İyi Kitap

Gidenin bıraktığı boşluk

Irmak ZİLELİ

Meral A. Temizyürek Hangi Ses Benimki’nde miyavlayan insanlar ve kükreyen kedilerle; Marjan Satrapi Canavarlar Kedilerden Korkar’da ay dede’yi çalan küçük bir kızla çocukluk kâbusu iletişimsizliği eğlenceli bir üslup ve çekici bir görsellikle anlatıyor.

Bir şeyin hayatımızda doldurduğu boşluğu anlamamız için onun geçici bir süreliğine gizlenmesi gerekebilir. Örneğin sesinizin neye yaradığının farkında mı değilsiniz? Ses canlı bir şey olsa (Yoksa öyle mi?) sen misin benim kıymetimi bilmeyen deyip, bir süreliğine ortalıktan toz olsa, neye uğradığınızı şaşırmaz mısınız? Ya da Ay’ı gökyüzünde ‘çeşit olsun’ diye yer kaplayan bir nesne zannediyorsanız, o tüm bilgeliğiyle size bir ders vermeye kalkışsa, bir bulutun arkasına gizlense, ya da küçük bir kız çocuğunun koynuna girse, ne yaparsınız? Hayatınızda oluşan o boşluk size Ay’ın önemini anlatmaya yetmez mi?

Daha fazla örneğe gerek olduğunu sanmıyorum. Çünkü hepimiz, bu türden olmasa da, bunların daha basit örneklerini yaşamışızdır. En çok yaşananı da sevgilinin yitirilmesinin ardından duyulan o şaşkınlıktır: Demek onu bu kadar seviyormuşum! Geçelim…

Elimde iki tane okul öncesi kitap var. Biri Hangi Ses Benimki? adını taşıyor; öteki Canavarlar Kedilerden Korkar… Birbirinden çok farklı iki temayı işlediği izlenimi uyandırsa da, ben onları kendimce okuduğumda ortak bir tema buldum: Hayatlarımızda var olan her şey önemli bir boşluğu dolduruyor ve bazı şeylerin kıymetini ancak onlar ortadan kalktıklarında anlayabiliyoruz. Yok mudur bunun bir hal çaresi, diye sormadan edemiyor insan. Keşke onlar hayatımızda varlarken bilsek değerlerini, değil mi? Çünkü ne yazık ki hiçbir şey bu iki masaldaki kadar kolay geri dönmüyor. Son dönemin moda kavramıyla veya bilgisayarlarımızdaki kimi teknik özelliklerle ‘geri dönüşüm’ gerçek hayatta pek de mümkün olmuyor. Alın işte; söylenen ama pişmanlık duyulan bir söz bile ağza geri tıkılana dek insanın kırk takla atması gerekebiliyor. Ama o da çoğunlukla çaresiz bir çırpınıştan öteye geçemiyor.

Sözü uzattım. Geri dönüşü olmayan bir noktaya varmadan frene basıp, adını dile getirdiğim şu iki kitabın öykülerinden söz edeyim… Düşünün ki bir sabah uyandınız ve insan gibi cümleler sarf edeceğinize kedi gibi miyavlıyor, köpek gibi havlıyor, şanslıysanız bülbül gibi şarkı söylüyorsunuz! Koridorda karşılaştığınız aile fertlerinden birine “günaydın” diyecekken ağzınızdan onun kedicesi çıkıyor sözgelimi: “Miyaavv!” Ne yapardınız? Daha dün gece “iyi geceler” derken bir sorun yoktu diye dehşete kapılmaz mıydınız? İşte bu öyküde olan da tam olarak bu. Bütün hayvanların dostça yaşadığı bir çiftlikte her şey, bir horozun gün ağarırken çiftlik ahalisini uyandırmak üzere çitin üzerine çıkıp gerim gerim gerildikten sonra bir kuzu gibi “me”lemesiyle başlamış.

O güne dek horozun bu görevinin ehemmiyetinin farkında olmayanların tüm işleri aksamış elbette. Ve horoz da “Oh ne güzel! Bir yükten kurtuldum,” dememiş, sesinin onun ekmek parası kazanmak için yegâne aracı olduğunu düşünüp, onu kaybettiğine çok üzülmüş. Ama sesini yitiren (belki de bir başka hayvanla değiş tokuş eden demeli), tek hayvan bu horoz değilmiş. Karısı tavuk da, benekli inek de, sevimli kuzular da, hırçın kedi de, tembel köpek de… Hepsinin sesi bir başka
hayvan gibi çıkıyormuş.

Bu hikâyenin anlatıcısı yazar Meral Akar Temizyürek, ‘dertlerimizi paylaşırsak onlara çözüm bulmamız da kolay olur’ kıssadan hissesini çıkarmamızı istemiş öyküsünden. Ancak bu isteğini biraz fazla vurgulamış. Sonunda gerçekten de çiftlik sakinleri dertlerini konuşarak çözüm yolu arıyor. Çözümün bu sayede bulunduğunu söylemekse biraz yanlış olur. Çiftliğin bilgesi kaplumbağa anlıyor meseleyi ve derde deva oluyor. Ben yazarın ‘kıssadan hissesi’ne sadık kalmayarak, bu hikâyenin yazının başında sözünü ettiğim temaya daha çok yakıştığını söyleyeceğim: Bir gün sesinizi yitirseniz neler olacağını hiç düşündünüz mü?

AY NEREDE?
Peki ya Ay, evet evet şu bildiğimiz Aydede, bir gün gökyüzünü terk etmeye kalkarsa?

Canavarlar Kedilerden Korkar’da, geceleri kendisini ziyarete gelen canavarlardan korunmak için çareyi, Ay’ı odasına getirmekte bulan küçük bir kızın öyküsü anlatılıyor. Ay’ın ortalardan yok olmasıyla, geceleri dolaşmaya çıkan kedilerin başına gelmedik kalmamış. Ortalıkta eli kolu alçıda, kafası ayağı sargıda bir dolu kedi belirmiş. Üstelik kedilerin bu vaziyetinin bir sonucu olarak ortalığı fareler sarmış. Dükkânları yağmalamaya, kapı ve duvarları kemirmeye başlamışlar. Ay’ın yokluğunun yarattığı karmaşayı görüyor musunuz? Üstelik her şey küçük bir kızın başının altından çıkıyor! Bu hikâye de tatlıya bağlanıyor neyse ki. Ay tekrar eski yerine döndüğünde dünyanın düzeni de yeniden sağlanıyor. Böylece tüm dünya, Ay’ın ne kadar önemli bir görev üstlendiğini anlamış oluyor…

Bir gece başınızı kaldırıp baktığınızda Ay’ı olması gereken yerde göremezseniz telaş etmeyin. Olsa olsa onu yanına çağıran küçük bir kızı ikna etmekle meşguldür. Kısa süre içinde geri dönecektir…

Canavarlar Kedilerden Korkar
Marjan Satrapi
Çeviren: Emrah Kolukısaoğlu
Marsık Yayınları / 24 sayfa

Hangi Ses Benimki?
Meral Akar Temizyürek
Resimleyen: Ayşe İnan Alican
Kök Yayıncılık / 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz