İyi Kitap

Erkeklik Halleri

Behçet ÇELİK

Çoğul Kütüphane’de bu ay, kadınlık hallerinden fırsat bulup da toplumsal hayat içindeki türlü mağduriyetlerini dile getiremeyen erkeklerin değişik hallerine eğilen, yirmi yıl öncesinden geldiği halde güncelliğin yitirmemiş bir hikâye kitabı var: Ümit Kıvanç’ın Erkek Hikâyeleri.

Toplumsal cinsiyet, kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı roller biçerken, bu rollerin cinsiyetlerin doğal sonucu/ uzantısı olduğu yanılsamasını da yaratır. Bu yanılsama nedeniyle her iki cins kolayca bu rolleri benimser. Her iki cins de mutlu olmaz bu rollerden; acı çeker, mağdur olur. Bu durum, özünde, toplumsal yapının değişmeden devamı için rollerin paylaştırılmasından başka bir şey değildir. Erkeklerin ve kadınların daha mutlu, daha yaratıcı, daha özgür olacakları yeni bir toplumsal yapının kurulmasının, aranmasının önüne set çekilmesidir aynı zamanda.

Feminizm, kadınlara biçilen toplumsal cinsiyet rollerinin onları nerede ve nasıl mağdur ettiği konusunu son otuz kırk yıldır dile getiriyor; ama erkeklerin mağduriyeti pek gündeme gelmiyor. Bunun başlıca nedeni, hiç kuşkusuz kadınların daha çok eziliyor olması. Ne var ki erkeklere biçilen hâkim rolün, onlara insani bir hayat sunduğu anlamına da gelmiyor bu durum.

Toplumsal cinsiyet her yerde; günlük hayatta, kurumlarda, siyasette… Son yıllarda sosyo-kültürel araştırmaların yanı sıra edebiyat eleştirisi içerisinde de toplumsal cinsiyeti öne çıkaran/ araştıran ekol ve yöntemlere daha sık rastlıyoruz. Her edebi metin için mutlaka değinilmesi gereken bir sorunsal değildir toplumsal cinsiyet rolleri, ama bazı yapıtlarda bunlara değinmek kaçınılmazdır. Öte yandan, erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerinden ötürü yaşadıkları mağduriyetlere gündelik hayatta ve akademik çalışmalarda olduğu gibi, edebiyatta da az değinilir. Bazen çok derinlerden sezeriz erkek olmanın tehlikelerini, sıkıntılarını; genel bir ruh hali içerisinde dolaylı olarak hissederiz. Erkekler için cinsiyet ile toplumsal cinsiyetin örtüşen şeyler olduğu yanılsamasının daha yaygın olduğu sonucuna varabiliriz sanırım. Öte yandan, erkeklere biçilen rollerin de etkisi yok mudur bunda? Örneğin erkeklere zayıflıklarını gizlemeleri, iç dünyalarını kendilerine saklamaları öğretilir. “Erkek sorununun” edebiyatta az rastlanır olması, erkeklerin iyi öğrenciler olmasından kaynaklanıyor olmalı.

MÜTEVAZI YAKLAŞIM
Ümit Kıvanç’ın Erkek Hikâyeleri ilk olarak 20 yıl önce yayımlandı. Bu 20 yıl içerisinde erkeklerin bu gibi sıkıntılarının ifade edildiği yapıtlara daha çok rastlar olduk, ama bu konuya odaklanmış hikâyeleri bir araya getiren pek kitap yayımlanmadı. “Bu konuya odaklanmış” sözü, bu kitabın son yıllarda sıkça rastladığımız üzere bir “konsept-kitap” olduğu yanılsaması yaratmasın; ismi iddialı olmakla birlikte, bir araya getirilen hikâyeler bu soruna hayli mütevazı biçimde değiniyor. Bu hikâyelerde daha çok erkeklik halleri öne çıkıyor diyebiliriz. Erkeklik halleri dediğimiz şey toplumsal cinsiyet rolleriyle göbekten bağlı, hatta onun bir sonucu olduğu için “halleri”, “roller” olarak okumak da mümkün.

İki farklı tarzda yazılmış hikâyeler var kitapta. Özellikle ironi dozunun yüksek olduğu öykülerin anlatıcıları bir hayli geveze ve anlatmak istedikleri şeyleri sürekli olarak ayrıntılara boğuyorlar. Ancak bu gevezeliğin kendisinde de bir şeyler gizli: İlk olarak, kendilerinin nasıl biri olduğu konusunda kafalarının ziyadesiyle karışık olduğu söylenebilir. Bu hikâye kahramanlarından biri, anlatacağı şeye başlamadan lafı bir hayli dolandırdıktan sonra, “anlatacağım konunun sık sık dışına
çıkmayı ve sözü gereksiz uzatmayı sevmem,” diyebiliyor. Bu kişilerin nasıl insanlar olduklarına ilişkin kimi yargıları var; kendilerini bu yanılsamalı yargılar içerisinde sunuyorlar, ama gevezelikleri sayesinde görüyoruz ki, aslında olduklarını sandıkları kişiyle pek de ilgileri yok. Eh, bir de âşık olduklarını düşünün; zaten her şeyin allak bullak olduğu aşk hadisesinde bu hikâye kişilerinin hâlihazırdaki çelişkileri iyice artıyor.

“Kesişme” adlı hikâye ise sessiz mi sessiz iki erkeğin konuşma çabalarından ibaret. İkisinin de birilerine anlatmak istedikleri bir şeyler olduğu ıkınıp sıkınmalarından anlaşılıyor, ama dertlerini bir türlü anlatamıyorlar. Anlatamadıkları bu şeyler toplumsal cinsiyet rolleriyle uyumlu olsa saatlerce konuşabilecekler; satır aralarında bunu hissediyoruz. Ne var ki sadece imalarla hikâyelerini sezdirmeye çalışmakla yetiniyorlar. Öbür hikâyelerin çok konuşan
kahramanlarının saçıp döktükleri sayısız kelime arasından ne anlatmak istediklerini sezmeye çalıştığımız gibi, burada da jestlerden, sessizliklerden, başlanıp bitirilmeyen, bir yere varmayan cümlelerden bir şeyler çıkarmamız gerekiyor. Her iki durumda da erkeklerin iç dünyalarına dair bir şeyler anlatmalarının hiç kolay olmadığını anlıyoruz.

ROLLERİN DIŞINA ÇIKMAK
Bütün bu kendini ifade etme zorluklarının yanı sıra, erkek olmanın ruhlarda yarattığı yıpranmanın kimi zaman ironik kimi zaman kederli bir tonda anlatıldığı hikâyeler de var Erkek Hikâyeleri’nde.

Kitabın sadece “Erkek Hikâyeleri” alt başlığında yer alan hikâyelerde değil, “Hatırlamalar” alt başlıklı bölümünde yer alan iki öyküde de erkeklik hallerine değinildiği söylenebilir. Bu hikâyelerin kahramanları ilk bölümdeki erkeklerden yaşça da, sosyal olarak da farklı. Biri emekli bir öğretmen, öbürü berber. Her ikisinin ortak özelliği ise toplumun kendilerinden üstlenmelerini istedikleri rollerin dışında bir yaşam sürmüş olmaları. Naci Bey’e ilişkin şu söylenenler sadece öbür meslektaşlarından değil, toplumun beklentilerinden de nasıl uzak biri olduğunu çok açık biçimde gösteriyor: “Sınıfta sen yokken bile varlığını hissettirmek mesleğinin şanındanken, senin soluk alıp verişini, kalp atışını algılamak ne mümkündü.” Berber de içine kapanık biri. Kendine ait bir dünyası var, ama kimseler
bunun nasıl bir dünya olduğunu bilmiyor ve herkes bilmeden ona bir şeyler yakıştırıyor. Her ikisinin kederli hikâyeleri, sessizce, kimseye zarar vermeden ama sürekli incinerek sürdürdükleri hayatlarında, o sessiz sakin duruşlarıyla da olsa bir şeyler anlattıklarına dikkat çekiyor.

Kitabın son bölümü tek hikâyeden oluşuyor. “Kale” isimli bu hikâyede bir erkeklik hali değil, bir dönemin ve bir kuşağın hali anlatılıyor. Burada da kendini kandıran birileri var. İlk bölümdeki kimi erkekler gibi bu hikâyedeki kişilerin de kendileriyle ilgili yargıları doğru değil. Oldukları kişi ile olduklarını sandıkları kişi arasındaki makas gün geçtikçe açılıyor. Bu makasın açılmaya başladığı sıralarda tanıyoruz onları. Değişiyorlar; dönemin ruhu onları biçimlendiriyor, ama onlar ne kendilerindeki ne de arkadaşlarındaki bu değişimi göremiyor, sezemiyorlar.

Bu hikâyenin kahramanları da, kitabın ilk bölümündeki hikâyelerin kahramanları da aşağı yukarı benzer hayat tarzları olan, iyi eğitimli, beyaz yakalı, bir süredir iş hayatında olan kimseler. Televizyon programlarında, gazetelerde, dergilerde, reklam filmlerinde, gençlere örnek olarak sunulan bir hayat tarzları var. İlk bölümdeki hikâyelerin kahramanları duygusal hayatlarında mutlu değiller; “Kale”dekilerinse genel bir hoşnutsuzlukları, huzursuzları olduğu açıkça vurgulanıyor hikâye boyunca. Onlar da hayatlarında bir şeylerin eksik olduğunun farkındalar, ama bunun ne olduğunu bilemiyorlar. Daha fenası, kendilerine seçtikleri yaşam tarzı, sürekli olarak bulundukları yeri yetersiz görüp daha ötedeki bir yere ulaşmak için çaba harcamalarını gerektiriyor. Bu hareket, bu hız (bu hırs), durup kendilerine bakmalarına, eksikliğini duydukları şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmalarına imkân vermiyor. Durup bakabilseler, en azından nasıl çelişkilerle dolu bir hayat sürdüklerini görecekler. Bunu görmemek için durmuyor olabilirler; kim bilir?

Belki bu son hikâyeyi öbür hikâyelerden çok da ayrı görmemek gerek. Erkek Hikâyeleri bize sunulan rolleri, tarzları, sorgusuz sualsiz üzerimize geçirdiğimizde ilk
anda ışıltılı görünebileceğimiz, ama bu ışıltının zamanla gözümüzü alacağı konusunda uyarıyor bizi. Üstelik, göremediğimiz dışarısı, başkaları değil, kendi iç dünyamız oluyor her seferinde.

Erkek Hikayeleri
Ümit Kıvanç
İletişim Yayınları / 130 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz