ama bu yan roldeki ‘hünerli’ işbitiriciler onlardan daha çok alkışı hak ediyor. Kim bilir belki de günümüzde iyi perileri temsil eden arabuluculardan çok, kötü perileri temsil eden arabozucular olduğu için aşklar böyle. İlk çarpmada aşk gemisi su almaya başlıyor ve batmaya mahkûm oluyor. Külkedisi’nin aşk hikâyesi çocuklara belki de en çok umutlu olmayı öğretiyor. Umut ve sebat iyi bir sonuç için olmazsa olmaz iki şart. Yine de her masaldaki gibi iyinin salt iyi, kötünün salt kötü olması bir şeyleri açıklamakta yetersiz kalıyor.

Güzel ve Çirkin, çok eski bir öyküdür. Fransız romancı Jeanne-Marie Le Prince Beaumont’un 1756’da yazdığı bu sıradışı aşk öyküsü, aşkın imajların ötesinde bir şey olduğunu anlatması bakımından çok önemlidir. Bu imkânsız ama çok tutkulu aşklardan birine de Edgar Wallace’ın 1933 yılında yayımlanan King Kong’unda rastlarız.

KURTARILMAYI BEKLEMEK
Hayvanın insana, çirkinin güzele olan aşkının imkânsızlığı, bugün de devam etmiyor mu? ‘Davul bile dengi dengine çalar’ diyerek bazı aşkların imkânsız olduğu inancını içselleştirmemiş miyiz? Belki de Güzel ve Çirkin’i okuyan çocuklar, aşkın görüntünün ötesinde bir şey olduğunu anlar. Tabii böyle kitaplarda en çok resimleyenin işi zor. Çirkin ve güzel kavramları görece olduğu için ‘güzel’i, ‘çirkin’i neye göre resmedeceğiz? Masalda çirkinimiz ‘yarı hayvan’ olduğu için ele pençe çizmek ve yüze maske takmakla resmedilmiş bu çirkinlik.

Rapunzel de bir başka tutkulu aşk öyküsü. Bu masalın insana çok büyülü gelen o sahnesi, Rapunzel’in saçını uzatıp sevdiği adamı kilitli olduğu şatoya aldığı
sahne, aşkın hiçbir şekilde engel tanımayacağı metaforuna bir gönderme aslında. Aşk önündeki engelleri aşmasını bilir. Rapunzel hapsedilmiş olsa da aşkına kavuşmasını bilir. Prens de bu uğurda ‘yaratıcı’ fikirler bulur.

Gerçekten de insan isterse her soruna bir çözüm bulur. Yeter ki ‘gönlü olsun’, yeter ki ‘istesin’. Rapunzel bir Alman ürünü. Grimm Kardeşler tarafından 1812’de yazılmış. On dokuzuncu yüzyıl romantizm dalgasının, özellikle Alman romantiklerinin pek ünlü olduğunu düşünürsek, absürd sayılacak derecede romantik olan bu öyküyü anlamak daha kolaylaşır sanırım.

Ancak söylemeden geçilmemesi gereken bir nokta daha var bu masalda. Aslında Uyuyan Güzel’de de var aynı şey: Bu kadınların ‘kurtarılmayı beklemesi’ ve sonra prensler tarafından ‘kurtarılması’ halinin oldukça cinsiyetçi olması. Hiçbir masalda prenses, prensi kurtarmıyor nedense. Şatoda kilitli kalan, yüz yıl uyuyan kadınlar prensler tarafından kurtarıldığı gibi onların ‘karısı’ oluyor. Sanki ömür boyu bunu bekler gibi bir halleri var.

Uyuyan Güzel, belki de bütün bu aşk masallarının içinde en ‘sakini’, en empati kurulası masal. Bir kere kahramanımız eline çıkrık iğnesi batınca (çoğu çocuk çıkrık ne diye soracak eminim, gerçek bir çıkrık görmüş kaç çocuk olabilir ki?) yüz yıl derin uykuya dalıyor. Günümüzde günde altı yedi saat uykuya kanaat edip iş güç yetiştirmeye çalışan insanların, masalın en çok bu ‘yüz yıl uyumak’ bölümünü sevdiğini söyleyebilirim.

Aslında tüm masallarda aşk bir nevi ‘kader’. Mesela Uyuyan Güzel’de prens, tesadüfen buluyor Uyuyan Güzel’i ve güzelle birlikte uyuyan tüm bir şato halkını… Zaten ‘yazılmış’ bir talihi adım adım yaşamak kalıyor âşıklarımıza yalnızca. Zulüm, ayrılık, gözyaşı olsa da çok uzun sürmüyor. İyiler hep kazanıyor, kötüler hep kaybediyor. İyiler çok iyi, kötüler çok kötü. İyilerin iyi olma sebepleri çoğu kez güzel, zengin ve sağlıklı olmaları. Kötülerse bir şekilde çirkin, yoksul ve hastalıklı.

SEVENLER KAVUŞUR
Bu masallarda aşk kutsal bir şey. Büyülü ve sıcacık. Dokunan yanıyor. Karışan, âşıkların yoluna çıkan mutlaka ‘hak ettiği’ cezayı buluyor. Sevenler kavuşuyor ve ‘sonsuza dek mutlu yaşıyor’. İnsana, gerçekleşmeyeceğine inanarak da olsa, daha iyi gelen bir cümle olamaz herhalde… Aşkını bulan ve sonsuza dek mutlu yaşayan masal kahramanlarına özenmemek işten bile değil.

Küçük Peri Mine, Bir Aşk Öyküsü klasik masallardan biraz daha farklı bir hikâyeye sahip. Belki de çocuklara aşkı anlatmak için artık içinde peri, şato, prenses ve prens geçen aşk hikâyeleri yerine daha günümüze ait öyküler de sunulabilir. Klasiklerin yeri başka olmakla birlikte, çağdaş aşk öyküleri de onlara alternatif bakış açıları sunabilir.

AŞK ZAMAN DİNLEMİYOR
Büyükannem Bir Yıldız ve Minik Ayı Vadu Babam Beni Seviyor mu? ile Minik Ayı Vadu Annem Beni Seviyor mu? da aile fertleri arasındaki sevgi ilişkilerini anlatan ve görsellikleriyle de dikkat çeken üç resimli kitap. Öyküler özgün ve sıcacık sevgi anları barındırıyor. Büyükannesini çok seven kahramanımız, onunla yıldızları izlemekten, yemek pişirmekten ve oyun oynamaktan çok hoşlanıyor. Büyükannelerini ancak birkaç kez ziyaret eden çocuklar ne kadar şanssız diye düşündüm kitabı okurken. Hayatta anneanne yemeği yemek, babaanneden hikâyeler dinlemekten daha nefis bir şey olabilir mi? Çocukları sevginin bu en güzelinden mahrum etmemek gerek.

Ayı Vadu serisi de anne babayla kurulan ilişkiye odaklanan ve bu ilişkideki çeşitli kavramları sorgulayan hikâyelerden oluşuyor. Anne babasının kendisini sevip sevmediğini sorgulayan Ayı Vadu’yla birlikte çocuklar ‘sevgi’, ‘bağlılık’, ‘aile olmak’, ‘paylaşmak’ gibi kavramları öğreniyor.

Klasik masallar aşkı, sevgiyi anlatmak için biraz zamanın dışında kalmış gibi duruyor ama aşkın ta kendisinin zaman mekân dinlemediğini düşünürsek, belki de aşkın ruhundan yine en iyi masallar anlıyor.

Minik Ayı Vadu
Babam Beni Seviyor Mu?
Ayfer Gürdal Ünal
Resimleyen: Gözde Bitir S.
Can Çocuk / 34 sayfa

Büyükannem Bir Yıldız
Carl Norac
Resimleyen: Ingrid Godon
Çeviren: Sevgi Atlıhan
İş Kültür Yayınları / 28 sayfa

Küçük Peri Mine Bir Aşk Öyküsü
Claire Gaudriot
Çeviren: Aydan Sümercan
Lal Kitap / 29 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz