İyi Kitap

“Giriş buradan!..”

Cengiz ALKAN

Felsefe – Düşüncenin Gelişimini Anlamak İçin Çizgibilim adlı kitap, felsefeyle tanışmak isteyen gençlere alt kattan bir giriş kapısı sunuyor ve üst katlara çıkmak isteyenleri, “Felsefe Nedir?” sorusuyla içeri davet ediyor.

Felsefe nedir?
Karl Jaspers’ın dediği gibi, “ölmeyi öğrenmek” midir? Yoksa lisede öğrendiğimiz “bilgi sevgisi” midir? “Doğru soruları sorabilme sanatı” mıdır? Deleuze ile Guattari’nin söylediği gibi, felsefe yapmak “kavram yaratmak”
mıdır?

Galiba felsefenin ne olduğu sorusu ciddi biçimde ilk olarak, “ne olmadığı”
tartışıldığında gündeme gelmişti. Sofistler alengirli laf edip, güzel ve zekâ parıltısı gösteren konuşma sanatının felsefe olduğunu iddia ediyorlardı. Tarihte felsefeden para kazanan ilk filozoflar olan Sofistlere (zira bu “konuşma sanatı”nı para karşılığı zengin gençlere öğretiyorlardı), önce
Sokrates karşı çıktı: “Felsefe bize nasıl erdemli yaşamamız gerektiğini öğretir,” dedi. “Erdem”e atfettiği anlam Sokrates’inkinden çok farklı da olsa,
Spinoza da felsefenin böyle bir işlevi olduğunu düşünüyor olsa gerek: Mutluluğun erdemin ödülü değil, erdemin kendisi olduğunu söylüyordu. Felsefe, nasıl mutlu olacağımıza dair bize bir yol gösterebiliyorsa ya da o yolda yürümenin kendisi dahi bizi mutlu ediyorsa, evet, felsefe erdemli yaşamayı öğretebilir bize.

FELSEFE İŞE YARAR MI?
İyi de bu o kadar da kolay “bişey” midir? (“Bir şey”den farklı olarak “bişey” sözcüğünü seçerek, “kavram yaratmış” olabilir miyiz? Hani, “Felsefe yapmak kavram yaratmaktır,” bakış açısına göre.) Hiç de değil! Öyle olsaydı Platon’un “ideal devlet”ini gerçekleştirebilmek pek de zor olmazdı. (Neyse ki, “ideal devlet” varsa “ideal aşk”, “ideal öğrenci”, “ideal sebze-meyve”… de istenir “bişey” olacaktır ki, buna en fazla Hegel yaklaşmıştı: “İdeal devlet Prusya, ideal din Hıristiyanlık ve ideal felsefe Hegel sistemidir,” demeye getiriyordu yazdıklarıyla.)

Ee, madem felsefe işimize yarayan “bişey”, bunu öğrenmek de o kadar zor olmamalı. (“Bişey”in işe yarar olmasını istemekten utanmamak gerekli. “Sen de ne kadar yararcısın,” cümlesi sık sık bir küçümseme ifadesi olarak kullanılır ki, bu da William James, John Dewey, C. S. Peirce gibi, “yararcılık”
üzerine ciddi kuramlar geliştiren filozofları bir çırpıda harcamak anlamına
gelir.)

NEREDEN BAŞLAMALI?
Öyleyse nereden başlayacağız? “Bize uygun olan” ya da “ihtiyaç duyduğumuz” şeyden başlamak en doğrusu gibi. Diyelim ki “dil”e takmış durumdayız: “Bu Türkçe de her tarafa çekiliyor,” diyoruz ya, burada kastettiğimiz şey “dil ve anlam” sorunudur. O zaman Wittgenstein okumamız lazım: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” Hımmm… O kadar da “anlaşılır” görünmüyor.

Belki de “bilgi”yle bir derdimiz var. Oku, oku, oku! Nereye kadar! Minicik bir “hakikat” için bile ömrümüzü vermişken, karşımıza Nietzsche çıkıp, “Hakikat tıpkı ahlak gibi göreceli bir meseledir. Olgular yoktur, sadece yorumlar vardır,” dediğinde, bilgimizin güvenilir olup olmadığına bakmadan
yaya kalmamız maneviyat bozucu olur. Ve işte yine, “Nereden başlamalı?” sorusu önümüzdedir.

FELSEFE ELZEM Mİ?
Başlangıç kitaplarının “işe yararlığı”nın ölçütü, devam etmeyi sağlayan bir kıvılcım olmalarına bağlıdır. Yoksa hiç kimse üç cümlede Aristoteles’i, Schopenhauer’i, Lacan’ı anlayamaz. Evet, felsefe zordur, ama aynı zamanda elzemdir. Bu da kaplumbağa ve Akhilleus’un yarışı gibi bir paradoks değildir. Daha çok Ockhamlı William’ın usturasıyla (ki tıraş olduğu usturadan daha keskindi) çözülebilir bir sorundur.

Felsefe – Düşüncenin Gelişimini Anlamak İçin Çizgibilim, “Nereden başlamalı?” sorusuna bir yanıt. Özetlenmiş felsefe tarihi, anekdotlar ve çizelgesiyle hayati bir konu üzerine, “felsefe” üzerine bir “giriş” kitabı. Üst katlara çıkmanın en basit yolu girişten girmektir. Buyurun.

Felsefe – Düşüncenin Gelişimini
Anlamak İçin Çizgibilim
Dave Robinson
Resimleyen: Judy Groves
Çeviren: Barış Taşyakan
NTV Yayınları / 176 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz