İyi Kitap

“Böyle köylüye Romalı dayanmaz!”

Kutlukhan KUTLU

Asteriks serisi, 1959 yılında ilk doğduğu günden beri ne cazibesinden ne de içerdiği mizahın popülerliğinden bir şey yitirdi. Tüm dünyayı fetheden “kudretli” bir imparatorluğa neşe ve doğallıkla direnen, hepsi birbirinden tuhaf bu Galyalılar hepimize umut vermeye devam ediyor.

Milattan önce 50 yılı. Jül Sezar’ın liderliğindeki Roma, Avrupa’nın dört bir yanına boyun eğdiriyor. Kıtanın batısında, şimdi Fransa ve Belçika’nın olduğu bölgede bulunan Galya’nın da neredeyse tamamını işgal etmiş durumda. Fakat o “neredeyse” sözcüğü önemli, çünkü Roma’nın müthiş gücüne direnen minicik bir bölge var; bir sahil köyü. Bu köyün birbirinden ilginç, birbirinden komik sakinleri, Büyüfiks adlı büyücülerinin yaptığı bir sihirli iksir sayesinde, eski dünyanın bu en büyük gücü karşısında boyun eğmiyor. Hatta boyun eğmek ne kelime, Romalı pataklamayı adeta milli spora dönüştürmüş durumdalar. Özellikle şerbetlerini yeni içtikleri zamanlarda, can sıkıntısından kurtulmak için “oynayacak” Romalı aramaya bile çıkıyorlar.

Küçük ama mide bulandıran sinek misali, Galyalı kahramanlarımızın köyü
Sezar’ın da dikkatini çekmiş durumda ve tabii bu, köyün yakınındaki garnizonlarda görevli lejyonerler için hiç mi hiç neşe verici bir durum değil. Bir taraftan, açıklayamadıkları şekilde kuvvetli bu savaşçı Galyalıların (hele
ki Asteriks denen ufak tefek, sarı saçlı, sarı sakallı elebaşlarının) elinde alay konusu olup, sandaletlerinin yerde kalıp kendilerinin havaya uçtuğu yumruklarla oradan oraya savrulurken, bir taraftan da Sezar’dan azar ve tehdit işitip, cezalandırılıp duruyorlar.

Gelgelelim, bu Galya köyünün cazibesi cesaretinden ve kaba kuvvetinden ibaret değil. Muazzam bir güce karşı ayakta kalan bir avuç direnişçinin hikâyesini dinlemeyi her zaman sevmişizdir, ama yine de insana bir grup karakteri, Asteriks ve arkadaşları kadar benimsetmek için basit kahramanlık öykülerinden öte bir şeyler gerekiyor.

İLGİNÇ GALYALILAR
Nitekim Asteriks deyince aklımıza ilk olarak, onun kuvveti ve cesareti değil de, yarı düşmanı yarı “oyun arkadaşları” Romalı askerlere yaka silktiren o kurnaz kafası ve muzipliği gelmiyor mu? Peki, köyün diğer sakinlerine ne demeli? Romalılara karşı ver- dikleri savaşlarla mı aklımızda yer ediyorlar, yoksa onları birbirlerinden rahatça ayırmamızı sağlayan envai çeşit tuhaflıklarıyla mı?

Mesela köyün “sesini çıkarmadıkça sevilen” ozanı Kakofoniks’i ele alalım: Tüm köy halkı onun şarkı söylememesi için elinden geleni yapıyor, o ise köylülere sanatını anlamayan barbarlar olarak bakıyor. Köyün şefi Toptoriks, “yarın göğün başına yıkılacak olması” dışında hiçbir şeyden korkmuyor ama düpedüz bir vasıta olarak kullandığı, sürekli iki kişinin omuzlarında taşınan kalkanın üstünden düşmenin bir yolunu her zaman buluyor. Doksan küsur yaşıyla köyün en yaşlı sakini olan Eskitopraks, aynı zamanda köyün en alımlı kadınlarından biriyle evli ve ihtiyar muamelesi görmekten nefret ediyor. Hatta epey kavgacı bir tip olan Tamotomatiks’in, yaşı sebebiyle kendisine saldırmayı reddetmesi onu sinirden çıldırtıyor. Asteriks’in can dostu, bebekken büyülü iksir kazanına düştüğü için sürekli insanüstü güçte olan Oburiks ise elbette her şeyden önce cüssesi ve gücüyle dikkat çekiyor. Ama o bile sadece kuvvet ve cesaretten ibaret değil. Çocuksuluğu, iyi kalpliliği, yaban domuzuna yönelik doymak bilmez iştahı, birilerine ulaştırmak üzere sık sık sırtında taşıdığı dikilitaşlar, bir de tabii ki bebekken yaşadığı olay yüzünden kendisine yasaklanmış olan iksire olan dinmek bilmez hasreti onu her daim ilginç kılıyor.

TARİHSEL MİZAH
Bu birbirinden renkli karakterler her gün Romalıların işgali altına girme tehlikesiyle yaşıyor belki, ama onlara büyük güç ve güven veren büyülü iksirleri sayesinde hayatları savaşın karanlığından ibaret değil. Aksine, içinde bulundukları duruma göre tasasız, neşeli, mizahın bolca yer tuttuğu bir gündelik hayatları var. Onlara bakınca, her şeyden önce kendi yaşam biçimlerini seven ve onu korumaya çalışan insanlar görüyoruz. İmparatorluk olmanın eşiğindeki Roma ise bir taraftan bu yaşam biçimine yönelik bir tehdit gibi görünse de, bir taraftan da aslında tuhaf bir şekilde, bu yaşam biçiminin bir parçası haline gelmiş durumda.

Yazar René Goscinny ile çizer Albert Uderzo, Asteriks serisinde, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından Roma’yı kullanarak epey bir tarihsel mizah yapıyorlar. Öte yandan, bize attırdıkları kahkahaların ve suratımıza kondurdukları gülümsemelerin tek kaynağı geçmiş zaman değil. Asteriks’in bir özelliği de, tarihi öykülerine bol bol güncel konu yerleştirmesi,
hiç beklenmedik bir anda modern hayattan birine ya da bir şeye gönderme yapabilmesi. Mesela Goscinny öldükten sonra Uderzo’nun hem yazıp hem çizdiği Asteriks ve Latraviata’da şöyle bir an var: Asteriks ile Oburiks babalarını kurtarmaya çalışırken Sezar’ın epey işine yarayan olaylara yol açınca, Sezar tarafından altından bir Sezar heykelciğiyle ödüllendiriliyorlar. Bunun üzerine Asteriks, hikâye boyunca onları kandıran tragedya oyuncusu Latraviata’ya dönüp, “sergilediği yetenek karşılığında” heykelciği ona sunuyor. “Bir oyuncuya bir Altın Sezar vermek!” diyor Jül Sezar, şaşkınlıkla okura doğru bakarak. “Amma da saçma bir şey ha!” Oysa günümüzde bu “saçma şey” her sene yapılıyor tabii; ne de olsa Sezar Ödülü, zamanımızın en ünlü Fransız sinema ödüllerinin adı!

HOPDEDİKS, DERTSİZİKS
Asteriks’in mizahının bir yönü de, bol bol dil oyunu yapması. Özellikle ses benzerliklerinin ön plana çıktığı bu mizah türünde başrolü, karakter isimleri oynuyor. Gerek modern kültüre yapılan göndermeler gerekse bu dil oyunları, hiç şüphesiz Asteriks’i Türkçeye keyifli bir şekilde çevirmeyi zorlu bir iş haline getiriyor ve biraz “serbest çeviri”yi neredeyse mecburi kılıyor. Nitekim seriyle 70’li yıllarda tanışmış olanların kafasında Halit Kıvanç’ın “hayli serbest” çevirileri şüphesiz yer etmiştir: Obelix’i “Hopdediks”, Cacofonix’i “Dertsiziks”, büyülü iksiri “devegücütazıhızı şerbeti” olarak çeviren Kıvanç, hikâyelerin güncel Fransız kültürüne gönderme yapma huyundan yola çıkarak, çeşitli diyaloglarda da tamamen dönemin Türkiye kültürüne uygun karşılıklar üretmişti.

Bugün Remzi Kitabevi’nden çıkan kitaplar, Kıvanç’ın çevirilerini kullanmıyor −bir neslin kafasına yerleşmiş, seriye yönelik büyük bir ilgi doğurmuş bu çevirilerin tarihe karışması çok yazık−. Eski baskılara alışık olanlarımız muhtemelen, bu yeni baskılardaki çeviride, Kıvanç’ın kurduğu dilin o kendine has muzip kıvraklığını bulamayacak… Bununla birlikte yeni çeviriler genel olarak orijinale daha sadık ve nihayetinde Asteriks’in renkliliğini, neşesini ve mizahını yakalamada kusur etmiyor.

Asteriks ve Latraviata
René Goscinny
Resimleyen: Albert Uderzo
Remzi Kitabevi
48 sayfa

Asteriks ve Oburiks’in
Doğum Günü
René Goscinny
Resimleyen: Albert Uderzo
Remzi Kitabevi / 56 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz