İyi Kitap

Zamanın maceraya açılan kapısı…

Serda SEMERCİ

İtalyan yazar Pierdomenico Baccalario’nun, Ulysses Moore adında bir adamın günlükleri aracılığıyla aktardığı Zaman Kapısı serüvenleri Türkçe’de sekizinci kitaba ulaştı. On sekiz dilde çocukları kucaklayan maceranın yazarıyla ne işler çevirdiğini, neler olup bittiğini konuştuk.

Pierdomenico Baccalario adında bir İtalyan, 19. yüzyıldan kalma bir elyazmasının peşinden İngiltere’ye doğru yola koyulur. İngiltere’de Kilmore Koyu’nun bulunduğu adaya ulaşır ama koyu bulamaz. Elindeki numarayı arar ve ertesi sabah, kendisiyle randevulaşan kadın yerine bir sandık bulur karşısında. O sandığın içinden ne çıkar dersiniz? Şifrelerle yazılmış kara kaplı bir defter… Bizim İtalyan yazara düşen adım adım ipuçlarını takip etmek, gizi çözmek ve bunun romanını yazmaktır. Baccalario bu zor görevi başarır ve ortaya fantastik edebiyatta yeni bir fenomen yaratan Ulysses Moore serisinin ilk kitabı Zaman Kapısı çıkar.

Kitabın üç ana karakteri Julia, Jason ve Rick, Kilmore Koyu’nun bulunduğu teknoloji bâkiri adada yaşayan üç çocuktur… Julia ve Jason anne ve babasıyla Londra’nın keşmekeşinden adaya henüz taşınmış ikiz kardeşlerdir. Anne-babalarının şehre indiği bir gün Rick’le tanışan kardeşler, taşındıkları bu bin yıl öncesinden kalma köşkün sırrını çözmeye koyulurlar. Eski, dökük ahşap duvarların ardında kocaman bir kapı bulan üç silahşörler, böylece, altı kitaplık bir seriyle devam edecek maceraların yaşanacağı fantastik zamanlara açılan kapıyı aralamış olurlar…

Her cildi, o bölümle ilgili karakalem, güzel bir desenle açılan kitaplar, daha kapağından insanı kendine hayran bırakıyor. Üç küçüğün çözdüğü her bulmacanın beraberinde bir başka bulmaca getirmesi, insanın bu kitapları elinden bırakmasına engel oluyor. Çocukların televizyon dizilerinde ya da internette bulamayacağı güzellikteki bu fantastik macera serisi zeki, dikkatli, meraklı ve şüpheci genç okurlara tavsiyemizdir.

Burada bırakıyoruz ki, serinin yazarı Pierdomenico Baccalario lafımızı balla kessin ve yazarlık ününe ün katan serisi üzerine merak ettiklerimizi anlatsın!

Ulysses Moore’u yaratma fikri nerden çıktı?
Ulysses Moore’u yazmaya ailemi, eski evimi, babamı düşünerek başladım. Ulysses Moore karakteri de babamdan çok iz taşır bu yüzden…

En çok hangi karakterlerle kendinizi özdeşleştiriyorsunuz?
Sanırım Jason ile… O, zeki olmaya çalışan meraklı ve dikkatli biri. Dışarıdan biri onun aklından neler geçirdiğini asla tam olarak kestiremez.

Serinin ilk kitabı Zaman Kapısı’ndaki gençlik çeşmesinden her su içen gençleşiyor. Diyelim ki gerçekten geçmişe açılan böyle bir kapı var ve siz de oradan günümüze bir şey getirebilecek güce sahipsiniz… Bu şey ne olurdu?
Çeşmedeki sorun şu, gençleştiriyor ama bir yandan hafızanı kaybettiriyor. Mesela ben hafızamı kaybetmeyi hiç istemezdim. Eğer geçmişten bugüne bir şey getirebilecek gücüm olsaydı, sanırım Zaman Kapısı’nı tercih ederdim. Çünkü Zaman Kapısı insan hafızasının ürettiği serüven dolu macera diyarlarına taşır seni…

Macera ve gizem ögelerinin yanında aşk da Ulysses Moore’daki ana temalardan… Sırası gelmişken soralım: Rick, Julia’ya duygularını açabilecek mi? Anita ve Jason arasındaki sular durulacak mı? Başka ne gibi sürprizler bekliyor bizi?
Rick en sonunda Julia’ya hislerini açıklıyor ve Julia da bundan ötürü gururlanıyor. Anita ve Jason’ın hikâyesi ise biraz daha çetrefil: İkisi de özgürlüklerine düşkünler ve bence ileriki zamanlarda bu ikilinin ilişkisi pek de iyi bir noktaya varmayacak. Birçok sürpriz bekliyor okuyucuları… Çok kötü bir adam, bir düşman ve başka bir yeni karakter eklenecek seriye: Spencer. Leonardo Minaxo’yla savaşmış olan Spencer sular altında kalmış bir adadan günümüze gelecek…

Sanırım en çok çocuk okurlarınız Ulysses Moore’un gizemli ve mistik dünyasının içine girebiliyor…Ne dersiniz?
Zaman Kapısı’nı hayal güçleriyle aralayabilen yalnızca ve yalnızca çocuklardır. Kapıyı açmak için ihtiyaçları bir anahtar ve iyi bir hikâye.

Rick, Julia ve Jason sizin hayatınızdaki gerçek insanlarmış diye duyduk. Doğru mu?
Yalnızca ikisi…

Bütün karakterlerin farklı kültürlerden geliyor olması küreselleşmeye bir vurgu mu?
İşte bu, rüyaların bile küreselleşmesi meselesiyle ilgili. Muhtemelen dünyadaki herkesin hayata dair rüyaları, hayalleri, hisleri birbirinin aynıdır…

Karakterleriniz ne tamamen iyi ne de kötü kalpliler… Karakterlerin özelliklerini yaratırken ne gibi yöntemler kullanırsınız?
Kitaplarımda bana tanıdık, yakın gelen tipleri tarif ederim. Bütün karakterler arkadaşlarımdan, akrabalarımdan birer iz taşır. Ama tabii birini tamamen tanımak imkânsızdır. İnsan başka birini ancak bir yere kadar tanıyıp bilebilir.

Bir söyleşinizde, “benim hikâyelerim mikro-dünyadan makrodünyalara uzanan bir geçiş sunuyor.” demişsiniz… Bunu biraz açıklayabilir misiniz?
Aslında bence mikro ve makro dünyalar arasında çok da fark yok! Küçükken mikro, yani küçük şeyler yapıyoruz: çarşafın altına gizlenmek gibi… Büyüyünce daha önemli ve büyük işler yapmaya koyuluruz. Yani bana göre makro hayatlara sahip olmak için önce mikro şeyler yapmalıyız. Belki de bazı okuyucularım bu kitaplar sayesinde mikro dünyadan makro dünyaya geçebilir, kimbilir?..

Ünlü semiyolog Umberto Eco’- nun romanlarında kullandığı anagramlar ve kodlarla betimleme yöntemini takip ediyorsunuz… Kodlar ve sözcükler arasındaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Oyunları çok severim. Özellikle kelimelerin gücüyle kurgulanan oyunları… Yani yazarken kullandığım kodlar, gizlemeye çalışılan kelimeleri temsil etmenin yollarından biridir…

Ulysses Moore 19. yüzyıl Venedik’inde geçiyor. Bu yüzyıla hayranlığınız âşikar. O zamanda yaşamayı ister miydiniz?
Geçen yüzyılı ve tarihiyle ilgilenmeyi çok seviyorum. Gerçekten 19. yüzyılda yaşayabilmeyi çok isterdim. Ama yine de bugünde de olsa dünyada olmak güzel!

İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı sayesinde Türk okurlarınızla buluşma fırsatını yakaladınız. Onların ilgisini nasıl buldunuz?
Gerçekten muhteşemdi. Hayatımda çok keyif aldığım ve zamanımı geçirmekten hoşnut kaldığım ender zamanlardan biriydi.

Bir kitabı yazma sürecinde sizi en çok ne strese sokar, heyecanlandırır?
Aslında çok stres olduğum söylenemez, çünkü neye odaklanmam gerektiği konusunda kendimden hep emin olurum. Ve bir an önce kitabın sonuna gelip, okuyucularla paylaşmayı isterim. Onlardan gelen tepkileri beklediğim zamanlarsa, işte en çok heyecan duyduğum anlardır.

Fantastik romanları yazarken kullandığınız en etkili araçlar neler?
Merak ve şüphe. İnsanoğlu hep daha fazlasını, daha çok ayrıntıyı bilmek ister. Gerçek hayat da keşiflerle doludur zaten… Öyleyse iyi hikâyeler de böyle olmalıdır; hele ki bu bir kurgu kitabıysa!..

Adınız Tolkien, Stephen King, Neil Gaiman gibi usta fantastikkorku romancılarıyla birlikte anılıyor. Ne düşünüyorsunuz, gerçekten tarzlarınız benziyor mu sizce de?
Onlar maestrolarımız… Adımın onların yanında anılması benim için inanılmaz ve bence imkânsız. Ama soru beni gururlandırdı, teşekkür ederim! (gülüyor) Tolkien ve saydığınız diğer isimlerden fantastik dünyalar üzerine çok şey öğrendim. O dünyalara nasıl dahil olacağım, gezeceğim v.s gibi… Birazcık benzeyebiliyorsam ne mutlu!

Bir keresinde gençler için yazan bir yazar olduğunuzun tekrarlanmasından sıkıldığınızı söylemişsiniz… Neden?
Gençler için yazdığım bir gerçek. Sıkıldığım şey, bazı yazarların gençler için yazarken özel bir çabayla hikâyelerini ve edebiyatçılıklarını minörize etmeleri…Bu yetişkinlere yazmaktan daha kolay ya da ucuz bir edebiyat değil çünkü! Mesela benim bile bu yaşta konusunu tamamen hatırladığım kitaplar, gençken okuduklarımdır. Eh, öyleyse..?

En sevdiğiniz fantastik kurgu edebiyatçısı..?
Jack London.

Ulysses Moore serisinin dizi filmi çekilecek diye duyduk. Doğru mu?
Evet böyle bir şey var ama bundan biraz da ürküyorum açıkçası. Umarım kitabın özüne sadık kalırlar!

Son olarak yazar olmak isteyenlere tavsiyelerinizi soralım… Çok kitap okusunlar, çok arkadaş edinsinler, başka dünyalara açılan kapıları olsun, gülümsesinler ve ailelerini çok sevsinler!

Ulysses Moore
Yıldırımların Efendisi
Resimleyen: Iacopo Bruno
Doğan Egmont / 247 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz