İyi Kitap

Dehşetengiz bir kapı aralanıyor

Dehşetengiz bir kapı aralanıyor

Zarife BİLİZ

Yetişkinlerin de okuyabileceği çocuk ve gençlik kitaplarını tanıttığımız bu köşede, Zarife Biliz bu ay, Chris Priestley’nin Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri’ni tanıttı. Priestley, Montague Amca’nın Dehşet Hikâyeleri’nin ardından bu defa da yosun kokulu, korku dolu anlarla karşınızda.

Fırtınalı bir havada, mum ışığında ve mümkünse denizin kayaları çılğınca dövdüğü bir yerde okuyun! Chris Priestley’in Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri böyle bir mekânda ve havada başlıyor çünkü. Kıyıyı öldüresiye döven vahşi ve azgın bir fırtınada. Ve bir uçurumun tepesine kurulmuş eski bir handa. Annelerini erken yaşta kaybeden iki kardeş Ethan ve Cathy, bir gece vakti, evleri olan bu handa yalnızdır. Aniden hastalandıkları için kendilerine doktor getirmeye giden babalarını beklemektedirler. Ancak kendilerini birden iyileşmiş hissettiklerinden aşağıya, hanın büyük salonuna, şöminenin yanına inerler ve orada ağabey Ethan küçük kardeşini biraz olsun oyalayabilmek için ona, tabii ki Poe’dan hikâyeler okumaya karar verir.

Tam bu sırada o korkunç fırtınada zar zor duyulabilen bir ses işitilir. Hanın çift kanatlı devasa kapısı çalınmaktadır. Babaları içeriye kimseyi almamalarını tembihlemiştir. Ancak bu fırtınada, bir yabancı bile olsa, birini dışarıda bırakmak Ethan’a doğru gelmez ve tuhaf yabancıyı içeri alır. Nitekim bunun ardından, kanımızı donduran hikâyeler, hanın bu ürkütücü atmosferinde bu yabancının ağzından birer birer dökülmeye başlar. Gotik edebiyatın çağdaş ustası Priestley, bizi çocukluğun ve yeniyetmeliğin dünyasına açtığı o karamsar gotik pencereden bakmaya davet etmektedir.

Gotik sanat 12. yüzyılın ikinci yarısında Romanesk sanatın değişmesiyle, Latin sanatına bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Ortaçağ yapı ve yıkıntılarını çağrıştırdığı imgeleri yüzünden gotik diye nitelenen bu eserlerde yeraltı geçitleri, karanlık mahzenler, gizli duvar kapıları ve tuzaklarla dolu kale ve manastırlar mekân olarak seçiliyor.

Gotik Roman modası İngiltere’de Horace Walpole ile başlıyor, onu Ann Radcliffe izliyor. Sir Walter Scott, Gregory Lewis, William Beckford, Robert Maturin türün önde gelen temsilcilerinden. 1790’larda ilgi görmeye başlayan Gotik roman türü günümüze dek pek çok farklı biçimde canlanıyor. Nitekim başlarda doğaüstü varlıklarla, metafizik ve mistisizmle yoğrulan eserler, modernizmin habercisi olan Sanayi Devrimi ile birlikte, insan eliyle yaratılmış canavarlara dönüşebiliyor. Shelley’in Frankenstein’ı bunun en iyi bilinen örneklerinden. Ürkütücü bu gotik atmosfer Bronte kardeşler, Poe, Hawthorne ve hatta Dickens gibi yazarların yapıtlarında da kullanılıyor.

KORKU İÇİMİZDE
Nitekim Priestley geçen ayın İyi Kitap’ına verdiği röportajda Dickens’a, M. R. James’e, Saki’ye ve Poe’ya olan tutkunluğunu açıkça belirtmiş. Yazarın Türkçe’de yayımlanan ilk kitabı Montague Amca’nın Dehşet Hikâyeleri’nde tekinsiz bir ormanın içinden geçerek, meşum bir amcanın, ağaçlar arasına gizlenmiş, gözlerden uzaktaki tekinsiz evine öykü dinlemeye giden çocuk karakterin adının Edgar olması aslında gayet manidar.

Yazarın söz konusu iki kitabında da çatı, temel bir hikâye etrafında örülen başka hikâyelerle oluşturuluyor. Ana öykünün ürkünçlüğü ve tüyler ürperticiliği okurun yakasını bir an bile bırakmazken, tekinsiz ve müphem bir anlatıcının anlattığı diğer öykülerde insan ruhunun el ve göz değmemiş yerlerindeki karanlıklar, hiçbir gerçeklik kaygısı taşımadan, ama gayet gerçekçi bir temelde göz önüne seriliyor.

Priestley ürkütmekten, dehşet vermekten, yanıtsız sorular sormaktan korkmuyor; çocukların, yeni yetmelerin dünyasına bizi hiç alışıldık olmayan dehşet verici bir kapıdan sokarken, en derinlerimizdeki varoluşsal korkularımızdan bilinmeyene duyduğumuz korkuya, insan ruhunun tüm zaaflarının yankılandığı derin karanlıklara ve bu zaafların asla telafisi olmayan sonuçlarına hepimizi gözünü kırpmadan fırlatıyor.

Gotik edebiyatın mistik ve metafizik temalarıyla bezenmiş ama insan ruhunun derinliklerine bakmakta bir Dostoyevski gözüpekliğiyle işlenmiş bu öykülerde çocuklar hatalarından hiç ders çıkarmıyor. Aslında bunun için hayat onlara bir şans bile vermiyor. Priestley insan ruhunu gotik bir şaheser olarak kurup onu yaşamın gerçekliğinin tüm tüyler ürperticiliğiyle bezemiş.

Aslında hiçbir şey geride kalmadı. Karanlıktan ve bilinmeyenden duyduğumuz korku içimizin derinliklerinde bir yerlerde öylece duruyor. Biz onu ne kadar dizginlemeyi öğrendiğimizi sansak da…

Priestley’in davetini görmezden gelmeyin. Gece vakti fırtınalı bir havada cama vuran bir dal hâlâ hepimizin içini ürpertmiyor mu? Hepimiz bir zaman çocuk olmadık mı?

Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri
Chris Priestley
Resimleyen: David Roberts
Çeviren: Zarife Biliz
Tudem Yayınları / 216 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz