İyi Kitap

Sinema bazen sanat değil okuldur…

Nareg BARAN

Kanadalı yazar-film eleştirmeni David Gilmour’un kaleme aldığı ve kendi yaşam öyküsünden bir kesit sunan Film Kulübü, sıradışı bir baba-oğul anlaşmasını anlatıyor. Babası tarafından sadece film izlemekle görevlendirilen bir ergen hayata dair ne öğrenebilir? Sorunun yanıtı kitapta…

“Çocuk yetiştirmek bazı şeylere peş peşe veda etmektir; önce bebek bezlerine, sonra kar kıyafetlerine, nihayetinde de çocuğunuza.” Bu sözleri, ünlü bir aktörle gerçekleştirdiği bir söyleşide işiten David Gilmour, iyi film izleyen, içkiyi ve iyi yemekleri, alımlı kadınlarla birlikte olmayı seven Amerikan- Fransız ruhuna sahip Kanadalı bir yazar. İlk eşinden bir oğlu, ikinci eşindense bir kızı var. İkisi de hayatının en önemli varlıkları, ama oğluyla onun ergenliğinde atlattıkları dönem, bir baba ve insan olarak hayatındaki en büyük izi bırakmış…

Gilmour’un oğlu Jesse, 17 yaşında liseye giderken okula devam etmekten vazgeçiyor. Yaptığı tek şey var: Haftada üç kez babasının seçtiği bir filmi onunla birlikte izlemek ve filmler üzerine tartışmak. Fransız yazar Michel de Montaigne, Denemeler adlı kült eserinde, eğitimin nasıl olması gerektiği meselesinin, insanoğlunun çözmesi gereken en büyük güçlüklerden olduğunu yazar. Okulda ‘doğru’ şeylerin öğretileceğinden emin olan çoğu ebeveyn, üniversitede iyi bir bölüm ve kazanç getiren bir meslek edinmekle, çocuklarının eğitim meselesinin altından hakkıyla kalktıklarını düşünüyor.

Oysa bazen işin bu kadar basit olmadığını anımsatan örnekler çıkıyor. İşte bunlardan biri Jesse… Kötü giden dersleri, kendisini olumsuz etkileyen arkadaş çevresi, depresifleşen ruh hali; babası söylediğinde, kendi kulağına dahi inanamadığı bir teklifte bulunmasına zemin hazırlıyor. Baba, oğlunu karşısına alıp; “İstersen okula gitmeyebilirsin. Üstelik fatura ödemene ya da yemek almana gerek yok. Tek şart şu: haftada üç kez benim seçtiğim üç filmi oturup birlikte izleyeceğiz,” diyor. Bir babanın çocuğunun eğitimine yalnızca film izleyerek devam edeceğini söylemesi fantastik görünse de, Gilmour için oğlunu kaybetme tehlikesindense bunu göze almak daha mantıklı.

FİLMLERLE YAŞAM
Gerçi içinde oğlunun geleceğinin nasıl olacağına dair kaygılar yok değildir! Sigara bağımlısı, alkolik, bir inşaat işçisi, belki fazla para kazanmak için yasadışı işlere bulaşacak biri haline gelmesine yol açacak kişi olmaktan korkar. Ancak hayatı boyunca çalışıp didinmiş biri olarak kariyerinde hiç de parlak olmayan bir noktaya varan Gilmour, alternatiflerin her zaman kötülük getirmeyeceği fikrine yakındır o sıralar…

Film kulübü çanları Gilmour’lar için çalmaya başlar. Baba, oğlu için fazla sıkıcı olmayan ancak ufacık sahneleriyle de olsa hayata dair oğluna itici bir güç verecek filmler seçmeye çalışır. Trauffaut’nun 400 Darbesi’yle başlayan sinema günlerine Temel İçgüdü, Baba, Kazablanka, İtalyan yeni gerçekçi ve Alman dışavurumcu sineması, kovboy ile korku türünün üstadı Hollywood sinemasının en çarpıcı filmleri damgasını vurur. Tabii filmlerle birlikte gerçek hayat da akıp gider. Jesse büyür, âşık olur, daha çok içki ve sigara içer ve artık çalışmak, kendi parasını kazanmak ister. Hayat baba için de çok iç açıcı değildir.

Eski karısıyla oğlu yüzünden arası açıktır, işinden olmuş ve parası suyunu çekmektedir, evini satıp yeni eşiyle ufacık bir apartman dairesine taşınmak zorunda kalır. Ancak tüm bu süreçle beraber baba ve oğlu arasında, başkalarının çok zor yakalayabileceği bir köprü kurulur. Bu, kim olursa olsun, ne hata yaparsa yapsın açıkça anlatabilmenin ve en azından birbirini anlamaya çalışabilmenin getirdiği yıkılmaz bir köprüdür. Sonunda Jesse, saatte sekiz dolar kazanarak, ne istediği gibi bir kadınla ne de istediği gibi bir evde yaşlanabileceğini anlar. Okula devam etmeye karar verir.

David Gilmour’un kendi hayatından yola çıkarak, oğlu için yazdığı bu kitap, hem sinematografik bilgimizi geliştiren hem de bizi ergenlik ve ebeveynlik üzerine sıradışı ama gerçek bir örnekle yüzleştiren duygusal bir hikâye. Ancak öykünün belki de kurgu olmamasından kaynaklanan bir sorun mevcut: Baba-oğul için bu sıradışı dönemi başlatan ‘film’lerin, Jesse’i ne kadar ve ne yönde etkilediğinden hiç bahsedilmiyor. Bu da, kitapta ve okuyucuda bir eksiklik hissi uyandırıyor.

Film Kulübü
David Gilmour
Çeviren: Dost Körpe
Domingo Yayınları / 223 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz