İyi Kitap

Çocuklar için “Hayır!”

Çocuklar için “Hayır!”

Işık ERGÜDEN

Timaş Yayınları’nın Fransızcadan çevirtip uyarladığı Nelere Hayır Demeliyiz? serisi, çocuklara tüm haksızlıklara, kötülüklere ve adaletsizliklere “hayır” demenin anlamını ve yollarını gösteriyor. İtaatkâr koyunlar değil, gerçek bir birey olabilmek için “hayır” demenin önemini anlatıyor.

Bu yılının önemli, anlamlı kitaplarından biri Timaş Yayınları’nın Nelere Hayır Demeliyiz? dizisi. Fransızcadan çevrilip uyarlamış, dokuz yaş ve üzerine tavsiye edilen, kuşe kâğıda renkli, resimli, özenle basılmış beş kitaplık bir set.

Dizinin ilk kitabı Kötü Muameleye Hayır, öncelikle “hayır” kavramını, nelere, niçin hayır denebileceğini anlatıyor. “Emirlere”, “tokatlara”, “haksızlıklara”, “arkadaşlara”, “bir yetişkine”, “tehditlere”, “hakaretlere”, “hayır demek mümkündür,” başlıklarıyla yol yordam, hak öğretiyor.

Cinsel Tacize Hayır, beş çizgi öyküyle, bir komşunun, kuzenin, bir yabancının, “antrenörün”, üvey babasının tacizine uğrayan çocuk örneklerini akıllara kazınacak sadelikte vererek, taciz karşısında çocuğun olası tavırlarını ve yapması gerekeni açık ve özlü biçimde gösteriyor.

Haraca Hayır kitabı, çocukların farklı, güçsüz ya da sessiz gördükleri arkadaşları üzerinde tahakküm kurmaya dönük tavırlarını altı çizgi öyküyle örnekliyor. Yine her örnekte baskıya maruz kalan çocuğun olası tutumları ile ne yapması gerektiği üzerinde duruluyor.

Hoşgörüsüzlük ve Irkçılığa Hayır ise birbirine benzer insanların yaşadığı bir dünyanın nasıl bir kâbusa dönüşeceğinden hareketle; fiziksel, karakter özelliği veya inanç farklılıklarımızla her birimizin nasıl “eşsiz” varlıklar olduğumuzu; farklılıklar karşısında hissedilen şaşkınlık, huzursuzluk, hatta şiddet duygularıyla baş etmenin yollarını; açık fikirli, haksızlıklara sessiz kalmayan, hoşgörülü insan olmanın önemini vurguluyor.

Şiddete Hayır çocukların özellikle birbirlerine karşı şiddet gösterdiği durumları örnekleyerek, bu şiddetin nasıl önlenebileceği, yaratıcı, diyaloğa dönük yönlere nasıl kanalize edilebileceği üzerinde duruyor. Burada asıl önemli nokta, verilen örneklerde, şiddete yol açan etkenlerin çocuklardan bağımsız, yetişkinlerin dünyasının eseri olduğunu görmek: “Sena her şeye onun adına karar verildiğinde şiddete başvuruyor”; “Ceren kendisine saygı gösterilmediğinde şiddete başvuruyor”; “Yiğit televizyonda gördüklerini taklit etmek istediğinde şiddete başvuruyor”; “İhsan ailesi onu dövdüğünde şiddete başvuruyor”…

Her kitabının başında, karşılıklı saygıya dayalı, şiddetsiz bir dünya tasavvurunu çocuklara açıklayıp, onları kendi hakları konusuna bilinçlendirmeye yönelik bir metin var. Şiddet gören çocukların arayabileceği –Türkiye’ye özgü– “183 Alo Kadın Çocuk Danışma Hattı” da belirtiliyor.

İNSAN OLMA SERÜVENİ
Bu dizinin her kitabı önemli. “Hayır” demenin, çocuklar bir yana, tüm insanlık tarihindeki önemi; insanlığın “hayır” dedikçe adım atabildiği; nelere “evet” demesi gerektiğini böyle öğrendiği malumumuz. Keza, “hayır” demenin oldukça güç olduğu, itaat kültürünün ezberletildiği, insanların beşikten mezara her türlü otoriteye itaat esasıyla yetiştirildiği bir coğrafyada yaşadığımız da malumumuz. İtaatin en büyük erdem olduğu bir kültürde “hayır” deme potansiyelinin çok düşük olması, aslında bilerek ve isteyerek, sahici “evet”ler demenin de önünde engel. Çünkü “hayır” demek, bir anlamda kendini boşluğa atıp özgür kılmak, özgürlükten korkmak, sonra da mecburen diğer adımları atmaktır: düşünmek, değerlendirmek, farklı fikirlere açık olmak, karşılaştırmak, uçlara gitmek, seçmek… İnsanlık serüveni, kısacası. Bu yüzden, “hayır” demeyi öğreten bu kitaplara hepimizin ihtiyacı var.

Bu kitapları okuyalım, okutalım. Ama biz yetişkinler, bu kitapları yayımlayanlar, satın alanlar, sorumluluğumuzun bununla bitmediğini de bilelim. Çünkü çocuklar, maruz kaldıkları şiddetin, tanık oldukları ırkçılığın, ayrımcılığın ne yaratıcısı ne de failidir. Şu an eyleyen konumundaki bizler, çocukların nasıl bir ortamda yaşayıp büyüyeceğine karar veriyoruz. “Hayır” diyebilecekleri, itiraz edebilecekleri, karşı çıkabilecekleri bir ortamda mı yetişiyorlar, yoksa ağızlarından ilk hayır lafı çıktığında önce anne babalarından, sonra öğretmenlerinden tokat yiyip, biraz daha büyüyünce de devletin biber gazına, yetmediği yerde kurşununa
mı maruz kalıyorlar? Buna karar veren bizleriz…

DÜŞMAN İÇİMİZDE
Nazi soykırımları üzerine analizlerden beri biliyoruz ki, bu tür “kötülüklerin” failleri “kötüler” değil, sıradan insanlar; “kötülük” yanı başımızda, içimizde. Hatta, bırakalım dünyayı, bu topraklarda yaşayan bizler, düne kadar komşu olanların birden satırlarla, bıçaklarla, ateşle, farklı inanç ve etnisiteden ya da dinsiz diye komşularını rahatlıkla katledebildiklerini gördük. Çocukların ve kadınların maruz kaldığı şiddetin, tecavüz ve tacizin sorumlularının çoğunlukla meçhul yabancılar değil, bizzat en yakınlarındaki kişiler, yani o “pek mukaddes” aile kurumunun başları, babalar, ağbiler, amcalar, dayılar olduğunu da biliyoruz.

Evet, bu kitapları çocuklarımıza okutalım, ama kendimiz de okuyup, yüksek sesle “hayır” diyebiliyor muyuz, hem de tek tek somut örnekleri, kolektif belleği deşeleyip “hayır” diyebiliyor muyuz, buna bakalım.

Nelere Hayır Demeliyiz?
Hoşgörüsüzlük ve Irkçılığa Hayır!
Florence Dutheil
Timaş Yayınları / 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz