İyi Kitap

Her çağa her yaşa Çehov

Her çağa her yaşa Çehov

Zarife BİLİZ

Çağdaş yazınla içli dışlı olanların muhakkak tadına bakması gereken bir mecra Rus edebiyatı. Özellikle de Çehov’un “hayat okuluna hoş geldiniz çocuklar” diyen öykülerine. Üstelik kısaltılmadan ve özgün dilinden yapılmış temiz bir çevirisiyle.

Günümüz çocuk/ilkgençlik edebiyatının, özellikle de Batı kökenli olanının aktığı çok derin bir mecra var. ‘Kara ütopya’ alanında sular derinden gümbür gümbür çağlıyor. Yaşı çok da ileri olmayan, aslında yeniyetmelikten daha yeni çıkmış diyebileceğimiz bir yazar kuşağı, dilinin, kaleminin zehrini hiç esirgemeden, dobra dobra, akıllı akıllı yazıyor. Aynen bu vasıflarla da düşünüyor. Anne babalarından çok daha farklı bir dünyaya doğan; sosyal ilişkilerin yüz yüzeliğinden insanın
‘her şey olabileceği’ sanal âlemin belirsiz ve müphem ortamına fırlatılan; rekabetin, hırsın artık neredeyse ilkokul sıralarına indiği, teşvik edildiği; yardımlaşma, diğerkâmlık gibi özelliklerin ise kişisel çıkarlar adına sistemin sivri ve keskin dişlerine kurban edildiği bir dünya bu. Çocukların önce, sonra ve daima ‘ben’ demeyi öğrenip, buna tüm ihtimaller ve koşullar doğrultusunda teşvik edildiği bir dünya. Her şeyin bu kadar sert olduğu bir dünyada, edebiyat da aynen bir elmas keskinliğine ulaşabilir elbet.

Bir de gene hepimizin yakından tanık olduğu üzere bol aksiyon soslu bir mecra var. Vampirlerin, büyücülerin kol gezdiği, çocukların maceradan maceraya koştuğu bir dünya bu. İçlerinde ciddi bir hayat bakışı olan ve sorgulayıcılık içerenler yok değil. Ama sırf eğlencelik olanları da azımsanmayacak kadar çok.
Çağdaş yazınla bu kadar içli dışlı olduktan ve elime tekrar bir Çehov alıp bir kez daha hayran olduktan sonra kendime sormadan edemedim…

“Ya Çehov, burada nerede duruyor?”

Rus edebiyatının tadını, edebiyatın kokusuna, tozuna bulanmış hangi okur bilmez! Dostoyevski’den başlayıp Tolstoy’la devam eden bir mecrada insan ruhunun derinliklerini, bilinmezliklerini, açmazlarını, bu açmazlar içindeki iyiliği, kötülüğü sorgulayan, vicdan meselesine tekrar tekrar bakan Rus yazarları o yüzden eskimiyor olsa gerek. İnsan eskimediğinden, hep farklı olup gene de hep aynı kaldığından, Rus öykücülerinin babası Çehov da eskimiyor işte! Zamanın daha yavaş aktığı bir coğrafyadan, troykalarla sarsıla sarsıla alınan yollarda göz önünden ağır ağır geçen bozkır manzaralarından, insanın içlerine uzanan yolculuklara çıkarıyor okuru. İş Bankası Kültür Yayınları’nın seçip, kısaltmadan, özgün dilinden Ergin Altay’ın usta çevirisiyle yayımladığı öyküleri insan ruhunun manzaraları olarak okumak mümkün.

KURT MUYUZ KUZU MU?
Kurt yavrularıyla dost olmaya çalışan, kendisinin onlardan farklılığını ayırt edemeyen bir köpek yavrusunun anlatıldığı Alnıbeyaz adlı ilk öyküde, yavrularını doyurabilmek için yiyecek bulmakta zorlanan düşkün, kocamış kurdun gözleriyle bakıyoruz dünyaya. Tehlikenin farkında olmayan, onlara saflıkla dostluğunu sunan yavru köpeği sırf kokusu nedeniyle yemediğinden, günlerdir midesine tek lokma girmemiş, yavrularının memelerinden süt yerine hava çektiği anne kurda acısak mı kızsak mı bilemiyoruz. Kurt muyuz kuzu mu bu dünyada, pek bilemiyoruz. Belki de en önemlisi, kurt da kuzu da olmanın acısını hissederek, vicdan denilen o muammanın çelişkisine, insan olmanın o zor zanaatına ilk adımı atıyoruz böylece.

Soylu bir aileden gelen, ama ailesini kaybedip kimsesiz kalınca hayatını bir köyde öğretmenlik yaparak kıt kanaat geçiren kız kurusu Anna’nın aşksızlıktan, idealsizlikten, umutsuzluktan, belki de en önemlisi yalnızlıktan, çamurlu bozkır yollarına benzeyen ruhuna sadece bir gün boyunca eşlik etmek yetiyor. Arkasından, yine köyde, fakat zengin bir ailenin kızı olarak yaşayan Lida’nın öyküsü geliyor. İdealist Lida köylülere gönüllü olarak okuma yazma öğretiyor, çocuklara öğretmenlik yapıyor, köylülerin yaşam koşullarını iyileştirmek için tüm zamanını harcıyor. Artık geçmeye yüz tutmuş yaşına rağmen evliliği kafasına takmayacak kadar fedakâr. Civar çiftlikteki bir zenginin yanında yaşayan ünlü bir ressamın tamamen bencilce bulduğu hayatına getirdiği keskin eleştiriler, ikisi arasında geçen sert tartışmalar, sanata, fedakârlığa ve başkalarına iyilik etme kavramlarına dair yanıtlanması zor, en önemlisi de cevapsız sorular saçıyor ortaya.

Çehov’da yanıtlar yok, bol bol soru var. Hayatın göbeğinden, en gerçek yerinden incelikle damıtılıp, billur berraklığında ortaya konulmuş sorular bunlar. Çehov’un tüm karakterleri gözlerini kocaman açmış, okurlarının gözlerinin içine bakıyor, sorularına, içinde bulundukları ikilemlere bir yanıt bekliyor. Ama bu soruların yanıtları hem kolay değil, hem de karşılığında alacağınız bir not falan yok. Hayat okuluna hoş geldiniz çocuklar!

Hikâyeler
Anton Çehov
Çeviren: Ergin Altay
İş Bankası Kültür Yayınları
170 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz