İyi Kitap

Tacınızı çıkarın, hemen şimdi!

Tacınızı çıkarın, hemen şimdi!

Elif TÜRKÖLMEZ

Heinz Janisch’in Kral ile Deniz’inin, her şeye hükmettiğini sanan kralı bir gün bir arı, bir ağaç ya da bir denizle karşılaşırsa ne olur? Asıl olanın ‘kendini bilmek’, ‘başkalarını anlamak’, ‘tevazu sahibi olmak’ olduğunu anlar ve tacını kumsalda bırakıp denize atlar!

Herkes statüsünü, parasını, diplomasını, bildiği dilleri, bilgisayar programlarını, yani sadece bütün o sıkıcı işler için lazım olan her şeyini birer taç yapmış, başında taşıyor sanki. Herkes titrini kolye yaptırmış, boynuna asmış, sandalyesine yapışmış, masasıyla bütünleşmiş gibi. Adını sorsanız, Ayşegül demiyor, “Profesör Doktor Ayşegül bilmem kim…” diyor. Avukat Ahmet Bey, yeni arabası ya da telefonu hakkında sabaha kadar konuşuyor ama kuşlardan, böceklerden, köpeklerden, yıldızlardan ya da ağaçlardan konuşamıyor, hemen sıkılıveriyor.

Yani herkes kendi hayatının kralı olmuş ve kendine toz kondurmuyor, burnundan kıl aldırmıyor. Kral ile Deniz bunlar üzerine düşünen, düşündürten bir kitap. 21 tane kısacık öyküden oluşuyor. Ama öykülerin her biri boyutunu çok aşan derinlikte. Hepsi, üzerine uzun uzun düşündürtecek kadar çok metafor içeriyor. Bir yandan da, hem diliyle hem içeriğiyle çok sade. Nasıl oluyor derseniz, hemen örneklerle açıklayayım.

BEN BURANIN KRALIYIM
Kral ile Gölge
“Neden peşimden geliyorsun?” diye sordu kral, gölgesine.
“Aptalca fikirlere kapılma diye,” dedi gölge.
“Ve madalyonun iki yüzü olduğunu unutma diye.”
“Nasıl unutabilirim ki,” dedi kral ve Küçük tacının güneşte yaptığı büyük
gölgeye şaşırdı.

Kral ile Arı
“Git şuradan!” dedi kral ve bir arıyı Çiçeğinden uzaklaştırmaya çalıştı.
“Ben buranın kralıyım,” diye bağırdı kral.
“Ben de,” dedi arı ve onu soktu.

Heinz Janisch’in yazdığı ve Wolf Erlbruch’ün şahane bir biçimde resimlediği bu kendi küçük, sözü büyük kitap, her şeye hükmettiğini sanan bir kralın, dünyanın aslında çok farklı bir yer olduğuna aymasını anlatıyor. Dünya, çiçeği, böceği, ağacı, denizi ve sincabıyla kralı hiç umursamamaktadır. Kral önce bu duruma anlam veremez ancak çok geçmeden, tüm canlıların yanılamayacağına karar verir. Tacını çıkarır, kendini denize atar. İşte o an, kralın kendini en iyi hissettiği andır. Krallık dâhil hiçbir titrin, doğanın muhteşem uyumundan değerli olamayacağını anlayıp rahatladığı andır.

Kral ile Gökyüzü
“Bir örtü istiyorum,” dedi kral.
“Hem de hemen! Derhal! Ve – güzel olsun!”
Derken kar yağmaya başladı.
Kar iri, beyaz taneler halinde yağdı.
“İşte örtün,” dedi gökyüzü ve Toprağın üzerine bir pırıltı serdi.
“Teşekkürler,” dedi kral şaşkınlıkla.

Çocuklara hep “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soruyoruz, yani onları daha küçücükken yapacakları işin ne kadar önemli olacağı fikriyle baş başa bırakıyoruz. Çocuk da, statüsü ve parası iyi işleri sıralayıveriyor hemen, “Doktor olacağım” diyor, aferini kapıyor. “Çöpçü olacağım” diyene şaşırıyor, hatta gülüyoruz. Oysa çocuklarla denizler, yıldızlar, kuşlar hakkında konuşmak lazım. İflah olmaz birer romantik olmaları riskini göze alarak onlara doğanın kıymetini, başka hayatların değerini anlatmak, bir ağacın gövdesine dokunmanın, çimenlere çıplak ayakla basmanın hazzını öğretmek lazım. Yoksa statü ve kariyer gibi boş sıfatların peşinde koşarak bir ömrü heba etmeleri mümkün.

Ömrü boyunca sabah dokuz akşam beş çalışanların, altmışından sonra keşfettikleri bazı şeyler için ne kadar da pişman olduklarını, “Ben aslında hiç yaşamamışım ki, güneşin, bulutların, yağmurun değerini hiç bilmemişim ki. Neşeli bir şarkıda gülmemişim, hüzünlü bir şarkıda ağlamamışım” dediğini duymuşsunuzdur.

PİŞMANLIK YÜREK BURKUCU
Dünyevi hırslar peşinde yitirilen onca yıldan sonra, hayatında ilk kez güneşin doğuşunu izleyen, ormanda kaybolan, kuşları izleyen insanların, “Bütün bunları neden daha önce yapmadım ki ben?” minvalli pişmanlıkları yürek burkucu oluyor.

O yüzden, kendi hükümranlığımızın kralı olmadan, her şeye vakıfmışız gibi davranmadan alçakgönüllü olmak en güzeli. Çocuklara da, elleri henüz minicikken çiçekleri sevmeyi, ayakları henüz küçücükken çimlerde çıplak ayak yürümeyi öğretmeli. Yoksa o eller büyüyünce sadece klavyenin tuşlarına basmaya, ayaklar da onu mutsuz edecek plazalara, alışveriş merkezlerine, süpermarketlere sürüklemeye yarar.
Kral ile Ağaç
“Tepen ne işe yarıyor?” diye sordu kral, ağaca.
“Kuşlar barınıyor. Ve rüzgâr. Ve Çocuklar saklanıyor,” dedi ağaç.
“Anlıyorum,” dedi kral ve yaprakları hışırdatan
Rüzgârı uzun uzun dinledi.

Kral ile Deniz
Heinz Janisch
Resimleyen: Wolf Erlbruch
Çeviren: Ali Berktay
İş Bankası Kültür Yayınları / 48 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz