İyi Kitap

Benim gönlüm sarhoştur denizlerin altında

Benim gönlüm sarhoştur denizlerin altında

Murat MENTEŞ

Okyanus Bilimi, okuru berrak sulara nasıl daldırıyor? Bilim ile edebiyat arasında cidden çok mu fark var? Jules Verne kahin miydi? Aslan Şükür’ü hepimiz nereden tanıyoruz? Denizin içinde yanardağ çalışır mı? Zehirli Dev Denizanası anaç mı? Mavi balinanın sesi uzaktan nasıl geliyor?..

Gameboy’unu okyanusa düşürmüş uzun yol kaptanı gibi dalgın ve hüzünlüyüm. Zira “Akıl, benzer şeyler arasındaki farkları, farklı şeyler arasındaki benzerlikleri görmektir,” diyen İmam Gazali miydi, üstat Goethe mi, bir türlü hatırlayamıyorum…

Diyeceğim, bazı şeyler arasındaki farkları fazla önemsemek, vurgulamak; onların benzer yönlerini görmemizi engelliyor. Misal, bibliyofil [kitapsever] ile bibliyoman [kitap manyağı] arasında dağlar kadar fark var. Peki hiç mi benzerlik yok?

Kitapseverlik biraz da kitabın kokusunu, formunu, kapağını, kağıdını, mizanpajını sevmektir. Bir yazarın bütün kitaplarını okuduğumuz gibi, bir yayınevinin bütün kitaplarını satın aldığımız da olur. Bazen de, tasarladığı kapakları beğendiğimiz bir grafik sanatçısının izini süreriz. Şahsen bendeniz, Mehmet Ulusel’in elinden çıkmış kapakları ilk görüşte tanırım ve o kapakların altında güzel metinler olduğunu bilirim.

Kitabı, sadece sayfalara yayılmış bir metin addetmek ile dekoratif bir nesne olarak algılamak dışında seçenekler vardır.

Tudem’in neşrettiği Okyanus Bilimi –Natulius Yolculuğunun Gerçek Öyküsü adlı kitap, çarpıcı bir biçimde göze hitap ediyor. Kapakta bir lomboz [gemi penceresi] var. Dahası, lombozun ardında bir deniz canavarının üç boyutlu görüntüsü. Civarda küçük balıklar hareket ediyor.

Çocuklar ve gençlere yönelik kitabın  dizaynı, insanı hayretlere gark edecek nitelikte: Sayfalara yapıştırılmış fotoğraflar, minicik kitapçıklar, zarflar, şemalar, krokiler, üst üste haritalar… Bizim zamanımızda böyle şatafatlı kitaplar yayınlanmıyordu. Çizer Aslan Şükür’ün tasarladığı kapaklar da şahaneydi gerçi. Onun artistik kapak ilüstrasyonları bizi hem Zagor, Kızılmaske, Mandrake, Ken Parker gibi kahramanların dünyasına çekmiş, hem de Altın Kitaplar’ın yayınladığı Jules Verne serisine büyülenmiş gibi yönelmemizi sağlamıştır.

Okyanus Bilimi, Zoticus de Lesseps adında bir çocuğun 3 Nisan 1863’te Marsilya’da başlayan ve tüm okyanuslar geçilerek Ağustos sonlarında tamamlanan olağanüstü denizaltı seyahatini anlatıyor. Zotucus de Lesseps, Denizler Altında 20 Bin Fersah’ın unutulmaz kahramanı Kaptan Nemo’nun meşhur metalik sualtı düldülü Natulius’a biniyor! Yani çocuklara ve gençlere sualtı dünyası hakkında heyecan verici bilgiler sunan Okyanus Bilimi aynı zamanda Denizler Altında 20 Bin Fersah’la sıkı sıkıya bağlantılı bir eser.

Okyanus Bilimi, sualtı dünyasını olanca berraklığıyla gözler önüne serdiği gibi, okura bir denizaltı atmosferini de teneffüs ettiriyor. Karizmatik Kaptan Nemo’nun 70 metre uzunluğunda, 8 metre genişliğindeki kıymetli Natulius’unun 5 günlük hava kapasitesi var. Ve saatte 40 deniz mili hızla gidiyor. Bu durumda belki kitabı saatte 40 deniz mili hızla okuyup, en fazla 5 günde bitirmek gerek?

Kitap, bilimsel bilgileri, heyecanlı bir macerayla dengeleyerek sunuyor. Sayfanın bir parçasında ilk dalgıç başlığının da Leonardo Da Vinci’nin icadı olduğu belirtilirken, diğer parçada bir balina çetesi 400 metre derinlikte Natulius’u sıkıştırıyor. İçlerinden bazısı, bu zırhlı balığa tos vuruyor!

1,5 metre genişliğindeki dev istiridyeyle tanışın: Güney Pasifik’teki mercan resiflerinde kendine bir yer bulup, duruma göre 200 sene boyunca oradan ayrılmadan ömrünü tamamlıyor!

İki metre genişliğinde, 30 metre uzunluğundaki [arkadaşlar arasında Zehirli Denizanası diyegeldiğimiz] korkunç görünümlü Cyanea Capillata, şükür ki mülayim bir okyanus gediklisi.

200 ton ağırlığındaki, 30 metrelik mavi balina, kendi dilinde türkü söyledi mi, yüzlerce kilometre ötedeki eşi dostu onu gayet net işitiyor!

Denizin derinliklerinde çok sayıda canlı; avına yaklaşabilmek yahut avcılardan korunabilmek için kamufle oluyor: Yeşil yapraklı minik ejderler mi istersiniz, halı gibi bir deriye sahip tonton balıklar mı, dokunduğu taşın rengini alan mahluklar mı, hepsi mevcut.

Veee Kaptan Nemo [Nemo, Latince ‘hiç kimse’ demek], Natulius’u Antartika’nın diplerindeki buzul kanyonlara doğru sürüyor! Denizin içinde buzdan avluları, koridorları birkaç sayfa geçince 550 metre derinlikte patlayarak kızıl lavlar saçan bir sualtı yanardağına varıyoruz! Yeri gelmişken, Hawaii’deki Mauna Kea, tabanı sualtında olan en yüksek dağ. Bu volkan, esasen gezegenimizdeki dağların en yükseği. Zira deniz seviyesinden yüksekliği 4 bin 206 metre ise de tabandan zirveye tam 10 bin 200 metre!

OKYANUSTAKİ GEZEGENLER
Avustralya’nın kuzeydoğusunda 2 bin kilometre uzunluğunda mercan resifi var. Kaşla göz arasında oluşuvermiş. Mi acaba? Resiflerin oluşumu, binlerce yıl sürüyor. Sualtında zaman başka türlü akıyor, orası kesin. Hakikaten okyanusun dibi, ayrı bir gezegen gibi. [Suyun kaldırma kuvveti, yerçekimine karşı!] Kitabı okudukça, Kaptan Nemo’nun fikirlerinden etkilenmeye başlıyor insan. “Fransa’ya ne zaman döneceğiz?” diye soran Profesör Ewing’e Kaptan Nemo cevabı yapıştırıyor: “Neden hâlâ suyun üzerindeki dünyanın esiri olduğunuzu anlayamıyorum!”

Kitapta bendenizi afallatan materyallerden biri de, batık gemi enkazları yerleşim haritası! Harita 150 sene öncesine ait olsa da, bir batık gemiden diğerine gitmeye özendiriyor. Sözgelimi, batık transatlantikte Beatles konseri için çok geç kalınmadı mı?

Okyanus Bilimi, mitoloji ve efsanelere de kucak açmış. Balinaları bir lokmada yutabilen, timsah irisi Leviathan’a selam veriliyor. 6 başlı mitolojikcanavar – yılan Sila… Kız çocuklarına bu adı vermemek gerek. Sualtında predator’ü andıran saydam canavarlar, iç içe geçmiş ağızları ve sipsivri dişleriyle alien’ı temsil eden yaratıklar kol geziyor. Nitekim Pasifik’te gündüz gözüyle, 20 metre uzunluğunda bir dev mürekkepbalığının [Architeuthis Dux], banliyö trenlerine benzeyen kollarıyla sımsıkı sardığı denizaltıyı yamultmasına ramak kalıyor.

HAYALDEKİ DÜŞÜNCE
Jules Verne’in bilim falcısı, teknoloji kahini olduğu söylenir. Acaba öyle mi? Jules Verne sadece hayal mi ediyordu? Düpedüz uyduruyor muydu? Elbette hayır. Denizler Altında 20 Bin Fersah’ın yazarı, aynı zamanda 32 fit derinlikte su yoğunluğunun 0,000436 oranında arttığını hesaplamıştı. Bunun berisinde, bilimsel araştırmaya yönelik zihin faaliyeti ile hayalgücü arasında uzlaşmazlık olduğuna hükmetmek, bizleri budalalığın zifiri karanlığına sürükler. Verne bir edebiyatçıydı muhakkak. Gelgelelim edebiyat bilinçaltını Freud’dan, sınıf mücadelesini Marx’tan önce gündeme getirmiştir. Dahası, mesela uzay yolculuğunu bilim adamlarından yaklaşık 100 yıl önce edebiyatçılar gerçekleştirmiştir.

Velhasıl, Okyanus Bilimi, stilize biçimi, görsel zenginliği ve ilginç içeriğiyle cezbettiği okuru, edebiyat ile bilim arasındaki farklılıklardan ziyade benzerlikleri göz önünde tutmaya davet ediyor.

Okyanus Bilimi
W. Anderson, I. Andrew,
D. Wyatt, T. Tomic
Çeviren: Şiirsel Taş
Tudem Yayınları / 29 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz