İyi Kitap

Aşk kalır ama… koynunda nelerle?

Aşk kalır ama… koynunda nelerle?

Kitap İçi’nde bu ay, Seza Kutlar Aksoy’un yazdığı, Aşk Kalır adlı kitaptan tadımlık satırlar var. Yurtdışından gelen misafir öğrenciler Laura ile Erik’i ağırlamaya çalışan Deniz, Bahri ve Umut’un yelken açtığı sürpriz aşklar ve dostlukları anlatan kitap, keyifli bir okuma vaat ediyor.

Araba E-5’te hızla ilerliyordu. Yanlarından vızır vızır geçen taşıtların sesi, bir de Ben Harper’ın hafiften “Diamonds On The İnside” adlı parçası… Konuşmuyorlardı. Deniz radyonun düğmesini sağa çevirince cızırtıyla birlikte davulun gümbürtülü ritmi ortalığı birbirine kattı.

“Kıs şunu!” diye bağırdı annesi. Deniz hemen kıstı. Neredeyse duyulamayacak kadar. Yandan annesinin direksiyonu çevirirken titreşen göğüslerini görüyordu. Açık mavi, askılı bir bluz giymişti. Dalgalı kızıl saçları, aynı tonda güneş gözlüğüyle profilden ne kadar da güzel görünüyordu. Tıpkı bir Avrupalı gibi. Artist gibi. Üstelik İngilizceyi ana dili gibi konuşurdu. Laura, Deniz’le değil, sadece onunla konuşacak. Keşke şu İngiliz kızı hiç çağırmasalardı.

“Asma suratını,” dedi genç kadın. “İstersen biraz yükselt ama… Hem öyle durma. Dik dur. İlk izlenim çok önemlidir. Kız ne düşünecek!”

Kafasını çevirmeden nasıl görüyor acaba Deniz’i? Tanrı bilir Deniz’in kafasından geçenleri bile biliyordur bu güzel kadın. Deniz bir süre düşünmemeye karar veriyor. Olmuyor. Sanki bir kamera önünde. Hani şu belgesellerde olur ya. Arkadan bir ses akıp gidiyor. Ses olmasa da görülenler ortada. Suratsız bir kız. Ağzı çizgi gibi. Bu Deniz.

Önüne bakıyor. On beşine gelmiş, ama göğüsleri hâlâ belli belirsiz. Gözleri tuhaf bir şekilde çekik. “Japon balığım benim,” der babası. İltifat mı bu? Keşke Japon çağırsalardı. Hem IPLE kanalıyla öğrenci çağırma da nereden çıktı! Elbette her şeyi bilen annesinden. Deniz’in dili gelişirmiş de, kardeşi yokmuş ya, Deniz’e iyi bir arkadaş olurmuş da… Sanki arkadaş isteyen vardı. Böyle kem küm ederek hiç tanımadığın, güzel bir İngiliz kızla nasıl arkadaş olursun! Adam yerine bile koymayacak kız. Şöyle bir Deniz’i süzüp annesiyle konuşacak. Havalı, hoşsohbet, İngilizcesi mükemmel olan annesiyle. Off!.. Annesi ne kadar güzel.

“Bak o da senin yaşında. Buraya gezmeye geliyor. Çekinme, konuş. Susarsan o Türkçeyi öğrenir, sen hava alırsın. Türkiye’yi tanıtacaksın. Senin bıraktığın izlenim çok önemli. Canlan biraz.”
“Üfff…”

“Üfleyip durma. Neyin eksik? Güzel bir kızsın. Giyim kuşamın güzel. İyi bir okulda okuyorsun. Üstelik kafan çalışıyor. Daha ne istiyorsun! Onun senden ne üstün yanı olabilir ki?”

Ses akıp giderken, kamera Laura’ya odaklanıyor. Güzel, alımlı, sarışın Laura; göğüsleri titreyerek, salınarak onlara doğru geliyor. Güzelliğine hayran olanlara aldırmıyor bile. Tam o anda kamera Deniz’e dönüyor. Ev sahibi, iyi izlenim bırakması gereken Deniz’e. Süklüm püklüm bir kız sağ adımını atıyor. İkinciyi atamıyor, çünkü sol ayakkabı yerden kalkmıyor. Yapışmış. Çekiliyor Deniz. Kocaman biçimsiz ayağı ayakkabıdan çıkıyor. Ayakkabıya sokup kaldırınca bir şeyler sünüyor, uzuyor. Çiklet yapışmış. Yeniden çakılıyor yere. Acaba sağ ayağında ayakkabı olmadan, zıplayarak mı gitsin, yoksa yalınayak mı? Aptal aptal bunları düşünüp dururken yere kapaklanıyor. O güzel kızın minicik ayaklarının dibine. Ne karşılama ama!.. Ya da tam Laura ile kucaklaşmak üzereyken biri çelme takıp Deniz’i yere düşürüyor. Deniz yine yerlerde. Kamera gülenleri gösteriyor.

Olmayacak şey de değil yani. Deniz ne zaman güzel bir şey yapmak istese eli ayağına dolanır. Ya sıraya toslar, ya kafasını çarpar ya da biri çelme takar. Adı boşuna ‘sakar kız’a çıkmadı.

“Allah kahretsin, yaktın beni!” diye bağırıyor babası. Pantolon paçasını çekiştirip duruyor. Kaynar çay adamın nazik bir yerlerini yakmış. Bacaklarının arasında sehpanın ne işi var? Hadi sehpa neyse, kaynar çayı oraya koymanın ne alemi var?

“Bu evde bir Deniz faciası olduğunu bilmeliydin!” diye bağırıyor annesi.
“Koş soğuk su getir!”

Zavallı babası kıpkırmızı bir suratla pantolonunu çıkarıp zıplarken, Deniz mutfağa koşuyor.

Aslında Deniz’e gerek yok. Bu evde her gün bir facia yaşanıyor. Sessiz, sıkıntılı, boğucu hava evin her yanında hissediliyor. Babası konuşmaz. Annesi susar. Sağanak öncesi o gergin hava evde sürekli yaşanan şeydir. Sonra, arada bir fırtına kopar. Deniz nereye gizleneceğini bilemez. Hani gök boşaldı; ne iyi, rahatladık diyemezsin.

Aşk Kalır
Seza Kutlar Aksoy
Tudem Yayınları / 208 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz