İyi Kitap

Galeano’dan sıradışı bir hayvan masalı

Galeano’dan sıradışı bir hayvan masalı

Irmak ZİLELİ

Sesi olmayanların öyküsü diyebiliriz Papağanın Diriliş Öyküsü’ne. Latin Amerika’nın en güçlü kalemlerinden Galeano, fantastik kılığındaki bu gerçekçi hikâyeyle, dünyayı bu kez çocuklar için, çocuklar adına suçluyor; okuyanı ne pahasına olursa olsun merak etme konusunda cesaretlendiriyor.

Paul Nizan’ın bir sözünü Eduardo Galeano’dan öğrenmiştim. Şöyle diyordu Nizan: “Dünyaya karşı bir suçlama olmayan tek bir büyük eser yoktur.” Galeano’nun bu sözü hep aklında tuttuğunu ve yaratırken onu kendine rehber seçtiğini Biz Hayır Diyoruz isimli deneme kitabında okumuştum. Şimdi elimde tuttuğum Galeano imzalı “çocuk kitabı” işte bu rehberliğin yeni bir kanıtı. “Çocuk kitabı” tanımlamasını tırnağa almış olmamın nedenini onu okuduğunuzda anlayacaksınız…

Papağanın Diriliş Öyküsü isimli bu kitabın gerçekten de dünyaya karşı bir suçlama olduğunu görmek içimi ferahlattı. Bu ferahlamada iki şey etkili oldu. Birincisi, Eduardo Galeano’nun sözüne sadık olması, ikincisi de bu sözü bir “çocuk kitabı” mevzu bahis olduğunda da unutmaması! Çocuklara hikâye anlatmanın basit, sıradan, önemsiz bir şey olduğunu düşünenlere inat, önemli bir işe girişmiş Galeano: Büyüklere ne söylemeye çalışıyorsa, aynısını küçüklere de söylemiş.

Eduardo Galeano Uruguaylı ama ondan da önce Latin Amerikalı bir gazeteci/ yazar. Lafı ona yakışır şekilde, dolandırmadan söyleyelim; devrimci bir kalem. Edebiyatın gerçeği ifade etmekten öte dönüştürme gücüne inanıyor. İşte bu gücü, bu kez bir “çocuk kitabı” için kullanıyor.

Öncelikle “dünyaya karşı bir suçlama”da bulunarak yapıyor bunu. Papağanın Diriliş Öyküsü, adından da anlaşılacağı üzere, ölümle başlıyor, aksi halde bir dirilişten söz edilemezdi değil mi? Daha ilk cümlede, Galeano papağanı öldürüyor. Yo hayır, Galeano değil, dünya öldürüyor. Dünyanın hali demeli belki de. Çünkü papağan “meraktan” ölüyor. Bir çorbanın içinde ne olup bittiğini merak ediyor, öğrenmek için eğiliyor ve çorbanın içine düşüp ölüyor! Şimdi durup düşünelim. Çevremize bakalım, halkayı genişletip ülkeye, dünyaya bir göz atalım; merak edenler, soru soranlar ve ortalığı kurcalayanlar/ karıştıranlar bir şekilde cezalandırılmaz mı? İşte Galeano böyle umutsuz bir başlangıç yapıyor öyküsüne. Daha en baştan kahramanı öldürüyor. Ama belki de gerçek kahramanlar, sesi kesilenlerin sesini geri getirmeye uğraşanlardır… Ve belki de hikâye gerçekte o zaman başlar.

DEVRİMCİ DAYANIŞMA
Dönelim hikâyemize, papağan ölür ama ardından büyük bir yas başlar. İlk önce, arkadaşı olan küçük kız ağlar arkasından. Arkadaşının papağana sahip çıkmasıyla doğa varını yoğunu ortaya koyar onu diriltmek için. Böylece yas devrimci bir kalkışmaya dönüşür. Portakal kabuğundan sıyrılır, kendini sunar. Bir fedadır bu. Küçük kızın ve doğanın üzüntüsü öyle güçlüdür ki, papağanın ölümünde payı olan ateş bile pişmanlık duyar, söner. Bundan daha devrimci bir şey olabilir mi? Ondan sonra duvardan bir taş kopar; aslında duvar papağının dirilmesi için kendinden kıymetli bir parça sunmuştur. Taşı yitiren duvara yaslanan ağaç (burada verilmek istenen dayanışma değilse nedir?) yapraklarını döker. Görüyorsunuz değil mi; papağının dirilmesi için herkes kendinden bir şey vermektedir. Ardından rüzgâr eser, pencereler açılır, perdeler savrulur… Papağanın ölümü böylece tüm dünyaya duyurulur. Rüzgâr, pencere ve perdeler elbirliğiyle habercilik yaparlar. (Galeano acaba çağımızda acıları örten, gerçeğe sırtını dönen gazetecilere mi bir mesaj vermektedir?) Ve haberi alan gökyüzünün beti benzi atar.

Doğanın bu üzüntüsüne insanoğlu da katılır. Adamın biri dilini yutar. (Belki de sözcüklerini dirilecek olan papağana vermek için.) Bu sözcükler dahil, doğanın verdiği tüm parçaları toplamak bir çömlekçiye düşer. Çömlekçi aslında devrimcinin ta kendisidir. Üreticidir. Üretme gücünü elinde bulundurandır. Sönen ateşten aldığı renkle onu kızıla boyar. Gökyüzünün yitirdiği renkten mavi katar ona. Sonra yeşil tüyler yapar. (Dikkat: Bu renkler Latin Amerika’nın renkleridir aynı zamanda.) Duvarın yitirdiği taş sertliğini verir; papağanın iş görebilecek sertlikte bir gagası olur böylece. Portakal kabuğu rengindedir üstelik!

VE ZAFER…
Peki ya küçük kız boşa mı ağlamıştır? Olur mu hiç! Papağana içecek su olacaktır o gözyaşları. Su hayat demektir. Pencere açılarak ona özgürlük sunmuştur. Papağan dilediğince uçabilir artık. Ah tabii, bunun için bir de rüzgâr gerekir, kanatlarının altından onu destekleyecek. O da çoktan hazırdır. Peki ya sözcükler? Dili tutulan adam ona sözcüklerini armağan etmişti ya!.. Papağanın diriliş öyküsü aslında “sesi olmayanların” öyküsüdür. Onları “merak etmeye” ve ortalığı kurcalamaktan korkmamaya çağırmaktadır. Çünkü Eduardo Galeano, “sesi olmayanların sesinin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir edebiyat için çalışmak isteyenler”dendir.

Papağanın Diriliş Öyküsü
Eduardo Galeano
Çeviren: Ayşe N. Akbulut
Nesin Yayınları / 40 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz