İyi Kitap

İstanbul Kazu ile Tılsım serisine taşınıyor

Çağlayan ÇEVİK

Dünyaca ünlü Tılsım serisinin yazar ve çizeri Kazu Kibuishi, hem sevenleriyle buluşmak hem de serinin yeni kitapları için ilham almak amacıyla İstanbul’daydı. Ziyaret, hem çizgi roman sevenler hem de sanatçı için verimli geçti.

Japon asıllı, dünyaca ünlü Amerikalı çizgi roman sanatçısı Kazu Kibuishi, 25. yaşını kutlayan Tudem Yayınları’nın davetlisi olarak 15 Mart’ta İstanbul’daydı. Tudem’in çizgi roman markası Desen Yayınları’nın yayımladığı Tılsım serisi ile ülkemizde de büyük beğeni kazanan Kazu Kibuishi, bir haftalık İstanbul ziyareti süresince on ilköğretim okulu ve lisenin yanı sıra iki üniversite ve iki de kültür merkezinde, okurları, meslektaşları ve basın mensuplarıyla bir araya geldi. Gerçekleştirdiği atölye çalışmalarında Kazu Kibuishi, kişisel asistanı ve desenlerinin renklendiricisi Jason Caffoe ile birlikte katılımcıların görme, yazma, algılama, sorgulama, analiz etme ve eleştirme yetilerini geliştirmelerine yardımcı olarak, katılımcıların yaratıcı yönlerini açığa çıkarmalarına olanak sağlayan metotlar sundu.

Kariyerinin başında, Flight / Uçuş isimli çizgi macerası ile başta Amerika olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden çizgi roman severi kendisine hayran bırakan Kazu Kibuishi ve arkadaşları, Image Comics adlı yayınevinin sahibi Erik Larsen’ın ilgisini çekti. Image Comics’in desteğini arkasına alan Kibuishi’nin bundan sonraki ve belki de en önemli işlerinden biri ülkemizde de büyük ilgi gören Amulet / Tılsım serisi oldu.

Şu ana kadar iki cildi yayınlanan Tılsım serisinin (“Tılsım 1: Taşmuhafızı” ve “Tılsım 2: Taşmuhafızı’nın Laneti) üçüncü kitabı önümüzdeki aylarda Amerika’nın hemen ardından Türkiye’de de yayımlanacak. Serinin konusuna gelirsek; bir trafik kazasında babasının ölmesi üzerine Emily ve Navin, anneleriyle beraber büyükbabalarının eski evine taşınırlar. Yıllardır hiçbir canlının girip çıkmadığı bu metruk ev sırlarla doludur. Büyükbabaları Silas, eşinin ölümünden sonra bir daha ortalarda görünmemiştir. Taşındıkları bu eski evin, biraz ilgi ve sevgiye ama fazlaca da temizliğe ihtiyacı vardır. Temizlik sırasında Emily gizli bir oda ve odada da tuhaf bir kolye bulur. Bu tılsımlı kolye aslında Emily ile ailesinin hayatını değiştirecek güçlere sahip bir kolyedir. Emily hem ailesini hem de bu evin derinlerinde varolan bir dünyayı kurtarmak zorunda olduğu zorlu bir maceranın içinde bulur kendini. Elbette bu macerada kardeşi Navin ile diğer dostlarının
yardımını alacaktır.

Bu etkileyici serinin hem yazarı hem de çizeri olan Kazu Kibuishi’yle İstanbul ziyareti sırasında, atölye çalışmalarını, Türkiye izlenimlerini, çizgi roman dünyasını ve Tılsım serisini konuştuk. Serinin üçüncü kitabında yarattığı şehir için zaten İstanbul’dan ilham alan sanatçı, serinin dördüncü kitabında İstanbul’a dair çok daha fazlasını bulacağımızın da müjdesini verdi.

Çocuk denecek yaştan beri çizim yapıyorsunuz. O günlerde, bugünkü gibi ünlü bir çizgi romancı olmak hayalini kurar mıydınız?
Hayır, böyle bir şey beklemiyordum. Ancak üniversiteye geldiğimde başarılı olabileceğimin farkına vardım. Atölye çalışmasında da söylediğim gibi, yetenekli olup olmadığım benim için önemli değildi. Okul hayatım boyunca çizim derslerinde hiçbir zaman en iyi ben olmadım, hep bir başkası vardı birinci veya ikinci olan. Ben en iyi üçüncü olurdum, ama bugün buradayım. Bunu da çalışmaya ve odaklanmaya borçluyum. Dolayısıyla o zamandan buralara geleceğimi tahmin etmem biraz güç, ama görünen o ki çalışmalarım sonuç veriyor…

Birçok ülkeye gidiyor ve atölye çalışmaları yapıyorsunuz. Aynı zamanda üretmeye de devam ediyorsunuz. Bunu yapmaya iten şey nedir sizi, evinizde oturup üretmek varken, otellerde çalışmak…
Seyahat etmek ufkumu genişletmeme yardımcı oluyor. Ve bu da yazmama yardımcı oluyor. Jason’ı bu geziye getirmemin sebebi de buydu. Böylece beraber çalışırken aynı frekansta olabileceğiz. Bunun haricinde, her zaman söylediğim bir şey var; karmaşık bir zihnimiz olabilir ama çizimlerimiz basit olmalı. Okul yıllarımdan beri çizim veya diğer işler haricinde aklımda kalan şey, çok iyi öğretmenlerim olduğu. Onlar bana çok iyi çizer olmayı, büyük yazar olmayı, önemli işler yapmayı öğretmediler. Onların bana öğrettiği tek şey, iyi bir öğretmen olabileceğimdi. Bir nevi öğretmenlik yapıyorum bu atölye çalışmalarında, böylelikle
hem pratik yapmış oluyorum, hem insanların ne istediğini, neye ilgi duyduğunu çok daha iyi gözlemleyebiliyorum. Sürekli bir şey öğreniyoruz ve arada öğretiyorum, sanırım bu.

Yine atölye çalışmalarınızda, yetenekten ziyade çok çalışmanın ve odaklanmanın önemine değiniyorsunuz. Peki ilk atölyenizden bugüne hayatında değişim yaşayan gençler oldu mu?
Asistanım Jason’ı örnek verebilirim. Jason atölyelerimin birinde öğrencimdi ve şu an kitaplardaki birçok arka planın çizimini yapıyor. Asistanlarımın çoğu eski öğrencilerimden çıkmıştır. Ve öğrencilerimin çoğu animasyon, sinema ya da çizgi roman sektöründe çalışmaya devam ettiler. Yani biri değil birçoğu var, siz Jason’ı tanıdınız…

Gezdiğiniz yerlerden hareketle, ülkelerin çizgi romana bakışlarını değerlendirir misiniz? Size en ilginç geleni hangisi olmuştur?
Şu ana kadar farklı bir yaklaşıma sahip olduğunu gördüğüm tek yer Japonya. Fransa’ya hiç gitmedim, bu yüzden bir yorum yapamam. Ama sanırım Fransa’daki çizgi roman kültürü de çok gelişmiş bir düzeyde. Diğer ziyaret ettiğim ülkelerde ise daha çok Amerika, Japonya ve Fransa’dan çizgi romanlar okuyorlar. Muazzam okur kitlesi sayesinde Japon çizgi romanı çok canlı. Japonya’da bulunduğum sürece çizgi roman yaratma süreci hakkında çok şey öğrendim.

Tılsım’a gelecek olursak. Hem yazıp hem çiziyorsunuz, bunun sizi zorlayan tarafları oluyor mu?
Hayır, daha kolay buluyorum. Resimlerin ve kelimelerin birlikte etki etmesini seviyorum ve bu ikisi aynı akıldan geldiğinde daha kolay oluyor. Atölye çalışmasında bulunmuştunuz, orada sürekli söylediğim şey, çizimi basit tutmak yönündedir. Belki karışık düşünebiliriz, ama çizimlerde bunun tam tersini yapmaya çalışıyorum, maceralarda anlatılanlar birçok şeyi barındırıyor olabilir ama bunu basit çizgilerle anlatmak gerekiyor, dolayısıyla kelimelerle çizim birbirini dengeliyor.

Tılsım bir ölüm üzerine kuruluyor. Yani önceden ölmüş bir baba hatırasından farklı olarak, onun ölümüne tanık oluyoruz ve her şey öyle başlıyor. Ölümle başlayıp, temel hikâyeyi ölüm üzerine kurgulamak zor değil mi?
Evet, çok zor. Aslında bu ilk sahneyi başta çıkarmıştım. Çünkü okurlar için çok zor olduğunu düşünmüştüm. Ama kitap ilerledikçe, karakterlerin babalarının ölümü hakkında konuşmalarının gerçekçi olmayacağının farkına vardım. Okurların karakterlerin neler hissettiğini anlamaları için bu kazayı göstermek zorundaydım.

Tılsım’da asıl kahramanımız küçük bir kız, Emily. Şimdiye kadar ‘seçilmiş kişi’ olan kahramanlar Hz. İsa’ya öykünme dolayısıyla erkek olmuştur. Daha önceki fantastik roman öykülerinden birkaçında kadın kahraman karşımıza çıkar. Zorlu görevi bir kadına vermekteki amacınız neydi?
Ailemde her zaman kadınlar güçlü olmuştur. Bizi anneannemin yetiştirdiğini söyleyebilirim. Ayrıca Hayao Miyazaki’nin büyük bir hayranıyım. Onun kahramanları da kadın. Aslında bu benim için çok doğal bir şey. Kadınları hep güçlü kahramanlar olarak görüyorum. Ayrıca beslendiğim kaynaklarda kadınların önemi büyüktü.

Manga’ya dair düşünceleriniz neler? Bilhassa dünyadaki son 10 yıllık ilgi artışını nasıl değerlendiriyorsunuz / neye bağlıyorsunuz?
Manga kelimesi aslında Japonca’da çizgi roman demek. Diğer anime işler dolayısıyla yıllardır bilinen, takip edilen, ilgi duyulan bir şey oldu. Japonya’da çizgi roman o kadar popüler ki geniş bir okur kitlesi için yazılıyorlar. Bu yüzden manganın diğer ülkelerde okur kitlesi bulması kolay oldu. Yani sadece belli bir kültür seviyesi veya yaşa hitap etmiyor. Mümkün olduğunca geniş bir kitleyi içerecek çizimler, metinler kurgulanıyor, dolayısıyla daha geniş bir kitleye hitap etmiş oluyor. Amerika’da ise çizgi romanlar özel bir okur kitlesi için yazılıyor. Umarım bunu değiştirebileceğiz.

Türkiye’de son birkaç yıldır, dünya klasiklerinin çizgi roman uyarlamalarına yoğun bir ilgi var. Bu elbette dünyada da rastlanan bir uygulama. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu yönelimi? Böyle bir teklif gelse olumlu yaklaşır mıydınız, hangi eseri uyarlamak isterdiniz?
Buna Amerika üzerinden cevap verebilirim, orada yaşıyorum ve orayı daha iyi tanıyorum. Diğer ülkelerde genellikle kısa süreli bulunuyorum. Bence klasik eserlerin adaptasyonları Amerika’dan ziyade Türkiye gibi ülkelerde daha başarılı oluyor. Çünkü Amerika’da birçok öğrenci bu klasikleri orijinal halinde okumak zorunda. Çizgi romanlar bu kitapları basitleştirme eğiliminde oluyor. Amerikalı öğrencilerin buna ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Bu tarz uygulamalar risklidir de, uyarlamayı ne kadar başarılı yaptığınız her zaman tartışılabilir. Ama olmalı elbette, ayrı bir dal gibi de değerlendirilebilir. Bana teklif gelse Zaman Makinesi’ni uyarlamak, çizmek isterim. Açıkçası düşündüğüm zaman, teklif almasam bile yapmak istiyorum.

Tılsım 2
Taş Muhafızının Laneti
Kazu Kibuishi
Çeviren: Elif Yalçın
Desen Yayınları / 220 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz