İyi Kitap

Sıkı durun Bay Çiklet geliyor!

Sıkı durun Bay Çiklet geliyor!

Çocuk edebiyatının tartışmasız en komik, en tiksinç ve en sıradışı antikahramanı Bay Çiklet, beşinci macerasıyla kitapçılarda. Bu defa hikâyeye bir de ayı dahil oluyor; üstelik kırk fındık faresi kadar, ortalama on dokuz bin üzüm tanesi ağırlığında ve ağlak bir ayı! İşte size kitaptan tadımlık satırlar.

Kimler ayıları sever? Herkes ayıları sever. Ben severim, sen seversin, Will Bulman denilen şu adam da sever. Herkes ayıları sever. Ormanın asıl kralı onlardır. Onlar, “İşte ayılar tam da böyle görünür,” demenin doğal yoludur. Onlar süperdir. Onlar ayıdır.

Ve tahmin edin bakalım size ne söyleyeceğim, sevgili ayı severler? Hadi yine şanslı gününüzdesiniz, bu hikâye bir ayı hakkında. Öyle alalâde bir ayı da değil, lütfen, limonata gibi bir sonbahar sabahı gezinirken yolu Limonlu Bayır’a düşen heybetli bir ayıdan söz ediyoruz. O koca cüssesiyle peril beril meril hoppa hoppa paldır küldür yuvarlanan büyük kahverengi bir ayıdan. Öyle, şimdilerde görmeye alışık olduğunuz türden ucuz, bacaksız ve pilleri olmadan kıpırdayamayanlardan değil…

Ayımız iki adam boyundaydı ya da kırk fındık faresi kadar. Tabii bunu kanıtlamak isterseniz kırk adet fındık faresini alıp üst üste dizmeniz ve bir de onları birbirine yapıştırmanız gerekir. Ve ayımız neredeyse iki yüz karpuz ağırlığındaydı ya da ortalama on dokuz bin üzüm tanesi kadar…

Kürküne gelince… Açıkçası bu konuya değindiğim için öncelikle kendimi kutlamak istiyorum. Çünkü o baştan ayağa, dünyada görüp görebileceğiniz en muhteşem çikolata renkli kürkle kaplıydı. Kürkü yumuşacık, sık ve uzundu. Sahici bir ayının kürkü nasıl olması gerekiyorsa aynen öyle sağlıkla ışıldıyordu. Ya gözleri?.. Ah o mücevher gibi parlayan ela gözleri! Gözlerine bir kez bakan sonsuza dek ona âşık olurdu.

Ve bu şanlı geliş, kocaman arka ayakları üzerine kalkmış ayının heybetli gövdesiyle titrettiği sokaklarda herkesin yaptığı işi bırakıp ona bakmasına yetti.

“Vay canına!” diye bağırdı şehrin en şişko adamı Jonathan Şapırtı. “Benim kadar şişko.”

“Amanin!” diye inledi Limonlu Bayır’ın en ihtiyar kadını Yaşlı Nine.
“Buralara 1922’deki Büyük Geko Vebası’ndan beri hiç ayı uğramamıştı. Gerçi ondan önce de uğramamıştı ya olsun, sadece birkaç geko vardı o kadar!”

“Bir ayı!” diye bağırdı postacı.
“Bir ayı!” diye bağırdı sütçü.
“Heeey, sizi gidi pisboğaz balıkçıllar, kahvaltımdan uzak durun!” diye gürledi Saldırgan Balıkçıl Kahvesi’nde kahvaltı eden Friday O’Bilir.

Kasaba halkı, ağır adımlarla meydana doğru yürüyen hantal ayıyı, zıplaya sıçraya koşarak ve kahkaha atarak takip etmeye başladı.

Ve ayı, saksafonu bulan adam Sör Henry Viyolin’in heykeli önündeki bankın üstüne kendini bırakıverdi. Bırakır bırakmaz da pençelerini yüzüne kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Şimdi. Dünyada pençelerini yüzüne kapatıp hıçkırarak ağlayan bir ayı görüntüsünden daha hüzünlü bir şey olamaz. Yağmurda sürüklenen kırık bir oyuncaktan daha hüzünlüdür. Soğan cücüğü yürekli deri ceketli gangsterler tarafından kaçırılmaktan ve sakalları olduğu için kimsenin ziyaret etmediği bir büyükanneden de hüzünlüdür. İnanın bana çocuklar, ağlayan bir ayı görmek hiç hoş değildir.

Bay Çiklet ve Dans Eden Ayı
Andy Stanton
Resimleyen: David Tazzyman
Çeviren: Elif Türkölmez
Tudem Yayınları / 152 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz