İyi Kitap

Etkilenmeye açık büyükler için

Etkilenmeye açık büyükler için

Cengiz ALKAN

Jacamon-Matz’ın Tetikçi’si, etkilenmeye açık büyükleri, işi gücü bırakıp kiralık katil olmaya sevk edebilecek kadar etkileyici! “Derinlemesine düşünüldüğünde bir şekilde hepimiz katiliz” diyen Tetikçi’nin felsefesine katılır mısınız bilemeyiz ama kara kare bakılası bir çizgi roman olduğu kesin.

Türkiye’de en yüksek satış rakamına ulaşan çizgi roman, Zagor’un 70’lerdeki bir sayısı. Rakamı hatırlamıyorum ama memleketimizde çizgi romanların ne kadar çok okunduğunun çarpıcı bir örneği… 1001 Roman’ın konuğu Zagor’un yaratıcısı Gallieno Ferri’ye Metin Üstündağ mini sohbette, “Sizin fumetti’lerinizi ders kitaplarının arasına koyup gizlice okurduk, nasıl yorumlarsınız bunu?” diye bir soru sormuş. O da İtalya’da da vaktiyle çocukların gizli gizli okuduğunu söylemiş. Artık o devirlerin geçtiği kesin. Çizgi romandan daha ‘kötü alışkanlık’ların bile gizlenmediği bir devirdeyiz.

İyi de ne diye gizli gizli okunmak zorunda kalınırdı çizgi romanlar? Herhalde içindeki “yoğun şiddet içeren karelerin çocukların ruh ve beden bütünlüğünü bozacağı” gerekçesi falan değildi neden. Malum o yıllar epeyce bir reel şiddet vardı memlekette. Üstelik Tommiks-Teksas’ın ‘kansızölüsüz’ şiddetinden kime ne kadar zarar gelir o da başka bir muamma. Herhalde ‘ciddi işler’ (okul, dersler, ödevler falan) varken ‘haytalık etmek’ti asıl mesele. Neyse, o zamanları geçtik artık.
Geçerken de kim kazandı bilinmez ama artık çizgi romanlar çocukları kötü yola sevk eden şeylerden biri olarak görülmüyor. Malum, çocuklar pek ilgili değil çizgi romanla, seçenekleri çok fazla. Peki büyükler?..

FİLME DE ÇEKİLECEK
Jacamon-Matz’ın Tetikçi’si etkilenmeye açık büyükleri, işi gücü bırakıp kiralık katil olmaya sevk edebilecek kadar etkileyici. Judas Priest dinleyip de (Stained Class albümündeki bir parça bilinçaltı mesajlar içeriyormuş. Tersten(!) dinlenince “İntihar et! İntihar et!” anlamına gelebilecek “Do it! Do it!” sözleri duyuluyormuş) intihar ettiği iddia edilen genç misali, Tetikçi de ters-düz-yan, fark etmez, nasıl okunursa okunsun büyükleri istifayı basıp, çoluğu çocuğu bırakıp, birtakım insanları (neyse ki Sait Faik’in ‘insanları’ gibi olmayanları) öbür tarafa gönderme mesleğine sevk edebilir.

Belki biraz abartılı görünecek ama Tetikçi, kitabın sinema versiyonunu çekecek olan David Fincher’a (“İşte tam da onun çekebileceği bir senaryo” diyebileceğimiz bir yönetmen) neredeyse çizgi romanı aşacak hiçbir olanak tanımayacak kadar üst düzey bir çalışma. Hatta biraz daha iddialı bir laf etmek gerekirse, aşmak bir yana, aynı etkiyi verebileceği bile şüpheli, denebilir.

Şöyle ki; Tetikçi tamamıyla sinemasal bir kurguya sahip. Çizgi romanların bu anlamda kurguyu çok erken zamanlarda kullandığını biliyoruz. Aksiyonun bol olduğu metinlerde kısa planlar ve çeşitlemenin fazla olduğu kareleme, malum, sinemadaki hızlı ritme benzer bir etki yaratır.

Tetikçi senaryoya uygun olarak oldukça dengeli bir ritme sahip. Nefes nefese bir koşturmacadan kahramanın psikolojisine geçen kesmeler, bazen birkaç karede bazen bir sayfada ‘filtre’yle (tek bir rengin tonları) çekilmiş sahneler, ayrıntıya odaklanmış bir açının genele doğru genişlemesi gibi, sinemanın tüm olanaklarından ve daha fazlasından yararlandığı için, bu çizgi roman film olduğunda fazladan ne yapılabilir hissi veriyor. Tabii David Fincher’ı da yabana atmamak lazım.

Buraya kadar iyi… Çizgi roman bir sanat ise (‘sekizinci’, ‘dokuzuncu’, ‘onuncu’… neyse artık) Tetikçi’nin üst düzey bir sanatsal üretim olduğu aşikâr. Gelelim, ne dediğine…

“Kimseye itaat etmem, kimseye inanmam, kimseye de hesap vermem. Ne yaparsam yalnız para için yaparım.” Vallahi insanın, ‘ben odaklı postmodern birey’ dedikleri işte bu diyesi geliyor. Vaktiyle hukuk okurken bu işlere bulaşan Tetikçi’nin okul yıllarından öğrendiği ise, “Güçlü olan haklıdır, tek geçerli kural budur.” “Her biri hayata pamuk ipliğiyle bağlıyken kanaatince yeryüzünde haddinden fazla insan yaşadığı” için “Richard’lara birbirlerini öldürmeleri için yardımcı” olmaktadır. Öldürdüğü birinin çocuklarına ne olduğu ise umurunda bile değildir, her ne kadar bir ara tüfeğinin dürbünü sokakta insanların üzerinde gezinirken çocukları muaf tutsa da, daha sonra yine “soğukkanlılıkla” nasıl olsa büyüyecekler diyerek, onları da olası kurban listesine eklemekte bir sakınca görmez. Listedeki skala zaten çok geniş, işadamından politikacılara, seks işçilerinden rahibelere kadar pek çok ‘iş’ makul bir ücret karşılığında yapılır. İşin felsefesi de var: “Derinlemesine düşünüldüğünde bir şekilde hepimiz katiliz.” Hepimiz “cesetler üzerinde yaşıyoruz.” Eğer ki birileri Tetikçi’ye “kardeşlik, dayanışma ve saire saçmalıklarıyla ders vermeye” kalkarsa, “ders olsun diye kurşunu yemeye hak kazanır.”

Bu arada, ya senaryonun dilinin sürçmesinden ya karakterin ‘canlı ve gelişme içinde olması’ fikriyle bağlantılı olarak, çelişik fikirleri de oluyor Tetikçi’nin. “İnsan denen yaratığın” hâlâ iyi olduğunu düşünüyor pek inandırıcı olmayan biçimde. Hatta bir ara abartıp, “Tanrı düşüncesi insanların yaşamlarına yardımcı olduğu, onlara devam etme gücü verdiği, kendi görüşlerine ikna etmeye ve kendi dinlerini kabul ettirmeye çalışmaksızın her kim olursa olsun çevrelerindeki insanlara yardıma teşvik ettiği sürece, bu düşünceye diyecek bir şeyim yok,” diyebiliyor.

Bu haliyle Tetikçi, bir miktar Rus edebiyatının nihilist karakterlerini andırıyor. Biraz Leo Malet’nin kara polisiyelerini ve en çok da İspanyol çizgi roman klasiği Abuli ve Bernett çalışması Torpedo’yu. Ama hepsinden daha fazla bu zamanın kahramanı Tetikçi. Bütün derin felsefi-psikolojik iç sesine, sistem dışı gibi görünen (“görünen”) sinizmine rağmen hedonist-nihilizmiyle, ‘aile saadetiyle’ ikiyüzlü bir karakter. 21. yüzyılın gittikçe yaygınlaşan ama egemen olduğu kesin insan tipolojisinin çizgi romandaki yansıması. Tetikçi’nin sevilecek bir tarafı yok yani. Ama okunası, kare kare bakılası ve ‘hakkı teslim edilesi’ bir çizgi roman.

Luc Jacamon – Matz
Tetikçi 2
Çeviren: Teyfur Erdoğdu
YKY Yayınları / 168 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz