İyi Kitap

Yerellikten evrenselliğe giden yol…

“Yerellikten evrenselliğe giden yol…”

Elif ŞAHİN HAMİDİ
Arden KÖPRÜLÜYAN

Çocuk edebiyatının ünlü ismi Yalvaç Ural, yayımladığı dergilerle, kitaplarıyla ve mizahçılığıyla hepimizin tanıdığı bir sima. Kitapları pek çok dile çevrilerek dünyanın dört bir yanındaki çocuklara ulaşan Ural’la, yerelden evrensele giden bu yolculuğun sırlarını konuştuk…

Çocuk edebiyatı denince hemen akla gelen isimlerden biri o: Yalvaç Ural. Bu alanda verdiği eserlerle pek çok ödüle layık görülen Ural, kim bilir kaç çocuğun hayal dünyasında yeni pencereler açmıştır. Üstelik sadece Türkiye’deki çocukların değil; Almanya, İsveç, Norveç, Hollanda, Macaristan, Makedonya gibi, dünyanın farklı ülkelerindeki çocukların dünyasına da girmeyi başarmış. Çocuk edebiyatının usta kalemi Yalvaç Ural, her çocuğa hitap eden evrensel bir dil kullanıyor çünkü. Ural, “İnsan yerellikten evrenselliğe doğru bir yolculuğa çıkmalı,” diyor ve özgün olmak gerektiğinin altını çiziyor…

Çok genç yaşlardan bu yana edebiyatla iç içesiniz, ancak 1977 yılından sonra çocuk edebiyatına bulaştınız ve bu alanda çok kıymetli eserler verdiniz. Neydi sizi çocuk edebiyatına çeken; nasıl çıktınız bu yola?

1969’dan beri edebiyatla uğraşıyorum. Yetişkinler için şiirler yazardım ve halen kitaplaşmamış şiirlerim var. Çocuk edebiyatı benim çok ilgimi çekti. Neden? Annem çok iyi masal anlatırdı. Belki çok iddialı olacak ama bir
Pertev Naili Boratav kadar geniş masal portföyü vardı. Onun şuuraltıma yerleştirdikleri ve annemin eğitimci/ öğretmen olması benim bu alanla ilgilenmeme neden oldu sanırım. Beni herkes dergici olarak bilir; mizahçı
olarak tanır. Oysa ben kendimi şair olarak konumlandırırım. Çünkü benim
yazdığım hikâyeler bile manzum hikâyelerdir. Yani şiirsel; nesirle şiirin karışımı…

Çocuk dergisi çıkardığımız 77’lerde, gerek Ülkü Tamer’in dergimin içinde dünya klasiklerini yayımlaması, her hafta bir dünya klasiğine yer vermesi, gerekse dünya edebiyatında bizim bile çocukluğumuzda tanımadığımız
ürünleri tanımış olmak, ayrıca yine bu alandaki zenginlik, okur olarak da ilgimi çekti. Sonra, çocuk edebiyatı dediğimiz ürünlerin aslında yetişkinler için yazılmış olduğunu gördüm. Demek ki, çocuklar için yazan çok azdı. Hele bizde yok denecek kadar azdı. Demek ki, çocuk edebiyatındaki bu boşluğu doldurmak için, yetişkinlerin edebiyatından yararlanılabilirdi. Örneğin; Robinson Cruise, Oliver Twist, Charles Dickens’ın kitapları, Jules Verne’in kitapları… Hatta Don Kişot…

Baktık ki, zaman içinde bunları çocukların edebiyatına almışlar. Dünyada bir de çocuklar için yazan adamlar var; Marcel Aymé gibi, Rus edebiyatında
Çehov’un “Marangozun Köpeği” gibi, Tolstoy’un hikâyeleri gibi. O zaman
bizim yazarlarımız da bu boşluğu doldurmak gerektiğine inandılar. Aziz Nesin yazdı, Yaşar Kemal yazdı. Orhan Kemal’in kitaplarından seçmeler yapıldı. Düşünebileceğiniz usta yazarların hepsi bu konuda eğilim gösterdi.
Bizler de bu kervana katıldık. Sonra Yaşar Kemal, Aziz Nesin, İrfan Yalçın,
Ülkü Tamer gibi ustalar bizleri bu konuda gönendirdiler.

Yalvaç Ural’ın okumayı söktüğünde okuduğu ilk kitap ve ilk kahramanı kimdi, diye sorsam? Okuma yolculuğunuzda size rehberlik eden kitaplar nelerdi?

Biz Karapınar’dayken annem öğretmenlik yapıyordu. Karapınar, bozkırın
ortasında çok küçük bir kasabaydı. Çocukluğum orada geçti. O dönemlerde
babam Konya’ya indiği bir gün, bana bir dergi getirdi: Doğan Kardeş. Kaptan Nemo’nun bir bölümü vardı içinde; ilk tanıştığım sayı. İkinci sayısını alamadık. Çünkü taşraya gelmiyordu. Bir yıl boyunca, döne döne onu okudum. Belki yüz kere… Kız kardeşimin bir doğum gününde Boyacının
Penguenleri adında bir kitap hediye geldi bize. O da Doğan Kardeş’tendi. İlk tanıştığımız kitap oydu. Ama benim için penguen çok uzak bir hayvandı.
Evimizde buzdolabı bile yoktu… Ondan sonra “Güvercin Kitaplar” diye, Anadolu’da tek formalık, “fakirler alır,” anlamında derlenmiş kitaplar dizisi geldi. İçinde Neyzen Tevfik, Namık Kemal, Şair Eşref, Hz. Muhammed gibi kitaplar vardı. Onları okumaya çalışıyordum. Anlamıyordum ama okuyordum. Sonra Kumsaldaki İnci gibi kötü kitaplar hayatımıza girmeye başladı…

Kitaplarınız pek çok dile çevrildi; hatta Müzik Satan Çocuklar adlı kitabınız, dünyada ilk kez Çingenece basılan kitap olma özelliğini taşıyor. Böylece, tüm dünya çocuklarına ulaşmış oluyorsunuz edebiyat aracılığıyla. Her çocuğa hitap eden evrensel bir dil kullanmak nasıl mümkün oluyor?

İnsan yerellikten evrenselliğe doğru bir yolculuğa çıkmalı. Bir defa özgün olmak gerekir. Kimse bana vampir veya korku kitabı yazdıramaz. Ama okulda hafiyelik yapan bir çocuğun hikâyesini Miço’da çizgi roman olarak
yayımlamıştım. “Sihirli Pabuçlar” diye bir dizi yapmıştım. Dizi, bizim masal geleneğimizden yola çıkıyordu; uçarak giden bir çocuğun hikâyesiydi. Ve bu yerel bir şey olduğu için, oryantal koktuğu için, Batılı adamın ilgisini çekti.
TRT, İsveç ve Norveç’e sattı bunu. Hollanda’da oynadı. Bunun üzerine bir kez daha anladım ki yerellikten çıkmayan hiçbir şey evrenselliğe ulaşamaz. Taklit; “bu moda,” diye yaptığın bir şey seni bir yere götürmez. Onun için
Türkiye’deki mücadele, iyinin kötüyle mücadelesidir hep.

Bir söyleşinizde “Doğru kitap okumamak, bir taş kadar insanı yaralar,” diyorsunuz. Bu yara, ömür boyu kapanmayacak derin bir iz olarak yer eder sanırım çocuğun hayatında. Çocukların doğru kitaplara yönlendirilmesinde
ebeveynlere çok iş düşüyor bu durumda. Anne babalara neler tavsiye edersiniz; çocukları için kitap seçerken nelere dikkat etmeliler?

Bence anne-baba, çocuğuna okutacağı kitabı önce kendi okumalı. Birincisi, ona olan sevgisini, ilgisini göstermek açısından; ikincisi, onunla her şeyi paylaşmak bakımından ve en azından, beğenmediği şeyleri önermemek için. Bu eğitsel bir bakış. Ellerinden geldiğince çocuklarını popüler kültürden uzak tutmalılar. Çünkü bu, çocukları okumaktan çok uzaklaştırıyor. Bir de çocuk yabancılaştırılmamalı. Kendi kültürünün, kendi dilinin ona verdiği ağız ve gırtlak yapısı ile hem dilini iyi öğrenmeli, onu en iyi şekilde ifade etmeli, hem de evrensel kültürü, kendi kültürü üzerine inşa etmeli. Yabancılaşmış çocuklar ortada kalırlar. Evrensel olabilmek için insan, alt tabanındaki yerel kültürü kaybetmemeli. Sadece isimleri değiştirerek, sadece günün popüler bilgilerini kendine mal ederek olmaz. Chopin dinleyerek Polonyalı, Shakspeare okuyarak da İngiliz olunmaz.

Son olarak, İyi Kitap gazetesi ikinci yaşını dolduruyor. İyi Kitap’la ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? İyi Kitap, iyi bir hizmet… Büyük hizmet. İnsanlar, yeni çıkan kitaplar hakkında olumlu ve olumsuz görüşlerde bulunarak yönlendirmelerde bulunuyor. Doğrudan bu işin muhataplarına ulaşması da ayrıca güzel bir durum. Ticari bir boyutu olmaması da çok anlamlı… Nice mutlu yaşlara…

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1979 doğumlu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi EMYO Serigrafi Bölümünden, 2004 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın Bölümünden mezun oldu. Öğrencilik yıllarından bu yana çeşitli mecralarda muhabir, editör, genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı ve “yazma” eylemini hep sürdürdü. Kitap değerlendirme yazıları, yazarlarla yaptığı söyleşiler ve hazırladığı dosya konuları Remzi Kitap Gazetesi, Roman Kahramanları, İyi Kitap, Cumhuriyet Kitap Eki, SoL Kitap Eki, Aydınlık Kitap Eki, Varlık, Tempo Kitap, Arka Kapak, Trip Dergi, Sabitfikir, sabitfikir.com, kulturservisi.com, kitapeki.com, edebiyathaber.net isimizgucumuzkitap.com, zeroistanbul.com, K24, gazeteduvar.com, bilmekvaktidir.com, Ajan Literer gibi farklı mecralarda yayınlandı/yayınlanıyor. 2014 yılında Beta Yayınları tarafından yayımlanan Sıradışı Uyumsuz Muhalif: Bir Entelektüeli Yitirmek/Vakur Kayador’un Ardından isimli kitapta, “Hep Vakur ve Hep Yalnızdı” başlıklı yazısıyla yer aldı. Henüz yayımlanmamış iki kolektif kitap çalışmasına katkıda bulundu. Ayrıca Murat Gülsoy’un Nisyan isimli romanıyla ilgili değerlendirme yazısı Murat Gülsoy: Edebiyatta 30. Yıl/Basında Yazılanlar isimli kitapta yer alırken, Ercan Kesal ile Peri Gazozu isimli kitabı üzerine yaptığı söyleşi Aslında isimli kitapta yer aldı. 2015-2018 yılları arasında Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde Uzman olarak görev yaptı ve Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ile birlikte çalıştı. Aynı zamanda İnsan Hakları Anabilim Dalı-İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı’nda, Kuçuradi’nin danışmanlığında “Gazetecinin İşi, Hak Gazeteciliği ve İnsan Hakları” başlıklı tezini tamamladı. İnsan Hakları Anabilim Dalı ve İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Danışma Kurulu Üyeleri arasında yer alıyor. Bir yandan da İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü Bülteni’ni hazırlıyor. Eşinin atanması nedeniyle Maltepe Üniversitesi’ndeki işinden ayrılmak zorunda kaldı. Şimdilerde Safranbolu’da yaşıyor ve okuyup yazma işini hevesle sürdürüyor.

Yorum yaz