İyi Kitap

Yetişkinlik sunağında kurban edilenlerin anısana

“Yetişkinlik sunağında kurban edilenlerin anısana”

Işık ERGÜDEN

Neil Shusterman’ın Iskarta adlı romanı, bakmadığımız, baksak bile görmediğimiz gerçeklerin ifadesi… Gençleri isyan çağında “ıskartaya çıkararak” toplumsal düzenin korunduğu bu distopyada, günümüzün neo-liberal toplumuna dair sağlam bir eleştiri var.

Ütopyalar hep imkânsız mı gelmiştir, bilemem… Ama bugün biri kalkıp da paranın olmadığı, kâr etmenin “yasaklandığı”, “herkesin ihtiyacına göre”
aldığı, doğayla, hayatla bambaşka bir ilişkinin, aylaklığın var olduğu bir ütopya yazsa, okuyanlara gerçekten ütopik gelebilir. Distopyalar ise, tersine,
belirsiz bir geleceğin ya da “olmaz böyle şey,” diyeceğimiz bir halin değil de, içinde yaşadığımız dünyanın, olsa olsa bakmadığımız, baksak bile görmediğimiz gerçeklerin ifadesi sanki. Neil Shusterman’ın Iskarta romanı da bunlardan…

“Yaşam Kanunu”na göre, “on üç ile on sekiz yaş arasında, aile çocuğu geriye yönelik olarak ‘düşürmeyi’ tercih edebilir… ama çocuğun hayatının ‘teknik olarak’ sona ermemesi şartıyla”. Yani “Gençlik Polisi”ne teslim edilerek “Hasat Kampı”na götürülen çocuğun tek tek her bir organı “değerlendirilecek”, ihtiyacı olanlara aktarılacaktır. Bunun olabilmesi için de bütün bu operasyon boyunca çocuğun bilincinin yerinde olması şarttır. Peki, aileler neden böyle bir karar alırlar? Çünkü bu çocuklar ya uyumsuzdur, okulda kavga dövüş etmektedir, isyankârdır; ya da çok başarılıdır, ama küçük bir kusur “en iyi” olmalarını engellediğinden, onca rekabet ortamında “fazla”dırlar. Bir de “öşürler” vardır, Lev gibi; en iyiler, daha doğdukları andan itibaren ıskartaya çıkartılmak üzere yetiştirilenler, tanrı-topluma, tanrı-sisteme kurban edilenler…

SİSTEMİN ÇARKLARI
Geride, uyumlu ve vasat olanlar kalır; sistem de bu sayede aksamadan işler! Tıpkı neo-liberal ideolojinin artık “performans” göstermeyen bireyleri ıskartaya çıkarması gibi; tıpkı yoksulların, işsizlerin, her türden azınlığın temel yaşamsal taleplerinin karşılanmayarak dışlanmaları gibi; tıpkı “bencil hesapların buzlu sularında” her şeyin donması gibi; tıpkı Nazilerin ve “modern” bütün toplumların işe yaramaz, tehlikeli gördükleri toplulukları yok etmeleri, kısırlaştırmaları gibi… Ama Iskarta’daki uygulama daha temel, “toplum kurucu”; çünkü tam da yetişkinlik ideolojisinin benimseneceği ve bir an önce, uygun performans kriterlerine göre “okul-işaile” üçgenine katılınacağı yaş hedef alınmış… ya da isyan çağı!

NEYSE Kİ FİRAR VAR!
Çocuklarını ıskartaya çıkartan ebeveynin soğukluğunda ise; başarıyı, performansı kutsayan; işledikleri cinayetleri unutmak, hiçbir şey olmamış gibi sıcak yuvalarına yerleşebilmek için belleklerini kazıtan; en ufak bir karşı çıkış, direniş karşısında ise asıl kurban kendileriymiş gibi, karşılarındaki ergene çaresiz bir yüz ifadesiyle bakıp birbirlerine sarılan; kendi rasyonalitelerinin geçerliliğinden her koşulda emin, o zavallı “aile büyüklerinin” zavallı ruhlarından başka bir şey bulamayız.

“Ana Babalara Iskarta Kılavuzu” ndan bir bölüm: “İçinizin rahat olması amacıyla, seçim yapabileceğiniz çeşitli hasat kampları bulunmaktadır. Her merkez özel bir teşebbüstür, devlet onaylıdır ve sizin vergilerinizle finanse edilmektedir. Seçtiğiniz merkez hangisi olursa olsun, Iskarta’nızın onu parçalara ayıracak olan sertifikalı personel tarafından olası en iyi muameleyi göreceğinden emin olabilirsiniz.”

Hayata umutla bakan bir çocuğun gözlerindeki kıvılcımın sönmesi mi, yoksa bir ergenin umutsuzca küskünlüğü, boşvermişliği, içe kapanması mı en çok içini burkar insanın? Yetişkinlik sunağında kurban edilen çocuk ve ergenlerin üstüne basarak yükseliyoruz, iktisadı ve güvenliği baş tacı etmiş toplumlarımızın basamaklarında. Ayaklarımız kan içinde, ellerimiz kollarımız kan içinde, ama üstümüze en temiz üniformaları, frakları, takım
elbiseleri geçiriyoruz; cinayetlerimiz şıklığımızın, modernliğimizin, soğukkanlı rasyonalitemizin gölgesinde kalsın diye… Kalıyor da, kimse kimseyi suçlamıyor ıskartaya çıkarılan çocuklar için, herkes hemfikir çünkü bir an önce yetişkin olmak konusunda, bir an önce kâr getirir olmak, performanslı olmak, rekabetçi olmak, ezmek, yükselmek, daha da yükselmek, en büyük olmak, en büyük asker, en büyük futbolcu, en büyük yönetici, en büyük her şey olmak konusunda…

Neyse ki firar var, isyan var Iskarta’da: “Amaçlar eskide kaldı. Biz rastlantısallığa inanıyoruz. Depremlere! Kasırgalara! Biz doğa güçlerine inanıyoruz ve biz doğanın gücüyüz. Biz kargaşayız. Biz kaosuz. Dünyayı karıştırırız.” Onca kusursuz, onca rasyonel bu sistem tam da en güçlü olduğu yerde, bir Hasat Kampı’ndaki “Kıyma Makinesi”nin kapısı önünde çökemez mi?

YETİŞKİN RASYONALİTESİ
Iskarta hayallerimizi zorlayabilir, ama bu satırların okurları arasında, idam edilmek üzerine düşünmüş olan varsa, diğer ölümlerden farkını bilir, ondaki kurumsal mizanseni, mesela doktorun muayene edip “ölmeye elverişli” raporu verme zorunluluğunu bilir. Ölüm uzun sürer, an be an yaşanır, bir türlü bitmek bilmez. Iskartaya çıkarılmak da aynısı: Sanki sağaltıcı bir ameliyat yapar gibi işine dalmış cerrahlar, sürekli gülümseyen bir hasta bakıcı, tamamen aldatıcı, yalan, sahte bir işe kendini inandırmış insanların, arkalarına kurum, devlet, toplum gücünü almanın rahatlığı içindeki tavırları… İsyan duygusu uyandıran, “her şey bir oyun olsa!” dedirten, “aslında oyun oynama yaşındayız!” dedirten o yetişkin rasyonalitesi!

Iskarta gibi eserler, öfkemizi yaratıcılığa tercüme ederek, sistemi gazabımızdan mı korur; yoksa her okuyanı Lev gibi bir canlı bombaya dönüştürüp, onu havaya mı uçurur el çırptığımız an? Haydi, alkışlayalım!

Iskarta
Neal Shusterman
Çeviren: Zarife Biliz
Tudem Yayınları / 424 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz