İyi Kitap

Her devrin vampiri Drakula

Her devrin vampiri Drakula

Umay SALMAN

SineKitap’ın bu ayki konuğu Bram Stoker’ın efsane romanı Drakula. Yüzyıllardır yaşamımızda olan Kont Drakula’nın kanlı maceraları pek çok filme uyarlandı. Kontun Transilvanya’dan İstanbul’a uzanan yolculuklarında yarasalar, kurtlar ve sıçanlar da eksik olmadı.

Korku romanlarının en afili konularından biridir vampir hikâyeleri. Vampir deyince de kuşkusuz bir fenomen haline gelmiş Drakula gelir hemen akla. Zira vampir hikâyelerinin bir kült haline gelmesi, İrlanda asıllı Bram Stoker’ın 1897 yılında yazdığı Drakula romanı sayesinde olur. Tüm zamanların en tanınmış vampiri bugüne kadar elli kez beyazperdeye aktarıldı. Hem edebiyatın hem sinemanın korku türünde klasiği oldu.

Önce ölümsüz kahramanın yaratıcısı Stoker’dan kısaca bahsedelim. Dublin’de dünyaya gelen yazar, yaşamının ilk yıllarında hiçbir doktorun teşhis edemediği bir nedenden ötürü yatalaktı. Sekiz yıl sonra bir gün ayağa kalktı, yürümeye başladı. Zamanla vücudu gelişti ve Dublin Trinity College’ın en çok ödül alan sporcusu oldu. O da babası gibi devlet memuru oldu. Bir yandan da yazmaya başladı. Yazıları keşfedilince memurluğu bıraktı ve kendini sadece yazmaya verdi. Drakula’nın ortaya çıkış hikâyesi ise yazarın hayatından da ilginç.

Yazar Stoker, gerçek bir kişilikten yola çıkarak yaratmış Drakula’yı. Bu kişilik bize tarih kitaplarından da tanıdık gelecek, Kazıklı Voyvoda olarak adlandırılan, acımasız Eflak Prensi Vlad Tepeş’den başkası değil. Vlad Tepeş Romanya’da bir ulusal kahraman olarak anılsa da tarihin gördüğü en zalim katillerden biriydi. Lakabından da anlaşılacağı üzere yaşamı boyunca binlerce insanı kazığa geçirdi, toplu olarak yaktı.

Peki Kazıklı Voyvoda nasıl ‘Drakula’ adını aldı? Rumenlere göre bunun da ilginç bir açıklaması var. 15’inci yüzyıl başlarında, Osmanlı tehdidine karşı Avrupa bir siyasi-askeri birlik kurmaya karar vermiş. Bu birlik, çok sınırlı sayıda basılan bir sikke ile tescil edilmiş. Sikkenin bir yüzünde Vlad’ın simgesi olan ejderha resmi varmış. İngilizcede ‘Dragon’ olarak bilinen ejderhanın Romanca karşılığı ‘Dracul’muş. İşte Drakula ismi de burdan geliyor.

Stoker, Drakula’yı gündüzleri mezarında uyuyan, geceleri ortaya çıkan bir vampir olarak resmetmiş. Kitap, Transilvanya’daki şatosunda yaşayan ölümsüz, insanların kanıyla beslenen Kont Drakula’yı anlatıyor. Drakula beyaz teni, uçlara doğru sivrilen tırnakları, kıpkırmızı dudakları, bembeyaz sivri köpek dişleriyle bir hayli korkutucu görünüme sahip. Kurt, yarasa ve sıçan kılığına girebilen nam-ı diğer Transilvanya canavarının, aynada aksi görünmüyor. Onu kaçırmanın,
uzaklaştırmanın tek yolu ise sarımsak ve haç. Kitap, genç avukat Johathan Harker’ın, Drakula’nın şatosuna gelmesiyle başlıyor. Genç avukat, Kont Drakula’nın Londra’da yapmak istediği gayrimenkul yatırımları için geliyor ve kontu bilgilendiriyor. Ancak işler hiç de beklediği gibi gitmiyor. Esrarengiz ve korkutucu Kont’tan kaçıp İngiltere’ye döndüğünde genç kadınların boyunlarında sivri dişlerle oyulmuş izler belirdiğini öğreniyor. Harker’ın nişanlısı da Drakula’nın ölümcül öpücüklerinden nasibini alıyor. Harker ve çevresinin Drakula ile mücadelesi başlıyor. Mektuplar, günlükler, notlar biçiminde birinci tekil kişi anlatımlarından oluşan roman, korku türünün en popüler klasiği sayılsa da bu türün de ötesine geçen bir edebiyat klasiği. İncil’den sonra en çok basılan kitap unvanına sahip.

DRAKULA GERİ DÖNÜYOR
Drakula’nın devam hikâyesi de yazıldı. Drakula Ölümsüz, Bram Stoker’ın geride bıraktığı notlardan derlendi. Yirmi beş yıl önce Drakula’yı yok edenler esrarengiz biçimde ölüyordu. Yoksa Drakula yaşıyor muydu? Acaba bir başkası, onun kanından gelen biri, öç mü alıyordu?

Hal böyle olunca sinemanın da en vazgeçilmez konularından biri oldu Drakula. 1920’lerden itibaren defalarca beyazperdeye aktarıldı. Drakula’yı aralarında Bela Lugosi, Klaus Kinski, Christopher Lee ve Gary Oldman’ın da yer aldığı birçok aktör başarıyla canlandırdı. Tabii ki, Türkler de  Drakula’yı filme çekti. 1953 yapımı Drakula İstanbul’da, Mehmet Muhtar tarafından çekildi. İlk Türk korku filmiydi. Film, Bülent Oran’ın oynadığı avukat Azmi’nin, İstanbul’dan mülk almak isteyen Kont Drakula’ya (Atıf Kaptan) yardım için Romanya’ya gitmesiyle başlıyor. Daha sonra Drakula’nın bir tabut içinde İstanbul’a gelişi ve Azmi’nin peşine düşmesiyle devam ediyor. Filmin sonunda Azmi, Drakula’yı Eyüp mezarlığında kıstırıp öldürmeyi başarıyor. Son Drakula filmlerinden biri ise Francis Ford Copolla tarafından çekildi. Filmde Keanu Reeves, Anthony Hopkins, Gary Oldman, Monica Bellucci, Winona Ryder gibi pek çok ünlü isim rol alıyor. Gary Oldman âşık bir ‘Drakula’ olarak oldukça farklı bir karakter çiziyor.

VAMPİRİN DEĞİŞEN İMAJI
Bu arada Drakula filmlerinde set olarak kullanılan, kitapta da geçen Kont Drakula’nın yaşadığı meşhur şato, yani Bran Kalesi 1212’de inşa edilmiş. Kazıklı Voyvoda’nın şatoyu sık sık ziyaret etmesinden dolayı ‘Drakula’nın Şatosu’ olarak nam yapmış. Sonuç olarak Drakula, sevenleriyle sevmeyenleriyle bir fenomen.

Hatta giyimden edebiyata, sinemadan gıdaya, hatta turizme kadar bir marka. Slav folklorundan türeyen vampir motifi, Stoker’ın Drakula’sıyla zirveye ulaştı. Vampir motifinin 20. yüzyılda gördüğü genel kabul, onun sayesinde kırmızı astarlı siyah pelerin giyen, güçlü bir karizması olan, fiziksel ve seksüel yönden güçlü, geceleri yaşayan, gündüzleri uyuyan, kan emen, kurbanını isterse vampirleştiren, kalbine kazık saplandığında ölen doğaüstü bir yaratık oldu. Hatta popülerliği, Drakula’nın imajını da yıllar içinde değiştirdi. Kitaptaki o korkunç Drakula kimi zaman metroseksüel, yakışıklı haliyle karşımıza çıktı.

Dracula
Bram Stoker
Çeviren: Niran Elçi
İthaki Yayınları / 422 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz