İyi Kitap

Şimdi ‘Atatürk Anlatıyor’ biz dinliyoruz…

Şimdi ‘Atatürk Anlatıyor’ biz dinliyoruz…

Serda SEMERCİ

Usta yazar Adnan Binyazar, Atatürk’ü tarih kitaplarının sıkıcılığından kurtarıp ete kemiğe büründürüyor Atatürk Anlatıyor’da. Binyazar’ın yazdığı biyografide Mustafa Delioğlu da bir ilke imza atarak, Atatürk’ün fotoğrafı olmayan çocukluk ve gençlik yıllarını dahi resimliyor.

İlkokulda okuduğumuz 23 Nisan şiirlerini ya da Belirli Gün ve Haftalar kitabındaki dörtlükleri anımsıyorum. Hepsi de –ezberi kolaylaştırsın diye– düzgün kafiyeli, sert adaplı ‘yaptık’lı ‘ettik’li metinlerdi. Hepsini de müsamereden sonra unuturduk giderdi. Biz ne yazık ki Atatürk’ün mücadelesini, davasını, devrimciliğini ve hayatını bu şiirlerin, ya da ders kitaplarının diliyle öğrenmek zorunda kalan bir nesil olduk. Neyse ki şimdiki çocuklar daha şanslı… Kahramanların da naif bir dil ve üslupla anlatılabileceğinin somut örneklerini görebiliyorlar, okuyabiliyorlar. İşte bunlardan biri, usta öykücü Adnan Binyazar’ın Atatürk Anlatıyor kitabı. Binyazar, çocukluğundan Kurtuluş Savaşı günlerine Atatürk’ü kendi ağzından aktarıyor ve bunu yaparken Atatürk’le çocuklar arasında çok güzel bir aracılık yapıyor. Bir tarih kitabına değil de, yalın ve akıcı diliyle artık çocukların Atatürk’ü daha iyi anlayacağı konusunda bizi umutlandıran bir biyografiye imza atıyor. Üstelik sadece metinler değil, resimler de ayrı göz dolduruyor kitapta… İlk kez fotoğraf yerine tamamen illüstrasyonlarla desteklenen kitaptaki çizimler Mustafa Delioğlu’na ait. Metinleriyle de desenleriyle de diğer Atatürk kitaplarından ayrılan Atatürk Anlatıyor’a kelimelerle derinlik, çizgilerle zenginlik katan yaratıcıları sorularımızı yanıtladı. Hadi gelin şimdi, ikisi de işlerinde birer duayen olan Adnan Binyazar ve Mustafa Delioğlu’na ayrı ayrı yer verdiğimiz sohbetimize geçelim…

Genelde Atatürk kitaplarının bir üst dili vardır. Biraz dikte edici, bolca didaktik… Ama sizin kitabınızda Atatürk’ü kendi ağzından dinliyor, bütün hayatını bir film gibi izliyoruz… Öyle değil; kitap çıktığında Erdoğan Yavaşlı telefon edip, Atatürk’ü ‘kendi dilinden’ ilk anlatanın kendisi olduğunu anımsattı. Yavaşlı’nın kitabını
görmemiştim. Yazı imecesine katıldığımı belirtmekle yetindim. Atatürk’ü kendi dilinden anlatma genel bir biçimdir; biçim herkese açıktır; önemli olan Atatürk’ün üslubunu iyi kavrayıp doğru yansıtmaktır.

Sizce çocuklara Atatürk’ü ve hayatını anlatırken yapılan en büyük yanlış nedir? Bu yanlış sadece takınılan resmi tavırdan mı, yoksa onu iyi anlayamamaktan mı kaynaklanıyor?
Atatürk Anlatıyor’u yazmamı Can Çocuk Yayın Yönetmeni Samiye Öz önerdi. Tarihçi olmadığımı, bunu bir tarihçinin yapması gerektiğini söyledim. “Ben tarih istemiyorum, yalın bir dille yazılmış bir Atatürk anlatımı istiyorum,” dedi. Çocuk söz konusu olduğunda, bir komutanın karşısında selama durup emir beklercesine kalıplaşmış Atatürk bilgileri sıralanıyor. O ağızla nice şiir yazanlardan geriye Nâzım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Behçet Necatigil gibi gerçek şairlerin dışında kimse kalmadı.

Bir yazınızda Picasso’nun şu sözünden alıntı yapmışsınız: “Küçükken Raffaello gibi çiziyordum, sonra bir çocuk gibi çizmeyi başarabilmek için çok uğraştım.” Burada neyin altını çiziyorsunuz?
Yaratıcı sanatta en tehlikeli olana değiniyorsunuz: Hiçbir sanatçı bir başkası gibi olamaz. Picasso, bu sözüyle, başkasına özenmenin, sanatçıyı nasıl yanlış bir yola sürüklediğini vurguluyor. ‘Büyük’ olanı düşleyip başarısızlığa uğramaktansa, kişi, gücünün yettiğini yaparsa kârlı çıkar. Çocuk için yazarken, dilin kurallarını iyi uygulamak, kendi çocukluğumuza dönerek o dünyayı gözden kaçırmamak çok önemli.

Sizce, Meclisin açılış günü olan 23 Nisan’ı çocuklara armağan edişi, onun ideolojisinde neyin altını çiziyor?

Atatürk, geçmişi dondurur; onun aklı gelecektedir. Geleceğin yurttaşları olacak gençlere seslenişinde, dipten dibe çevresindeki kişilere eleştiri olduğu kanısındayım. Özellikle Gençliğe Sesleniş’te, “Siz onlar gibi olmayın!” der gibidir.

Siz de oldukça zor bir çocukluk dönemi geçirmişsiniz; parçalanmış bir hayat, okula geç başlama, ekonomik-sosyal darlıklar… Atatürk’ün miras bırakmak istediği ülkeden çok farklı bir ülkenin koşullarında yaşadınız. Bu çelişki, çocukluğunuz ve şimdiki Türkiye’nin çocukları üzerine neler söylersiniz?
İki yazardan örnek vererek yanıtlayayım sorunuzu: “Tolstoy, bütün kötü koşullarına karşın hayat yaşanmaya değer,” der. Cervantes’in, “Gücümü güçsüzlüğümden alıyorum,” sözü de en dar anlarımda bana güç vermiştir. İnsan, yaşadığı zamanla varsa vardır, ötesi sonsuz bir bilinmezlik… Canımızın değerini bilip onu üretici kılmak insan olmanın gereğidir. Bu da kitaplarla beslenir. Çocuklar Atatürk’ü dikkatle okusunlar; Söylev’de her şeyi bulacaklardır.

Atatürk üzerine yayımlanan son dönem kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Son zamanlarda değil, her dönemde az da olsa Atatürk’le ilgili çok iyi kitaplar yayımlanmıştır. Bunlardan, Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın “Mustafa Kemal Atatürk/Kendine Özgü Bir Yaşam ve Kişilik”, yazarının, yıllarını verdiği bir anıt kitaptır. Erol Mütercimler’in “Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal” kitabı da kaynakları yansıtması yönünden ilgi çekiyor.

Son olarak başka kitap projelerinizden birkaç ipucu istesek… Yazarların her an imgeleminde oluşturduğu bir şeyler vardır. Ancak coşkuyla ortalara düşüp yapılacak işlerden söz etmek hep yanıltıcı sonuçlar doğuruyor. Şu kadarını söyleyebilirim; konu çocuk yazını olduğuna göre, yüzyıllar öncesinin iki önemli metnini bugüne uyarlayarak çocuğa göre yazmak istiyorum.

Atatürk Anlatıyor
Adnan Binyazar
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Can Çocuk / 228 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz