İyi Kitap

Ölümsüzlük üzerine sorular…

Ölümsüzlük üzerine sorular…

Sema ULUS

Patrick Carman’ın Gece Yarısına On Üç Gün adlı romanı, ölüm ve yaşam üzerine sorular soran, şiddeti bol, karanlık bir roman. Ebeveynleri evdeki genç nüfusla ölüm ve ölümsüzlük üzerine sohbet etmeye yöneltecek roman, felsefi içeriğine rağmen oldukça sürükleyici.

Gece Yarısına On Üç Gün, bir gençlik kitabı. Daha kapağıyla okuruna gizemli bir hikâye vaat eden kitap, geri sayımla ilerleyen bölümlere ayrılmış. On üç günü gerisin geriye izleyen okuru, her adımda yarattığı heyecan dalgasıyla sarsmayı hedefleyen kitap, bir ergeni ölümsüzlük meselesiyle baş başa bırakıyor.

ÖLÜMSÜZLÜK HEDİYE MİDİR?
Ailesi olmayan ve tüm yaşamını koruyucu ailelerin yanında geçiren Jacop, bir gün yeni bir koruyucu ailenin, aslında koruyucu bir babanın yanında bulur kendini. Bu kez kendisini gerçekten de bir yere ait hisseder, mutlu olur. Ancak çok geçmeden koruyucu babasını kaybeder. Bizim hikâyemiz de bu noktada başlar. Gece Yarısına On Üç Gün, Jacop adındaki delikanlının ölümle karşılaştığı ürkünç anla açılır ve aynı meseleyle de sürüp gider aslında. İsimleri Milo ve Oh olan iki arkadaşının eşliğinde, ölüm ve ölümsüzlüğe ilişkin keşifler yapan Jacop, bir kilisede birkaç rahiple birlikte yaşar; bir Katolik okuluna devam eder. Ölümü ve yaşamı düşünmek için son derece verimli bir alandadır yani. Dolayısıyla, kitap boyunca bir dizi ölümsüzlük testinden geçen bir grup genç insanın ürkütücü “bağımlılığı”yla karşı karşıya kalsak da, esas meselemiz hep ölümsüzlük etrafında dönen sorular olur: Ölümsüzlük bize nasip olmasını dileyeceğimiz bir hediye midir? Ölüm, günün birinde arzulanabilir bir şeye dönüşebilir mi? Ölümsüzlüğü kabul ettiğimiz noktada ölüme nasıl bir rol biçeriz?

Yetişkinlerin bile çoğu kez kendilerine sormaktan çekindiği bu sorular, Jacop önderliğindeki ergen takımının odağına yerleşir; elbette bol aksiyonla bir arada. Yoksa okuru için fazla derin ve korkutucu bir kitaba dönüşebilirdi Gece Yarısına On Üç Gün. Fakat ölmeyeceğini ve hatta hiçbir koşulda acı da çekmeyeceğini bilen genç insanlar için bu sorular, oynadıkları tehlikeli şiddet oyunlarının yanı sıra gelir, felsefi bir araştırma konusu olarak değil.

Yine tüm bunlara rağmen kitabın gerilim hattı, bu ölümsüzlük meselesi değil. Bu ölümsüzlüğün kaynağında yatan sırra erme amacı olur okura sayfaları çevirten. Sonuçta Jacop bu güce yaşamının belli bir noktasında sahip olmuştur. Koruyucu babasından kendisine miras kalan “yok edilemezlik”, tam da neyi ifade etmektedir bilemeyiz. Kitap, en sonunda bu gerçeği ifşa edeceği vaadiyle ilerler. Tabii daha en başta okurunu bir ceset imgesiyle karşılaştırmış olmasını da pas geçmemeli.

ÖLÜMÜ KANDIRABİLİR MİYİZ?
Ölümü kandırabilir miyiz, ona rötar yaptırabilir miyiz? Jacop, sözüm ona on üç gün boyunca (ölümsüzlük deneyleri için yıpratıcı derecede kısa bir süre değil mi bu?) yaşadıklarının ardından esas soruyu sorar: Çok çok uzunca bir süre yalnız kalma gücüne sahip olunabilir mi? Yaşam tek başına güzel midir, yoksa sevdiklerimizle bir aradayken mi güzeldir? Bildiğimiz, alıştığımız, sevdiğimiz ve güvendiğimiz hayatlar, dünyanın kendisi kayıp giderken, ölümsüz olmak ne manaya gelir? Ölümü mü kandırmış oluruz, kendimizi mi?

Aslında bol şiddet içeren karanlık bir kitaptan söz ediyoruz. Bir ölüm sahnesiyle açılıyor; ölümcül kaza, kavga vb. örnekleriyle ilerliyor ve son perde de ölümle dans ediyor. Gerilim tonunu iyi yakaladığı ve geri sayım gibi bir teknikle örüldüğü için okuması kolay, sürükleyici bir kitap. Yanı sıra yaşam ve ölüm hakkında sorular sordurduğu için de bir meselesi, bir sözü var. Fakat yine de biraz dikkat gerektiriyor diye düşünüyorum; çocuğunuza önermeden evvel okumanız, belki üzerinde biraz düşünmeniz gerekebilir. Gerçeküstü bir hikâyeden söz ediyor olsak da, gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı bir dünyada yaşadığımızı hep hatırlamalı galiba.

Ya da benim gibi fazla korumacı bir anneye kulak asmaz, kitabı okuyan çocuğunuzla ölüm ve ölümsüzlük üzerine, kitaba da atıfta bulunarak güzel güzel sohbet edebilirsiniz.

Gece Yarısına On Üç Gün
Patrick Carman
Çeviren: Nehir Mavioğlu
İthaki Yayınları / 286 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz