İyi Kitap

Lütfen küçümsemeyin!

Lütfen küçümsemeyin!

Sevengül SÖNMEZ

Sevengül Sönmez, dosya konumuza atfen gelmiş geçmiş en önemli polisiyeleri masa yatırdı bu ay. Türk ve Dünya edebiyatındaki çarpıcı polisiyeleri incelerken edebiyatın bu yaramaz çocuğunun düşünsel ve toplumsal işlevlerinin altını çizmeyi de ihmal etmedi.

Polisiye roman başlangıcından bu yana, seçkinci edebiyat anlayışının dışında kalarak / tutularak, halk ürünlerine yakın bir yere yerleştirilmiştir. Tefrikalar halinde yayımlanması, büyük bir kısmının ucuz olması ve kolay okunması gibi akla gelen ilk nedenler, polisiyelerin popüler edebiyat metni olarak görülmesi için önemli gerekçeler olmuştur.

Başlangıçta gazete sayfalarında görülen, daha sonraları ise yoğun biçimde dergi sayfalarında karşımıza çıkan polisiyeler, cep kitapları boyutunda kendine özgü dizi formatlarıyla yaygın basım tekniklerinin dışındaki görüntüsüyle de popüler sayılma özelliği kazanmıştır.

1990’ların başında Türkiye’de yeniden patlama yaşamaya başlayan polisiye türü, bize pek de yabancı olmayan bir türdür. Erol Üyepazarcı’nın Korkmayınız Mister Sherlock Holmes adlı çalışması Türkiye’de polisiye türünün 125 yıllık serüvenini tüm ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de polisiye hakkında konuşmak / yazmak için okunması gereken çok metin olduğu ortadadır.

Türkiye’de ilk yerli polisiye romanın öncüsü, aslında genel anlamda roman türünün de öncüsü olan Ahmet Mithat Efendi’dir. Esrâr-ı Cinayât Türkçede yazılan ilk polisiye romandır. Roman 1870 yılında İstanbul’da geçmektedir. Bir yaz gecesi Boğaz’da Öreke Taşı adı verilen kayalıklarda genç bir kızla iki adamın cesetleri bulunur. Beyoğlu mutasarrıflığı komiserlerinden Osman Sabri ve taharri memuru Necmi, katili aramaya başlarlar. Bir ay sonra da Halil Sûrî adında bir zengin, Beyoğlu’ndaki evinde tavana asılı bulununca polisler bunun bir intihar olmayıp ilk olaya bağlı ikinci bir cinayet olduğu sonucuna varırlar. Şüpheler 35-40 yaşlarında zengin ve çok güzel bir kadın olan Hediye Hanım üzerinde toplanır. Romanın sonunda cinayetlerle Hediye Hanım arasındaki bağ çözülür ve bu bağ Mecdettin Paşa’ya kadar ulaşır.

YERLİ ROBIN HOOD
Esrâr-ı Cinayât polisiye bir roman olmaktan çok daha fazla özelliğe sahiptir. Romanın kahramanları toplumun bir parçası olarak son derece gerçekçi biçimde tasvir edilmiş ve Ahmet Mithat Efendi kahramanlar üzerinden toplumsal bir eleştiri de yapmıştır.

1908’den sonra polisiye romana duyulan merak artmış ancak asıl patlama 1928’de Harf Devrimi’nden sonra olmuştur. Ebüssüreyya Sami’nin Amanvermez Avni’si, Hüseyin Nadir’in Fakabasmaz Zihni’si dizi romanlar olarak okuyucuyla bu tarihten sonra buluşmaya başlar. Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla kaleme aldığı Cingöz Recai bugün bile ilgiyle okunan polisiyelerdendir. Server Bedi’nin yarattığı daha pek çok polisiye kahraman vardır ama içlerinden ikisi özellikle ilgi çekicidir: Çekirge Zehra ve Tilki Leman.

Yakışıklı, kurnaz, cesur, soğukkanlı, zarif ve kibar bir serseri olan Cingöz Recai, haksız yolla servet sahibi olmuş kimselerden çalan ve bunu ihtiyacı olanlarla paylaşan bir Robin Hood’dur. Arsen Lüpen’e benzeyen Cingöz Recai ayrıca kendisini yakalamak isteyen polis memuru Mehmet Rıza’ya dostlukla bağlı bir adamdır ve bu tuhaf ilişkiyi sürdürmek için yapacağı hırsızlığı telefon ederek Mehmet Rıza’ya bildirmekten bile sakınmaz.

ÜVEY EVLAT MUAMELESİ
Pek de ciddi bir tür olarak görülmeyen polisiyenin Türk edebiyatındaki yeri hep ikincil olmuştur. Yazarlar para kazanmak amacıyla bu türe yönelmiş, bu nedenle de takma adlar kullanmışlardır. Peyami Safa, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nurettin, Kemal Tahir, Aziz Nesin gibi yazarların takma adlarla yazılmış çok sayıda polisiye romanı vardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edip Adıvar ise kendi adlarıyla polisiyeler kaleme almıştır.

Özellikle 1920’den sonra Amerikan ve Fransız sinemasının polisiye romanlardan beslenmesi, daha sonra da televizyonların polisiye dizileri ön plana çıkarmaları, bu türün popülerleşmesinin hızını arttırmıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, polisiyeler, caz müziği ve sinemaya çok benzeyen bir yapıya sahiptir. İkisi gibi, yayılmacı ve klişeler kullanmasına rağmen yenilikçi olmayı başaran bir türdür.

Cingöz Recai de sinemada boy göstermiş polisiye kahramanlarındandır. 1954 ve 1969’da filmi çekilmiştir. 1954 yapımı Beyaz Cehennem / Cingöz Recai adlı filmde Cingöz Recai karakterini canlandıran oyuncu Turan Seyfioğlu’dur. 1969 yılında çekilen filminde Cingöz Recai’yi Ayhan Işık, Mehmet Rıza karakterini Abdurrahman Palay canlandırmıştır. Bu yapım Türk sinemasının en çok izlenen unutulmaz filmleri arasına girmiştir.

Türkiye’de dünyanın hiçbir yerinde karşılaşılmayacak bir roman yazma biçimi de polisiye romanlarda yaşanmıştır. Mickey Spillane’nin Mike Hammer romanları çok ilgi görünce Kemal Tahir ve Afif Yesari sahte Mike Hammer romanları yazmaya başlamış ve furya 1950-1960 arasında neredeyse her gün bir Mike Hammer macerasının yayımlanmasına yol açmıştır.

Yine bu dönemde polisiye romanların ülkemizde de cep boy ve ilgi çekici kapaklarla yayımlandığı görülmektedir. Özellikle Çağlayan Yayınları’nın yarattığı bu çekici yayıncılık anlayışı popüler kitap basan tüm yayınevleri tarafından taklit edilmiştir. Akba Yayınları’nın özgün tasarımlı polisiyeleri ve yayınevinin simgesi olan kedi, polisiye severler için çok keyifli bir okuma servüveni başlatmıştır.

Polisiye romanlar, popüler kültürün farklı alanlarında da karşımıza çıkan büyük hayran kitlelerine sahiptir. Bir polisiye yazarının tüm eserlerini, bir dedektifi delice seven ya da türün neredeyse bütün örneklerinin peşinden koşan insan sayısı hiç de az değildir. Öyle ki, Sherlock Holmes’a duyulan büyük sevgi Conan Doyle’un kurgusunu değiştirmesine yol açmıştır. İlk Sherlock Holmes hikâyeleri The Strand Magazine adlı dergide yayımlanmaktaydı, derginin bir sayısında Sherlock Holmes’un öldüğü haberi yayımlanınca, Sherlock Holmes sevenlerin oluşturduğu topluluklar, kollarında siyah bantlarla yürüyüşler yapmışlar ve bu insan Amerika’nın pek çok şehrinde “Holmes’ü Hayatta Tutalım” kulüpleri açmışlardı. Okurların baskısına dayanamayan Conan Doyle da Holmes’u hayata döndürmek için yeni bir hikâye yazmak zorunda kalmıştır.

SUÇLU VE SUÇ KAVRAMI
Casus / ajan romanı, dedektif romanı, siyasi polisiye, kara polisiye gibi türlere bölünen polisiye roman, toplumsal değişimlerin izdüşümlerini hemen izleğine dahil edebilmektedir. Sovyetler Birliği’ne gönderilen casusların tanık olduğu cinayetler, mafya örgütlenmeleri ve onların ardında yatan çeşitli suçlar, hapishanelerde işlenen cinayetler, örgüt içi hesaplaşmaların sıkça görüldüğü politik gruplar, polisiye romanın konuları arasına hızlı bir biçimde girer ve türün klişeleri içinde kendine bir yer edinir.

Dedektifin yarı tanrı olarak görüldüğü pek çok polisiyede, dedektifin toplumsal olaylar karşısındaki tavrı ve o topluma özgü bilgileri, çözümün analitik yoldan gerçekleşmesini sağlar. Peter Hoeg’in Smilla ve Karlar adlı romanında anlattığı cinayet, karda yaşam güçlüklerinin ne olduğunu bilmeyen biri tarafından çözülemeyecek, coğrafi ayrıntılarla örülmüştür. Chris Mullin’in Mao’yu Öldüreceksin, adlı romanı da Çin’deki sosyalist yönetimin iç dinamikleri hakkında düşünmemiş biri için anlaşılır bile olamayacak kadar karmaşıktır. Öte yandan Patricia Highsmith’in Cam Hücre’sindeki olayların daha anlaşılır olması da ancak Amerikan yargı ve ceza sistemi hakkındaki bilgilerle mümkündür.

Suç kavramının toplumsal olarak algılanmasında, daha açık bir ifade ile, suçun tanımlanması, anlaşılır olması ve yargılanması sürecinde önemli bir değişim etkenidir polisiye romanlar. Polisiyeler, suçluya eskiye oranla daha olumlu bir yaklaşım gösterilmesine yol açabilir; suçun salt suç olarak görülmesinin dışında daha karmaşık bir örüntünün üst kısmı olduğu gerçeği göreceli de olsa toplumun anlayışında bir yer edinmeye başlayabilir.

Türk edebiyatında polisiyenin edebi yeri ve toplumsal yaşamdaki popülerliği benzer açılardan incelenebilir. Çok genel hatlarıyla bir değerlendirme yapmak gerekirse, polisiye romanlar Türk edebiyatında hep, basit ve edebiyat dışı metinler olarak değerlendirilmiştir. Peyami Safa’nın pek çoğu polisiye kurgusunda olan Cingöz Recai polisiyelerini Server Bedi takma adıyla yayımlaması da bu önyargının göstergesi sayılabilir. Öte yandan, Türk okuru için bu türün popülerleşmesi de modern yabancı polisiyelerin Türkçeye kazandırılması ile olmuştur. İngiliz ve Fransız polisiyeleri ardından Amerikan polisiyeleri pek çok okur bulmuşsa da, bu okur kitlesinin niteliği polisiyeleri popüler bir tür yapmaya yetmemiştir. Türkiye’de polisiye, çoğunlukla düzene karşı olan, entelektüel sınıfın okuma nesnesi olmuştur.

Yararlanılan Kaynaklar Belge, Murat “Polisiye Romanlar”, Yazko Somut, (31/5), 4 Mart 1983 Ergun, Zeynep “Kardeşimin Bekçisi”, Başlagıcından İkinci Dünya Savaşı’na İngiliz Dedektif Yazını, İst. 2003, Everest Yay. Mandel, Ernest “Hoş Cinayet”, Polisiye Romanın Toplumsal Tarihi, (Çev. N. Saraçoğlu) İst. 1996, Yazın Yay. Özgüven, Fatih “Neden Polisiye Roman Okuruz?”, Virgül, (5), Şubat 1998 Üyepazarcı, Erol, “Korkmayınız Mister Sherlock Holmes”, Oğlak Yayınları, İstanbul 2008 Vanoncini, Andre “Polisiye Roman”, (Çev. Galip Üstün) İst. 1995, İletişim Yay.

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz