İyi Kitap

Öyle bir geçer zaman ki…

Öyle bir geçer zaman ki…

Yankı ENKİ

Müfredatın şöyle bir üzerinden geçtiği, insan tarihinin en eski dönemi Taş Çağı’nın hikâyesini, dolayısıyla bizim hikâyemizi anlatıyor Gülay Sert, Taş Çağı’ndan Öyküler’de. Özetlerle yetinmeyen, insanın başrolü pek de kolay kapmadığının öyküsünü okumak isteyen çocuklara…

Fransız Devrimi ya da İstanbul’un fethi gibi tarihsel dönüm noktaları ne kadar da önem verilen başlıklardı ilkokul günlerinde. Herhalde günümüze daha yakın gelişmeler oldukları için tarihlerini bile öğrenmek daha kolaydı. 1453 ve 1789; biri 1100 yıllık Bizans İmparatorluğu’nun sonunu getiriyor, diğeri modern zamanları başlatıyordu. Bu yıllar uzun dönemlere ayıracağımız süreçleri kapsamıyordu. Onlar nokta atışıydı.

Peki Taş Çağı da nereden çıkmıştı? Bir çağ neden böyle sıradan bir şeyle, “taş” ile tanımlanıyordu? Taş, bir çağa adını verecek kadar önemli bir nesne olmuş muydu insanın tarihinde? Taş Çağı, ilkokuldaki derslerde ayrıntılı olarak üzerinde durulan konulardan biri değildi. Ne zaman başladığı, ne zaman bittiği, ardından hangi çağın izlediği, kendi içinde hangi dönemlere ayrıldığı ve bu çağa niye “Taş Çağı” isminin verildiğine dair bilgiler koca bir çağı birkaç ders kitabı
sayfasına sığdırıyor ve bu da yeterli oluyordu birçoğumuz için. Altı yaş üstü çocuklara yönelik Taş Çağı Öyküleri kitabını yazan Gülay Sert için ilkokulda öğrendikleri yeterli olmamış belli ki. O daha da fazlasını öğrenmek ve sonra da öğretmek istemiş. “Temel Eğitimde Arkeolojinin Önemi” konusunda çalışmalar yaptığı, çeşitli arkeoloji atölyeleri gerçekleştirdiği ve arkeoloji kulüpleri kurduğu düşünülürse, yazarın kendini konusuna ne kadar adamış olduğu ve öğrenmekten aldığı zevki çocuklarla paylaşmaya ne kadar değer verdiği ortaya çıkıyor.

BAŞROLDEKİ İNSAN
İnsan tarihte başrolü nasıl kaptı? Yazar işte bize bunu anlatıyor. Doğa karşısında hayata tutunan insan nasıl bir kahraman oldu? Anlatıcımız, en etkili sözlerini en başta söylüyor: “‘Evvel zaman içinde’ diye başlayan masalları senin de çok sevdiğine eminim. Bilinmeyen zamanlarda yaşayan olağanüstü kahramanların maceralarını kim sevmez? Ben de seni evvel zaman içinde yaşayan kahramanlarla tanıştıracağım. Seninle, masallardaki gibi maceradan maceraya koşacağız. Ama
ben sana bir masal değil, kendi öykünü anlatacağım!”

İnsanın birtakım aletler yapmaya başlaması ve taşı hammadde olarak kullanması yeterince ilginç, ancak bu dönemin kısa bir süre değil, binlerce yıl devam etmiş olması, Taş Çağı’nı daha da ilginç kılmıyor mu? Yazar Gülay Sert, bu uzun dönemi, bizi günümüzden 7 milyon yıl öncesine, dünyamızın birçok yerinin ormanlarla kaplı olduğu zamanlara götürerek anlatmaya başlıyor. Atalarımızın ormanlardan yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığı dönem ise uygar insanın gelişimi için bir kilometre taşı, çünkü ormanlardaki yaşama karşı, düzlüğe taşınan atalarımız çeşitli araç gereçlere ihtiyaç duymuşlar beslenmek için. Böylece o aletleri elleriyle kullanırken, ayaklarını da sadece yürümek için kullanmaya başlamışlar.

Günümüzden 2,5 milyon yıl önce başlayan Eski Taş Çağı’nda, dere kenarındaki taşları yontan insan, bugün kullandığımız birçok aletin temelini atmış aslında. Atalarımız beslenebilmek ve hayatta kalabilmek için birçok çözüm üretmiş taşları kullanarak.

Orta Taş Çağı ise, iri hayvanların tarihten silindiği, atalarımızın daha rahat avlayabileceği hayvan türlerinin ortaya çıktığı bir dönem olmuş. İnsanlarla köpeklerin dostluğunun bu dönemde başladığı düşünülürse, neden köpeklerden en sadık dostumuz olarak bahsedildiği daha da anlaşılır oluyor. Ardından gelen Yeni Taş Çağı, hayatta kalma içgüdüsünden biraz sıyrılıp, dış görünüşümüzle ilgilenmeye başladığımız bir dönem gibi gözüküyor. Ama uygarlığın Taş Çağı’ndaki
son önemli durağı 7500 yıl önce başladığı kabul edilen Bakır Taş Çağı olmuş. Bakırdan da alet yapmayı başaran insan, ne yazık ki çok sayıda silah da üretmiş.

Gülay Sert’in kitabında anlattığı gibi, insanın başrolü kapması o kadar da zahmetsiz olmamış. Öncelikle çok uzun sürmüş bu oyun. Büyük felaketler atlatılmış, kayıplar verilmiş, doğayla mücadele edilmiş. İnsan bir gün rüzgârın, yağmurun ve karın kölesi, bir gün hayvanların, denizlerin ve ormanların efendisi oluyormuş. Ancak zaman geçtikçe, işte aynı insan, kölelerini ve efendilerini kendi içinden çıkarmaya başlamış. O da başka bir dönemin konusu ve umarız o dönemi de, gene bir yazar, çocuklar için böyle anlaşılır bir tarzda ele alıp kitap yapar…

Taş Çağı’ndan Öyküler
Gülay Sert
Resimleyen: Cemal Eker
Doğan Egmont Yayıncılık / 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünü bitirdikten sonra aynı üniversitede Kültürel İncelemeler yüksek lisans programında Gotik edebiyat üzerine hazırladığı teziyle master derecesini aldı. Gotik ve fantastik edebiyat hakkındaki yazıları Virgül, Özgür Edebiyat, Patika, Parşömen, Roman Kahramanları gibi dergilerde yayımlandı. Çeşitli yayınevlerinde editörlük ve yayın yönetmenliği yaptı. İyi Kitap, Sabitfikir, Remzi Kitap Gazetesi ve 221B gibi dergilerde yazarlık yapmaya devam ediyor.

Yorum yaz