İyi Kitap

Bir-iki-üç yetmez, daha fazla klasik isteriz!

Bir-iki-üç yetmez, daha fazla klasik isteriz!

Cengiz ALKAN

Gelmiş geçmiş en büyük ustalardan, Amerikalı çizer Alex Raymond’ın, kemik çerçeveli gözlüğü, piposu ve şık giysileriyle ‘okumuş adam’ havası veren, şiddetten hoşlanmayan kahramanı Dedektif Nik, farklı dönemlerin çizgi roman severlerini birbirine bağlıyor.

Dört-beş isim sayılacak olsa ‘gelmiş geçmiş en büyük çizgi roman ustaları’ arasında, Alex Raymond’ın adı mutlaka telaffuz edilir. Tenten’in çizeri Herge’nin ‘temiz çizgi’ stili başlı başına bir ekoldür bugün. Serbest ve duru tarzı, sinematografik yanı güçlü öyküleriyle Corto Maltese’nin yaratıcısı Hugo Pratt da keza başka bir ekoldür. Ve tabii ki, başka dünyalar yaratabilme becerisindeki dehasıyla Moebius de yön vermiştir çizgi romana.

Alex Raymond bu ustalardan çok daha önce çizmeye başladı ve ne yazık ki, henüz kırk yedi yaşındayken bir araba kazası sonucu erken ölümü, hem kendi tarzında hem de genel olarak çizgi romana yön verme anlamında yapacağı yeniliklerden okurlarını mahrum bıraktı.

ÇİZGİ ROMAN DEVRİMİ
Alex Gillespie Raymond, 2 Ekim 1909’da New York’ta doğdu. İnşaat mühendisi olan babasının çok erken yaşta oğlunun resim yeteneğinin farkına varıp onu desteklemesi, muhtemeldir ki Alex Raymond’ın farklı işler deneyip tekrar çizgi roman ressamlığına dönmesinde etkili olmuştur.

Raymond kariyerine önce ‘hayalet çizer’ (seri üretim gereği ‘asıl’ ressamın stilini taklit ederek geri planda kalan çizerler böyle adlandırılıyordu) olarak başladı. Vaktiyle Türkiye’de de çok sevilen Blondie’nin (Fatoş) hayalet çizerlerden biri de Raymond’dı.

1930’ların başlarında Amerikan çizgi roman sektörü epeyce canlı bir rekabetin içindeydi. Sektörün en eskisi King Features, bu rekabette geri kalınca profesyonel çizerler arasında bir yarışma düzenler ve yarışmayı King Features bünyesinde çalışan Alex Raymond kazanır. Böylece hayalet çizerlikten ressamlığa terfi eden
Raymond’ın ilk çalışmaları da yayımlanmaya başlar. New York World’ün Pazar ilavesinde başlayan Flash Gordon, Jungla Jim ve ardından X-9 Secret Agent kısa sürede öyle bir etki yaratır ki –özellikle Flash Gordon’un– art arda sinema filmleri çekilir. İkinci Dünya Savaşı’nın başına kadar süren çizgi romanın klasik ‘altın çağ’ının en büyük ustası payesine erişmekle kalmayıp, aynı zamanda zengin bir çizer de olan Raymond’ın yarattığı kahramanların maceraları Amerika’nın dışına taşıp, içlerinde Türkiye’nin de olduğu pek çok ülkede okunmaya başlar.

1946 yılı Alex Raymond’ın kendini yenileyerek okurlarını şaşırttığı yıldır. Tıpkı yaratıcısı gibi İkinci Dünya Savaşı’na katılmış, savaştan sonra özel dedektiflik yapmaya başlayan ‘salon adamı’ görünüşlü Rip Kirby (Dedektif Nik) bu yılın başlarında gazetelerde boy gösterir. Kemik çerçeveli gözlüğü, piposu ve şık giysileriyle ‘okumuş adam’ havası veren Rip Kirby aynı zamanda şiddetten hoşlanmayan karakteriyle Raymond’ın bol aksiyonlu önceki kahramanlarıyla da bir tezat oluşturuyordu. Yardımcısı Desmond ve nişanlısı Honey de, Rip Kirby karakterini güçlendiren unsurlardı.

ALEX RAYMOND TÜRKİYE’DE
Türkiyeli okurlar Alex Raymond’ın çizgileriyle oldukça erken tanışmıştır. ABD’de 7 Ocak 1934’te yayımlanmaya başlayan Flash Gordon hemen bir yıl sonra Çocuk Sesi dergisinde çocuklarla buluşmuştur. Cumhuriyet’in bu ilk kuşağı aynı zamanda Türkiyeli çizgi roman okurlarının da ilk kuşağıdır. Belki de, yayıncılık refleksiyle Flash Gordon’un Baytekin adıyla (tabii ki Dale Arden’in adı Yıldız, Zarkov’un adı da Çetinel olarak Türkçeleştirilir) yayımlanarak ‘yerlileştirilmesi’ (Jungle Jim ise Gökyüzü Kahramanı Baytekin’in Kardeşi Avcı Bayçetin olur) çocukların kahramanı sahiplenmesinde etkili olmuştur. Ama şurası kesin ki, resim yeteneği olan ve çizgi roman okuyan çocuklar hep Alex Raymond gibi çizmeye çalışmış, onun gibi çizgi romancı olmak istemiş ve zaten Şahap Ayhan gibi, Turhan Selçuk gibi ilk önemli çizgi romancılarımız da bu kuşaktan çıkmıştır.

50’li yıllarda gazeteler Pazar ekleri verme uygulamasına geçince tıpkı Batı’daki gibi çizgi roman bantları yayımlamaya başladılar. Hürriyet gazetesiyle başlayan bu uygulama çok tutunca, diğer gazeteler de çizgi roman bantları yayımlamaya başladı. Daha önce 1001 Roman dergisinde başlayan Rip Kirby’nin maceralarının daha yangın bir şekilde takip edilmesi, bu uygulamanın ilk ürünlerinden biri olarak Hürriyet’in Pazar ilavesinde de yayımlanması sayesinde oldu.

Rip Kirby, 1001 Roman’da Nat Pinkerton adıyla yayımlanıyordu. Hürriyet ise Dedektif Nik adını uygun gördü. Öyküler King Features editörü Ward Grene ve yazar Fred Dickinson tarafından yazılıyordu. 1956’da Raymond’ın ölümünden sonra, onun stiline en yakın çizer olarak John Prentice tarafından çizilmeye başlandı Rip Kirby. 1999’a kadar da Prentice çizdi. Biz daha çok onun çizgileriyle tanıyoruz Kirby’yi.

HEPSİ BİR KLASİK
Horoz Şekeri Çizgi Kitaplar’ın Çizgi Roman Arşiv Dizisi’nin ilk kitabı olan Dedektif Nik, uzun yıllar yalnızca gazete sayfalarından takip edebildiğimiz önemli bir ustanın son dönem çalışmasını birarada sunarken, birkaç kuşak çizgi roman severi birbirine bağlama işlevi de görüyor (bu diziden yayımlanan Kızılmaske ve Mandrake de böyle bir işleve sahip). Bir tarafta sadece mangalarla büyümüş bir çizgi roman okuru varken, diğer tarafta da Türkiye’de çizgi romanın en yaygın biçimde okunduğu 70’li yılların çizgi romanlarıyla yetişmiş bir okur kitlesi var. Ve bugün çizgi roman okurlarını ağırlıklı biçimde bu iki farklı kuşak oluşturuyor.
Kuşakları birbirine bağlamanın en iyi yolu da her zaman ‘klasikler’den geçer. Ve mâlum sağlam bir tarih bilinci de her zaman güçlü bir estetik beğeninin temellerini oluşturur.

Biz çizgi roman dilencilerinin tek talebi, “bir-iki-üç yetmez daha fazla klasik” demek ve özellikle de ustaların çizdiği bölümleri beklemek.

Dedektif Nik ve Uşak Desmond
Fred Dickenson, Alex Raymond
Resimleyen: Alex Raymond
Çeviren: Melis Alpman
Marsık Yayıncılık / 285 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz