İyi Kitap

Çocukluğun ilk macerası…

Almıla AYDIN

Gezgin Dedektifler ile Huysuz, Sakar ve Yalnız Bay Kuş serilerinin sevilen genç yazarı Almıla Aydın, ben yazsaydım dediği çocukluk kitabı 80 Günde Devriâlem’i anlattı… Hayal gücünün ve cesaretin sonsuzluğunda çıkılan çocukluğun bu ilk yolculuğu, dünyanın ve maceranın kapılarını aralıyor.

İlkokul çağındayken okuduğum yüzlerce kitap arasında beni çok etkileyen,
yıllar geçse de unutamadığım kitaplar oldu. Aslında itiraf etmek gerekirse, sayısı pek de azımsanacak gibi değil. Hatta büyük bir utanmazlıkla (!) aralarına unutamayacağım yeni kitaplar eklemeyi de kendime iş edindim! Yani liste kabarmaya devam ediyor. Yine de en sevdiğim yazarlardan biri olarak Jules Verne tahtını hep korudu, onun 80 Günde Devriâlem adlı kitabı da… Üstelik karton kapaklı değil, ciltli versiyonuyla ve tahminen otuz senenin ardından artık yer yer sararmış sayfalarıyla…

XIX. yüzyılda yaşamış ve tartışmasız bir şekilde hayranlığımı kazanmış
Jules Verne, bana hayal gücünün sınırsızlığını gösterdi, dersem abartmış olmam. Kimi kitaplarını okurken, onun aslında zamanda yolculuklar yaptığına, geleceği ziyaret ettikten sonra o müthiş kitapları yazdığına dair bir inanca kapıldığımı çok net hatırlıyorum. Hatta bazen kitaplarda yaşananların aslında gerçek olduğuna da inandım.

HİNDİSTAN YOLUNDA!
80 Günde Devriâlem’i okurken de böyle düşünüp düşünmediğimi bilmiyorum. Ama bugünkü seyahat tutkumun nedenlerinden biri de belki bu kitaptır, diye aklımdan geçirmeden edemiyorum. Kararlı olduktan sonra dünyanın diğer ucuna gitmek aslında işten bile değil!

Kitabın kahramanı İngiliz centilmeni Bay Fogg’un, servetinin yarısını ortaya koyup arkadaşlarıyla bir iddiaya girerek, yardımcısı Passepartout’yla (bu isim nedense gözüme eğlenceli görünüyor) birlikte dünyanın çevresini seksen günde dolaşmaya kalkışması, bana daha o yaşlarda, plansızca bir maceraya atılarak dünyayı dolaşmanın nasıl da müthiş bir duygu olabileceğini düşündürmüştü. Buharlı gemiden trene ve hatta file bile binerek yaşadıkları heyecanlara ben de ortak olmuştum.

Ülkeler değiştikçe, yaşam şekilleri de değişmişti. Kitabın kahramanlarıyla
birlikte daha önce nerede olduklarını bilmediğim, hatta adlarını bile duymadığım Kalküta, Yokohama, Şangay gibi yerlere ve dünyanın diğer farklı köşelerine sürüklenmiştim. Bu yaşımda böylesine bir yolculuğa çıkmaya cesaret edebilir miyim, emin değilim. Ancak o zamanlar kitabın kahramanlarından biri olabilmek için can attığım kesindi.

Üstelik bir banka hırsızı olduğundan şüphelenip Bay Fogg’un peşine düşen Scotland Yard dedektifi yüzünden, kitabın polisiye bir yanı da vardı. Bu kovalamaca yalnızca heyecanın dozunu arttırmakla kalmıyor, kitaba eğlenceli bir hava da veriyordu. Dedektif, yolculuk boyunca Bay Fogg’u tutuklamak için uğraşıyordu. Ben ise başlarını dertten nasıl kurtardıklarını gördükçe seviniyordum.

Bu arada, yolculuk sırasında bir kadını kurtararak kendileriyle birlikte
kaçmasını sağlıyorlardı. Böylece Bay Fogg centilmen yanını da gösteriyordu. Ancak tam zamanında Londra’ya varmak üzerelerken, dedektif, Bay Fogg’a zaman kaybettiriyor ve beni sinir ediyordu. Böylece Bay Fogg iddiayı kaybediyordu. Benim yüreğim ağzıma geliyordu; tam rahat bir nefes alacakken yıkılıyor, böyle bir sonu kabullenmek istemiyordum. Ama neyse ki kitap kötü değil, hoş bir sürprizle son buluyordu. Passepartout saat hesabında hata yaptıklarını ve aslında dünya turunu zamanında tamamladıklarını ortaya çıkarıyordu.

HIZ ÇAĞINDA DEVRİÂLEM
Böylece son saniyede Bay Fogg iddiayı kazanmış oluyordu. Üstelik yalnızca iddiayı kazanmakla kalmıyor, kurtardığı kadına âşık oluyor ve onunla evleniyordu. Sıkı bir macera, polisiye ve gezi kitapları okuru olarak, 80 Günde Devriâlem benim için hâlâ biçilmiş kaftan! Çünkü içinde bana hitap
eden her şey var ve yazıldığı şekliyle harika bir kitap.

Eğer bu kitabı ben yazmayı deneseydim, San Fransisco’ya gelmişken Sacramento’ya da uğramaya kalkar; yol üstündeki yerlerde gerekli gereksiz
oyalanır, her şehirde kenarda köşede kalmış dükkânlara dalar, sık sık yol ve
bolca zaman kaybederdim. Sonuç olarak o günün şartlarında devriâlemi kesinlikle seksen günde tamamlayamazdım –ki bugünkü hız çağının şartlarında bile tamamlayabileceğim şüpheli görünüyor!

Bu durumda bana düşen, 80 Günde Devriâlem’in ve Jules Verne’nin diğer
tüm kitaplarının tadını çıkartmak; bir de elbette bana kattıkları için bu büyük yazara minnet duymak.

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz