İyi Kitap

Sistemin dışarı tekmelediği haylazlar!

Sistemin dışarı tekmelediği haylazlar!

Nazan ÖZCAN

Kimsenin istemediği sıradışı çocukların hikâyesi Yaşam Tehlikelidir. Yazar Andy Mulligan sıradana kaçabilecek bir yatılı okul hikâyesini, adına sistem denen şeyin çok matah bir şey olmadığını, üstelik hayatın çocuklar için de tehlikeli olabileceğini sıradışı bir atmosferde romanlaştırmış.

En baştan söyleyeyim: “Ah keşke lise ya da ortaokul yıllarımda olsam,” diye yana yakıla kendini dövenler pek sempatik gelmez şahsıma. Hatta ortaokul ve lise yıllarının toplamını (ki tam yedi yıl eder) “yatılı okul” denilen disiplin cenderesinde geçirmiş biri olarak, sinir bile olurum. Ha, tabii ki hoş yanları vardır yatılı okulun: Paylaşmayı, birlikte hareket etmeyi, arkadaşlarını korumayı, koyulan saçma kuralları kırmak için hayal gücünü bulutların üzerinde gezdirmeyi, isyankâr
olmayı, arıza çıkardıktan sonra savunma verirken olayları absürd gösterip karşıdaki hocayı suçlar hale getirmeyi, kendini savunmayı ve tek başına ayakta durmayı öğrenirsin. Ama hepsi bu kadar. Kötü yemeklerden, disiplin delisi hocalardan, çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutmuş yöneticilerden bahsetmeyeceğim bile. Ama en çok da bahsetmek istemediğim, hepimizi “aynı” yapmaya çalışan hocalar ve “kuraldan çok kuralcı” olan “sistem”.

Yani yatılı okulda geçen şen şakrak, mutlu çocukların ortada fink attığı, melek gibi öğretmenlerin olduğu kitaplara kanacak değilim. Ve tam da bu yüzden Yaşam Tehlikelidir’i “hadi hayırlısı” diyerek okumaya girişiyorum. Neyse ki, kitap daha ilk anda ben farklıyım diye bağırmaya başlıyor. Kitapta ilk tanıştığımız karakter olan Sam’in şuursuz şaşkınlığı, beni okumaya devam etmeye iten güç oluyor. Hemen akabinde Haylazya Erkek Okulu’na giden şişko ve savruk Ruskin’in devreye
girmesi olayların bildiğimiz gibi gitmeyeceğinin sinyallerini veriyor. En şahane an ise okula gitmek için bindikleri trende karşılaştıkları “asinin önde gideni ama havalı” Millie’nin ortaya çıkması. Hem erkek okuluna yazdırılan bir kız olması, hem de daha ortaokul yaşında olmasına rağmen sigarasını ve içkisini içen, her tür kuralı gram suçluluk duymadan yıkan karakter olması nedeniyle, okuyacağımız şeyin “sistem”in bir parçası olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Millie’nin trende
karşılaştıkları gıcık öğretmenlerinden Bayan Hazlitt’in cüzdanını araklamasını, sonra da onun kredi kartıyla arkadaşlarına yemek ve içki ısmarlamasını, o da yetmezmiş gibi bir de kendine kürk ceket almasını içimize soğuk sular serpilerek okuyoruz.

Haylazya’ya ev sahipliği yapan tarihi Ribblestrop Kuleleri’ne vardığımızda ise maceranın daha çok başında olduğumuzu görüyoruz. Bir önceki dönem kundaklanıp yakıldığı için yatakhanesinin ve dersliklerinin çatısı bile olmayan, yeraltında tünellerin olduğu, o tünellerin bazılarında sessizlik yemini etmiş rahiplerin yaşadığı, hemen yanında bir mezarlığın bulunduğu, ortalıkta sevimli eşeklerin gezindiği tuhaf bir yer! Yani kesinlikle tekin bir okul değil! Okulu birazcık anladıktan sonra, karakterlerin nasıl olacağını müdürün bir konuşmasından anlıyoruz: “Biz diğer okulların reddettiği çocukları alıyoruz.”

Kahramanlarımız gitgide çeşitleniyor ve çeşitlilik baharatların karışımı gibi nefis bir tat veriyor. Kimler yok ki! Kolombiyalı bir mafya babasının oğlu olan, daha önce defalarca düşmanları tarafından kaçırılmış ve o yüzden okulda bildiğimiz gerçek bir silah taşıyan ama belaya bulaşmamak için uğraşan akıllı Sanchez var bir defa. Okulun bulunduğu Ribblestrop Kuleleri’nden Kuzey Kulesi’ni okula kiralayan ve kendisi hâlâ Güney Kulesi’nde yaşayan, okulun mal sahibi Leydi Vyner’ın şımarık mı şımarık torunu Caspar ve müdürün isteğiyle Himalayalar’dan okula getirilmiş, ellerinden her iş gelen, iyi kalpli ve becerikli yetimler Asilah, Anjoli, Israel, Sanjay, Vijay, Podma, Eric…

KAYBOLMAYI BOŞVER
Ve tabii ki tuhaf yönetim kadrosu: Her şeyin iyi tarafından bakan ve çocukları sadece iyi insan olarak yetiştirmeyi esas marifet olarak gören, disiplini sevgiyle sağlayacağını çok iyi bilen, sistemin kurallarıyla pek işi olmayan, çocuklar iyi bir iş yaptıklarında onlarla partiler veren şeker mi şeker Müdür Dr. Giles Norcross-Webb daha ilk anda insanın kalbini çalıyor. Arkasından Yüzbaşı Routon geliyor. O müdürün yardımcısı, eski bir asker, ama okuldaki her işten sorumlu. Gerektiğinde çocukların yemeklerini pişiriyor, gerektiğinde onlara korumalık yapıyor, gerektiğinde coğrafya dersi için çocukların eline birer pusula verip onları
geniş ormanlık araziye salıyor. Tamam, çocuklar kayboluyor belki ama Routon’un ve müdürün amacı çocukların gerçekten öğrenmesi, bizim çocuklar gibi ezber yapması değil. Ee bu ekibe tabii ki Bayan Worthington’un katılması hiç acayip olmuyor. O da çocuklara matematik öğretiyor ama öyle didaktik didaktik değil. Kundaklanan yatakhane tavanı için projeler yaptırıyor mesela; üçgenlerin, dörtgenlerin açılarını, aletlerin kaldırma güçlerini, neyi hangi açıyla koyarsan dururu ya da durmazı gösteriyor. Çocuklar da ellerinde kendi yaptıkları çizimler, çekiçlerle çatıyı bayağı onarıyorlar ama bu arada matematik de öğreniyorlar. Ee bu şahane öğretmenlerin yanına bir kötünün katılması da kaçınılmaz oluyor: Müdürün “idare ve mali işler” için çağırdığı, ama gelir gelmez kendini “sağlık, güvenlik ve disiplin”den sorumlu yapan, çocukları durmadan hizaya sokmaya çalışan, onları birer baş belası ve problem olarak gören Bayan Hazlitt.

KEŞFETMEYE BAK
İşte tam da burada anlıyoruz ki, burada sistemle alternatifin çatışması var. “Başka okulların kabul etmediği bu çocuklar” sistemin disipliniyle birer “cici çocuk”a mı dönüşecekler, yoksa “oldukları gibi mi” kalacaklar? Yazar Andy Mulligan’ın zekâsı burada ortaya çıkıyor ve hem bize hem kendine farklı düşünme yöntemleri olduğunu, illa da sistemin istediği gibi “cici çocuk” olmanın pek de hayırlara vesile olmadığını gösterecek bir şekilde ilerletiyor hikâyeyi.

Okulu kundaklamaktan kapı kilitlerini diş fırçasıyla açmaya kadar her türlü “asiliği” yapan Millie’nin arkadaşlarını “örgütleme”siyle, Ribblestrop Kuleleri’nin başka bir gizemi daha ortaya çıkıyor. Kulelerin altında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Leydi Vyner’ın kocası rahmetli Lord Vyner’ın birkaç arkadaşıyla, dönemin Başbakanı Churchill için “yapay ordu” hazırlamaya çalıştıkları bir laboratuar olduğunu öğreniyoruz. Tabii Millie durur mu? Hemen kendini dehlizlere atıyor. Ve acayip bir şey keşfediyor. Tabii ki gizemi çözmek için herkes seferber oluyor olmasına da, meraklı tazelerin başına da gelmedik kalmıyor. Neyse ki “sistem dışına itilmiş” çocuklar fazlasıyla zeki de olayların gizemini çözüyorlar.

Eklemekte yarar var: Bütün bu harala gürelenin içinde Haylazyalı çocukların nasıl şahane futbol oynayabileceğini, nasıl da bir ekip olabileceklerini görüyoruz. Tamam, ilk maçta yeniliyorlar ama çok güzel yeniliyorlar!

Kısaca, yazar Andy Mulligan, Yaşam Tehlikelidir’de anti-kahramanları bize sevdirmeye çalışıyor. Sistemin dışına itilenlerin hiç de “kötü olmadıklarını”, doğru yaklaşım ve sevgiyle bütün çocukların kendi yeteneklerini ortaya çıkarabildiklerini, sistem denilen şeyin pek de matah olmadığını ve hayatın büyükler kadar küçükler için de “tehlikeli” olabileceğini son derece gerçekçi ama aynı zamanda macera dolu bir şekilde anlatıyor.

Yaşam Tehlikeldir
Andy Mulligan
Çeviren: Zarife Biliz
Tudem Yayınları / 522 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz