İyi Kitap

Her gün biraz yazdı, roman oldu…

Her gün biraz yazdı, roman oldu…

Sema ASLAN

Sevin Okyay’ın on yaşındaki bir başka Sevin’in ağzından yazdığı anı romanı İlk Romanım, kendine roman kahramanlarından arkadaşlar yaratan acar bir mahalle çocuğunun tadına doyum olmayan maceralarını anlatıyor…

Sevin Okyay’ın on yaşındaki bir kızın diliyle yazdığı İlk Romanım adlı kitabı yayımlandı. Bir kız çocuğunun, sevdiği kitap kahramanlarıyla kurduğu dünyasına girmekle yetinmeyip, bir dönemin kültür ve yaşam pratiğine de değen kitap çok şey söylüyor.

Yazarıyla aynı adı ve aileyi paylaşan kahramanımız, günün birinde sahip oluverdiği bir defteri kendi özel defteri yapmaya karar verir ve onun bir roman olmasını ister. Romanına bir önsöz ve bir de sonsöz yazmayı ihmal etmez; önsözde niyetini, sonsözde çocukluğu, çocuk kalamayan yetişkinleri anlatır. Bu iki bölüm arasında kalan uzunca metin boyunca da ailesiyle ilişkilerini, İstanbul’un gündelik yaşam ritmini, mahalle çocuklarıyla muhallebi çocuklarını, hanım kız olmanın
yükünü, macera tutkusuyla hiç örtüşmeyen zayıf bünyesini vs. anlatır.

İlk Romanım’ı okurken, küçük Sevin’in okuduğu tüm kitapları, önceden okumuş olsanız bile tekrar okuma hevesine kapılıyorsunuz. Belki bu yüzden Sevin Okyay, kitabın sonuna bir de okuma listesi eklemiş.

Anı roman İlk Romanım üzerine Sevin Okyay’yla söyleştik.

İlk Romanım, adıyla manidar bir kitap. Anlatıcısına ve yazarına referansla konmuş bir adı var. Kitabın hikâyesinden söz eder misiniz?

Aslında çok keyfi bir şekilde yazıyordum bu kitabı; yayımlanması söz konusu değildi henüz. Fakat ben yazarken voltaj dalgalanması nedeniyle bilgisayarım yanınca, bu dosya da
kayboldu! Dörtte üçünü yazmıştım bile. Sonra bir kuvvet, yeniden yazdım ama böyle durumlarda aklınız hep daha önce yazdığınız metinde kalır; bir öncekinin daha iyi olduğunu düşünürsünüz. Neyse, sonunda kitabı tamamladığımda da yayım aşamasında türlü bahtsızlıklar yaşadı. 1996’dan bu yana çeşitli talihsizlikler nedeniyle okurla buluşamamış bir kitap… Bu son basım, bana ilk basımmış gibi geliyor.

Anlatıyla roman arası bir kitap bu. Kitapta olup biten her şey doğru değil, ama kahramanın adı Sevin.

Sevin nasıl bir çocuk?

Sevin hakkında herkesin farklı bir düşüncesi var ne hikmetse. Ben onun fevkalade mazlum bir çocuk olduğunu düşünüyorum; büyüklerin ona işkence ettiğini. Kızım Elif kitabı okuduğunda ona dedim ki, “Mazlum değil mi?” “Ne mazlumu ayol, yılanın tekiymiş! Zavallı anneannem,” dedi. Bilemiyorum, hâlâ bana kötü muamele edildiğini düşünürüm (gülüyor). Sevin iyi bir çocuk aslında. Bir anlamda ben o, ama bir yandan da değil.

Hangi açılardan sizden farklı bir çocuk?

Ben annemin değerlendirmesiyle ‘tilki’ olmama rağmen, hakikaten de sessiz bir çocuktum. Bana denileni yapardım. Annem bana tıpkı kitapta anlattığım gibi, “Ben bir küçük ayıcığım, homur homur homurdanırım” diye iki yüz kere yazdırmıştı! Eşek kadar da kızdım (gülüyor). Aslında Sevin benden biraz daha cesur bir kız.

Bugünün çocuklarının kendilerine ait bir dünyaları var mı, emin değilim. Fakat sizin anlattığınız dönemin çocuklarının gerçekten kendilerine ait bir dünyaları var.

Kitapların sayesinde, evet. Aslında Sevin’in arkadaşı yok, tüm arkadaşları okuduğu kitapların kahramanları. Benim de doğru dürüst arkadaşım yoktu. Kitaptaki Nurten vardı mesela… Genelde büyüklerin yanında otururdum. Sinan doğana kadar tek çocuktum. Büyüklerle konuşmayı daha çok severdim. Annemle mesela, zaten aşağı yukarı aynı şeyleri konuşurduk; kültür sanat olayları ve spor, ortak ilgi alanlarımızdı. Buna karşılık, nankörlük etmişim; çok iyi bir anneymiş annem.

Kitabın okur kitlesini düşündünüz mü hiç?

Benim çocuk olduğum dönemde çocuk olmuş insanları düşünüyorum.

Ama Can Çocuk’un facebook’taki hesabında çocuk okurların güzel yorumları var…

Çünkü bazı şeylerin hiç değişmeyeceğine inanırım. Yani benim romanlarda bulduğum kahramanların bazılarını onlar da bilgisayar oyunlarında buluyor olabilir. Hayal dünyasının kahramanları meselesi bu. Sinemada, edebiyatta ya da bilgisayar oyunlarında bulmuşsun, fark etmiyor. Bir dünyaları olmadığını düşünsek de, bugünün çocukları da belki kendi dünyalarını yaratıyorlardır. Bu oyunlarda, mücadeleye davet dediğimiz şey çok fazla var, evet. Yani bir devlet kur, arkadaşlarını çağır ve onları öldür! Bu ne yahu? Ben mesela son yıllarda çok fazla oynuyorum bu oyunları; tarlaları sularım, altınları çıkarırım fakat iş savaşa geldiği an yenilirim. Ama öte yandan, bizim kadar değilse de okuyorlar.

Sevin’in okuduğu kitapları, o dönem çocuk olan herkes okudu; aynı şey, dönemin yetişkinleri için de geçerlidir sanırım. Dolayısıyla bir ortak dünya söylemi geliştirmek mümkün olabilmiştir herhalde?

Evet, ben mesela çocuk/masal kitaplarından önce Varlık Yayınları’yla Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastığı normal kitapları okumaya başlamıştım; John Steinbeck, Ernest Hemingway, Alphonse Daudet, Dostoyevski vb. Herhalde çevirinin çok zengin olduğu bir dönemdi. Hatırlıyorum da 12-13 yaşlarımdayken bütün bir yaz Bergson’un Ahlâk ve Dinin İki Kaynağı kitabını okumaya çalışmıştım da perişan olmuştum! Ne televizyon ne de başka bir şey var… Basbayağı kitaplardan, dergilerden besleniyorsunuz.

Küçük Sevin’in farkındalığı çok ilgimi çekti; yetişkinlerin dünyasını ve onların gözündeki kendini çok iyi analiz edebiliyor.

Belki biraz ‘yazar büyük’ün de etkisi olmuştur. Tabii bir de şöyle bir yorum yapabiliriz: Ben hep biraz yatkın olmuşumdur komplo teorilerine. Yetişkinleri gerçekten karşı ekip olarak görmüşümdür. İçlerinden bazılarının beni sevdiğini düşünsem de birçoğu hakkında derin şüphelerim olmuştur!

Kadınlar ve sarışınlar en büyük düşmanı Sevin’in!

Yılanlık burada çıkıyor ortaya (gülüyor). Sarışınları kıskanıyor. Kadınlarla meselesiyse, hep onlarla birlikte olmak zorunda kalışı. Erkeklerin dünyasını daha ilgi çekici buluyor; onların sohbetlerine katılmayı istiyor. Annem sporu ve futbolu çok sevmekle birlikte, arkadaşları bu konulara ilgisiz olduğu için annem de hiç konuşmazdı spordan. Benimle konuşsa çok daha ilgi çekici olabilirdi, arkadaşlarıyla pek ortak bir noktaları yoktu.

Aslında anneniz son derece alternatif bir kadın.

İnanılmaz bir kadın! Ben maçlara gidiyorum, ama o Şeref Stadı’nda Beşiktaş antrenmanlarına gidermiş! Ama o zamanlar böyle bir durum var: Her yere giden kadınlar! Kadın özgürlüğünün yeni tanınmış olmasının etkisi sanırım. Annem çok iyi Fransızca konuşurdu, annesi saraylıydı falan…

Annenizle ilişkiniz sonraki yıllarda değişti mi?

Annem ölmeden 3-4 yıl önce çok iyi anlaşmaya başladık. Aslında o kadar da farklı olmadığımızı fark ettim… Hayatta en üzüldüğüm şey, bu ilişkinin tadını ancak 3-4 yıl çıkarabilmiş olmamdır. Fakat annem de neredeyse soğuk diyebileceğim kadar mesafeli bir insandı; çocukken bunu anlayamayabiliyorsun tabii.

Kardeşinizin İlk Romanım hakkındaki izlenimi nedir, paylaştı mı sizinle?

Kendisine haksızlık edildiğini düşünüyor doğal olarak!

Siz nasıl bir anne oldunuz?

Çocuklarım benim eğlenceli, komik bir anne olduğumu söylemişlerdir hep. Çocuklarım benim lise arkadaşlarım gibidir. Zaten yakın çevremde de ailemden, başka çok az insan vardır.

Peki şu içimizdeki çocuk meselesi nedir? Sevin’in sonsözde sorularla yaklaşmaya çalıştığı, yetişkinlerin içindeki çocuk meselesi?

Bugün artık büyük ölçüde bir palavraya dönüşmüş bir şeydir bence… Hemen herkes maddi değerlerin peşinde çünkü. Çocukluğa dair anıların, duyguların yitirilmesini ben anlayamıyorum, çünkü ben hâlâ öyle hissediyorum kendimi. Oğlum, MR çekimine beni ikna edemezdi başka türlü! Klostrofobim var benim, MR’a giremem diyordum. Sonunda oğlum şöyle bir hikâye uydurdu: “Bu bir ışınlanma makinesi, seni burada içine koyacağız, evde dayım alacak!” Çok hoşuma gitti. “Kahraman çocuk MR’da!” dedim ve girdim!

İlk Romanım
Sevin Okyay
Resimleyen: Sedat Girgin
Can Çocuk / 140 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz