İyi Kitap

“Her şeyin küçüğü güzel!”

Nazan ÖZCAN

Çocukların mizah anlayışı olmadığını kimse söyleyemez! Biz büyüklerinkine çok uymasa, hatta çoğu zaman bize göre “nifak tohumları” taşısa da, onların bir tarzı var. İşte Ian Whybrow ile Tony Ross çocuk zekâsını seven ve bundan yaratıcı biçimde faydalanan iki isim.

Üç buçuk yaşındaki Doruk, yaptığı yaramazlıktan sonra anacığından fırça yiyince, yüzümüze melul melul bakıp, “Ben bu hayatımdan çok bıktım zaten,” demişti! Anasıyla ben tüm ciddiliğimizi bir kenara bırakıp püskürerek gülmeye başlamıştık. Fırça da haybeye gitmişti. Dört yaşındaki Utku’ya gelelim. “Yanakların neden bu kadar kırmızı?” diye sorduğumda, yüzüme bilmiş bilmiş bakıp, “Çünkü annem beni çok seviyor,” diye yapıştırmıştı cevabı. Öyle kalakalmıştım. Ne demek bu şimdi? Neyse, sonra kahkahayı basmıştım. Yani çocukların eğlenceli olmadığını ya da mizah anlayışlarının olmadığını söylerseniz diliniz tutulur. Kesinlikle mizah duyguları var, kesinlikle çok komikler. Ama tabii onların mizah anlayışı “büyüklerin” mizah anlayışıyla birebir örtüşüyor diyemeyiz. Çocukların kendi tarzları var yani. O yüzden büyük aklınızla bakıp da, aman bu çocuklar da hiçbir şey anlamıyorlar demeyin; sizi rezil ederler sonra! Ve daha da iyisi, bence onların aklına güvenin ve onlar gibi düşünmeye başlayın; hayat kesinlikle daha eğlenceli ve güzel olacaktır.

Neyse ki, kötümser büyüklerin arasından, nadir de olsa çocuk zekâsını seven ve onlar gibi düşünebilen birileri çıkıyor. Mesela Ian Whybrow ile Tony Ross bunlardan ikisi.

Önce Ian Whybrow’la başlayalım. Yüzlerce çocuk kitabı yazmış olan İngiliz
Whybrow, Küçük Kurt serisinin de yazarı. Seri de bayağı var yani: Küçük Kurt’un Kötülük Kitabı, Küçük Kurt’un Zor İşler Günlüğü, Küçük Kurt’un Vahşi Yavrular İçin Perili Malikânesi, Küçük Kurt Orman Dedektifi ve Küçük Kurt Sürü Lideri. Tabii isimden de anlaşılacağı gibi, serimizin kahramanı bir “kurt yavrusu.” Küçük Kurt’un sorunu bir kurda yakışmayacak kadar “uslu” olması. Bunu kendilerini dert edinen “kötü” anne babası, Küçük Kurt’un Başkötü Kurt amcasına bir mektup yazıyorlar. Mektupta baba şöyle diyor: “Küçük, eminim ki, özünde kötü biri ancak şu aralar bizleri endişelendirecek kadar uslu. Kurnazlık Okulu’na gidip kötülüğün dokuz kuralını öğrenmeli. Bugünlerde kötülük rozeti olmadan yaşanmaz.” O yüzden de Küçük Kurt’u paketleyip, Dehşet Ormanı’nda kötülük yapmakla meşgul olan amcanın yanına gönderiyorlar. Aslında Küçük Kurt ilk başta gitmek istemiyor. İtirazını şöyle dile getiriyor: “Siz her ne kadar benim Dört Patili Şirin olduğumu düşünseniz de, geri kalan herkes benim kötü olduğumu düşünüyor.” Ama anne babanın pek umurunda olmuyor bu, neden olsun, onlar kötü! Bizim minik de el mecbur, gidiyor amcanın yanına. Ama amcaya
sürpriz oluyor, çünkü mektubu almamış. Nedeni ise daha komik! En son
ona mektup getiren postacıyı yediği için artık hiç kimse ona mektup getirmeye cesaret edemiyor.

KÖTÜLÜĞÜN DOKUZ KURALI
Sonuç olarak Küçük Kurt, ilk kitapta “Kötülüğün Dokuz Kuralı”nı öğreniyor,
ama amcasından değil. Akıllı ya, kendi kendine buluyor. Size de söyleyelim
kuralları: Sürekli öfleyip pöfle; hep kaba sözler söyle; palavralar sık; eğer bir şey ciyaklıyorsa onu ye; geri kalan herkesi uçur; her gün elinden geldiğince
pis ol; büyüleme taktiğini uygula (sinsi gülümsemeler); iyi fikirlerini ortalıkta söyleme; Büyük kötü bir kurda asla güvenme!

İşte bunları öğrenince diğer maceralara geçme şansımız oluyor. Çünkü Küçük Kurt’un hayatında yalnızca Başkötü Kurt amca yok. Başkötü Kurt amcanın can düşmanı tilki Bay Düzenbaz, ağabeylik etmek zorunda kalacağı minik kardeşi Kokulunefes, bu çetin ağabeylik işinde ona yardım edecek olan zeki kuzeni Bağırtkan gibi başka eğlenceli karakterler de var. Bağırtkan’la Küçük Kurt, Kokulunefes’in sürekli olarak başlarına açtığı belalar yüzünden maceradan maceraya atlarken, bu ikiliye uçmaktan nefret eden ve uçtuğunda korkudan bayılıveren Güdük Karga, böcek Baston, küçük ayı Normus da katılıyor. Ve sonuçta hepsi el ele vererek, çoğu zaman sayısız beceriksizlik yaparak, ama dayanışarak bir şekilde olayları çözüyor ve kendi küçük zaferlerini kazanıyorlar. Tüm bunlar olurken, Küçük Kurt sürekli anne babasına durumu rapor eden mektuplar yazıyor. Yazdıklarının da iler tutar yanı yok doğrusu: “Büyük bir ayna buldum, kendi kendime yastık savaşı yaptım”; “Kirpi mi, gerçekten ağzıma battı, önce soymak gerektiğini nereden bilebilirdim”; “Dün kulaklarımın içini barutla temizlemeyi denedim, o yüzden beynim havaya uçtu”.

Yazar, Küçük Kurt’u absürtlüklerle çok şeker bir şekilde mizaha boğuyor. Mesela, Küçük Kurt’un Vahşi Yavrular İçin Perili Malikânesi’nde, “Yavrumuz
Boğazsıkan ailemizin yüz karası. Vejetaryen oldu, eğer katı öğretmenler olur ve onu yine kana susamış bir gelinciğe dönüştürürseniz size çok para ödeyeceğiz,” diye şikâyet eden bir anne gelincik görmek çok hoş. Yani aslında Ian Whybrow çocuklara yazıyor belki ama aklı başında bir yetişkinseniz, Küçük Kurt serisini siz de çok eğlenerek okursunuz.

FIRÇA SAÇLI KÜÇÜK PRENSES
Ian Whybrow’un bu işte bir de ortağı var: Tony Ross. Ross, kitabın çizimlerini yapan kişi. Ross’un çizgilerinin kitaba çok şey kattığını söylememiz şart. Mesela “ARANIYOR” ilanını görmek için heyecanla sayfayı çevirdiğinizde, Ross’un çizgisine gülmekten başka çareniz kalmıyor. Çünkü aranan kişinin arkadan çizilmiş bir resmi çıkıyor karşınıza!.. Kitabın içindeki çizimlerin hepsi olmasa da birçoğu böyle absürt ayrıntılarla dolu. İngiliz Tony Ross da tıpkı Whybrow gibi, yüzlerce çocuk kitabına imza atmış. Çizimleriyle katkıda bulunduğu kitapların yanı sıra, hem yazıp hem çizdikleri de var. Burada sözünü etmek istediğimiz Küçük Prenses serisi de bu kitaplar kapsamında. Serinin içinde yer alan kitaplardan bazılarının adları şöyle: Arkadaş İstiyorum, Uyumak İstemiyorum, Ellerimi Yıkamak İstemiyorum ve Dişimi İstiyorum. (Gördüğünüz gibi her şey “istiyorum” ve “istemiyorum”dan ibaret!)

Hitap ettiği 3-6 yaş grubuna uygun olarak çizgilerin daha yoğun, yazıların daha az olduğu kitaplarda renkler de çok baştan çıkartıcı. Üstelik çok komik. Mesela, orta halli bir memurdan farklı görünmeyen –bir üstünde çizgili pijaması eksik– kral babası yatma vaktinde Küçük Prenses’in yatağını gene boş bulduğunda, bildiğimiz prenseslerden başka her şeye benzeyen fırça saçlı kahramanımızın karşı çıkışı çok net: “Neden yorgun değilken uyumak zorundayım ve sabahları çok yorgunken kalkmak zorundayım?”

Küçük Prenses, gerek görünüşleriyle hiç de “krali” olmayan ailesiyle gerekse de olaylar üzerine akıl yürütme tarzıyla, kendisi gibi düşünen bir arkadaş bulmanın sevinciyle küçük yavrunuzun yüzünde bir gülücük oluşmasını
sağlıyor. Biraz daha büyük çocuğunuz ise “kötü” olmayı beceremediği için ailesi tarafından kınanan Küçük Kurt’a –nedense!– engellenemez bir yakınlık duyuyor.

Küçük Kurt Sürü Lideri
Ian Whybrow
Resimleyen: Tony Ross
Çeviren: Elif Yalçın
Tudem Yayınları / 128 sayfa

Uyumak İstemiyorum
Tony Ross
Çeviren: İlke Aykanat Çam
Tudem Yayınları
32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz