İyi Kitap

Duyan çok da, gören var mı Zehir’i?

Duyan çok da, gören var mı Zehir’i?

Zarife BİLİZ

Büyümek insanın bildiği her şeyi sınadığı bir yolculuksa eğer, gerçek maceranın bedeli hafif olabilir mi! Var olup olmadığı bile belirsiz olan bir çizgi roman, bildiğimiz dünyayı ayaklarımızın altından çekebilir mi? Bol çizgi roman soslu Zehir, bu soruların yanıtını sıradışı bir şekilde arıyor.

“Sırık Jack al beni: Hiçbir kuralın olmadığı Zehir dünyasına götür…”

Çocukluğumuzda hangimiz düşlememişizdir; bir yerlerde, içinde yaşadığımız dünyanın dışında bambaşka bir dünyanın var olup, hayatın aslında gizli gizli orada aktığını; hatta bazen asıl ailemizin orada yaşadığını, orada aslında bilmediğimiz gizli bir yerimiz olduğunu. Çocukların düş gücünün genişliğinden ziyade, bu dünyaya, bu hayata, olduğu biçimiyle bir isyanın sonucudur belki bu. Kitaplardaki dünyanın gerçek, içinde yaşadığımız hayatın kurallarının daha adil, belki de daha gerçek olması arzusu. Biraz macera, biraz adalet, biraz da umut isteğidir belki de çocukların öte dünya düşlerinin sebebi.

‘ASİ’LER DE KORKAR
Hikâyemiz küçük bir İngiliz kasabasında başlıyor: Amerikalı eski bir hippi olan annesi ve babası olmayı biyolojik babasından daha çok hak ettiğini düşündüğü üvey babasıyla Amerika’dan gelip buraya yerleşmiş olan sıradışı Cady ile sıradan orta sınıf sıkıntısını üreten ailesiyle yaşarken en büyük korkusu ilerde onlar gibi olmak olan Seth arasında. Belki de hayır, onlar arasında değil de, okul bahçelerinde alçak sesle anlatılan, adının anılması bile tuhaf bir tekinsizlik duygusu
yaratan bir çizgi romanın, bu sakin ve hareketsiz yerde çocukların hayatına ucundan girivermesiyle…

Dergimizin adı Zehir. Bir şehir efsanesi olarak çocukların arasında ünü yaygın olmakla, geceleri karanlıkta fısıltıyla anlatılan en heyecanlı ve korkunç hikâyelere kaynaklık etmekle birlikte, bu derginin etrafını saran tuhaf bir gizem vardır. Mesela dergi ortalıkta yoktur, hiçbir yerde satılmamaktadır ve onu okuyup dergide
söylenen ritüeli gerçekleştiren çocukların, derginin tuhaf çizgi kahramanı Sırık Jack tarafından alındığı ve bilinmez bir yerlere götürüldüğü söylense de, ortalıkta böyle bir macerayı yaşadığını söyleyen hiç kimse yoktur. Hatta çocukların bazıları derginin varlığından bile şüphe etmekte, kimileri de bunun çocukların uydurduğu bir söylenceden başka bir şey olmadığına inanmaktadır. Öyle ya, bir gece vakti oturup siyah bir kuş tüyü, bir dal parçası, bir parça kedi tüyü, bir damla gözyaşı ve bir tutam saçını yakıyorsun ve sırık gibi upuzun boylu bir çizgi roman kahramanı gelip seni alıyor. İnanılacak şey değil! Ama tüm çocuklar gene de Zehir ismi geçtiğinde tuhaf bir sakınım ve ürperti hissetmekte, dergiyi eline geçirenler onu gizli zulalarda saklamakta, üstelik bu saçma ritüeli uygulamaya da çok az çocuk cesaret etmektedir.

Öte yandan, birçok yerde olduğu gibi İngiltere’de de her yıl pek çok çocuk evden kaçıp sırra kadem basmaktadır. Ama isyankâr yeniyetmelerin evden kaçması çok da sıradışı olmadığından, kimse bu olayların altında başka bir neden aramaz.

GERÇEK ACI ZEHİR
Evet, biz gene dönelim Seth ve Cady’nin yaşadığı küçük kasabamıza. Olaylar bir gün bir arkadaşlarının ortadan kaybolmasıyla başlar. Çocuk ortadan birdenbire
kayboluverir, sanki buhar olup uçmuştur, hatta cep telefonunu bile yanına almamıştır ki, işte bu, durumda olağandışı bir şey olduğunun ilk göstergesidir. Üstelik
Seth’le olan randevusuna gelmemiştir ve arkadaşlarından hiçbirine hiçbir şey çıtlatmamıştır. Tek bildikleri onun birkaç gündür sıkıntılı ve durgun olduğudur. Bir de Seth’e Zehir’i duyup duymadığını sormuş, başına sardığı belaya onu da karıştırmak istemediğini söylemiş, bunun üzerine konuyu etraflıca konuşmak için sözleşmişlerdir. Ne var ki Luke bu randevuya hiç gelemez. Arkasında gözü yaşlı yalnız bir anne ve bir sürü soru bırakarak kaybolan Luke aslında sakin taşra yaşamının ortasına, en azından Seth ve Cady için bir bomba koyarak gitmiştir. Bu andan sonra artık asla hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bir dedektiflik macerası gibi başlayan olaylar giderek tehlikeli, kanlı ve çıkışsız bir hal alacaktır. Bir şayia halini almış olan dergiyi bulabilmek için, Londra’nın banliyölerinde metruk ve tenha yerlerde dolaşmaları, küf kokulu Siyah Zar Çizgi Romanları dükkânını bulmaları, tuhaf ve irkiltici bir adam olan Icarus Scratch’la tanışmaları, üstelik
adam böyle bir derginin varlığını inkâr ettiği için dergiyi dükkândan gizlice çalmaları gerekecektir. Derginin mührünü açtıklarında ise onları başka bir sürpriz beklemektedir: Derginin sayfalarındaki kahraman, kaybolan arkadaşları Luke’dur ve bu dünyaya ait olmayan bir yerde, birtakım yaratıklar tarafından acımasızca öldürülmektedir. Bu gerçek olabilir mi? Ya arkadaşları sırf meraktan, macera isteğiyle kalkıştığı bir şeyin, bir tür oyunun sonucunda gerçekten öldüyse? Ya artık hiç geri dönemeyecekse? Belki de yazar bu yeraltı dünyasına kaçan çocuklarla gerçekten evden kaçan çocukların yaşadıkları arasında bir alegori kurmaktadır. Öyle ya, yaşadıklarına isyan ederek bilinmeyen bir dünyaya kendilerini attıklarında, o çocukları da Zehir’in dünyasındakinden hiç de farklı olmayan akıldışı, acımasız ve hiçbir adalet duygusu olmayan canavarlar beklemiyor mu?

Zehir’in sırrını çözerken çocuklar aslında çok önemli bir sorunla yüzleşirler: Akıldışı görünen, bugüne kadar kendilerine öğretilen, bildikleri tüm gerçeklere aykırı olan bir şeye inanıp, güvendikleri bir dünyanın tuzla buz olmasına, üzerinde durdukları zeminin geri gelmezcesine kaymasına müsaade edecekler midir?

Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarı’nda, Jack London’ın Vahşetin Çağrısı’nda, Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz Büyücüsü’nde daha klasikleşmiş bir tarzda anlattığı aynı yolculuk aslında. Gerçekten büyümek için insanın hayatının bir evresinde ister içinde isterse dış dünyada bir yolculuğa çıkması, o güne kadar dünyaya ve kendine dair bildiklerini sınaması şart oluyor. Üstelik aynı Zehir’de olduğu gibi bu yolculukların sonu bilinemeze açılıyor; gerçek maceranın bedeli belli ki hafif değil, Zehir’in gerçeği kitabın sayfalarından çıkıp günümüz dünyasına kadar uzanıyor.

Zehir
Chris Wooding
Resimleyen: Dan Chernett
Çeviren: G. Mine Olgun
Desen Yayınları / 416 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz