İyi Kitap

Şu ünlü leylek meselesi…

“Şu ünlü leylek meselesi…”

Şiirsel TAŞ

Ben Nasıl Ben Oldum, pek çok yetişkinin kızarıp bozararak nasıl yanıtlayacağını bilemediği, hayatın o en temel sorularına yalın, esprili ve en önemlisi de bir çocuğun gözünden verilmiş cevaplar içeriyor ve bizi hem kendimize hem de çocuklarımıza karşı daha dürüst olmaya yüreklendiriyor.

Soru: Hangi leylek göç etmez?
Yanıt: “Ben nasıl oldum?” sorusunu soran küçük çocuğu getirdiği söylenen
leylek. O leylek, hep aynı yerde, bir yalanın içinde yaşar. Ne diyeceğini kestiremeyen büyüklerin eveleme gevelemeleriyle beslenir. Hayatı utanç duygusuyla geçer; küçük bir çocuğu kandırmanın utancıyla. Pek de mahcup
bir tip olduğundan, derdini kimselere anlatamaz. Durumun sorumlusu o değildir aslında, ama leylek yüreği işte, söz konusu küçük bir çocuk olduğundan herhalde, durumu bir türlü içine sindiremez.

Günün birinde, göç hakkı elinden alınmış olan bu leyleğin eline bir kitap geçer: Ben Nasıl Ben Oldum? “Sonunda!” der müşkül durumdaki leylek sevinçle: “İşte aradığımı buldum!” Kitaptan iki bin adet sipariş verir (daha
çok kitaba ihtiyacı vardır aslında ama elden bir şey gelmez, ilk baskı adedi o
kadardır). Sonra da dağıtım işine koyulur. Onca kitabı dağıtmak zor iştir
elbet, ama bir yalana alet olmaya yeğ tutar bu yorgunluğu.

Kitapları yüklendiği gibi yola çıkar. Çocukların, “Ben nereden geldim? Ben nasıl doğdum?” sorusuna yanıt vermekte zorlanan bütün yetişkinlerin kapısını çalar. “Ben henüz yokken babamın testislerinde bir tohum, annemin
karnında da minicik bir yumurtaydım. Bir düşünsenize! Annem ve babam, farkında olmadan, tıpkı bir yapbozun parçaları gibi beni içlerinde taşıyorlardı,” sözleriyle başlayan kitabı dağıttığı erişkinlerin yüzüne bakıp
gülümser. “Bir umut işte! Belki ben de günün birinde göç edebilirim,” der.
Kitabı inceleyen yetişkinler birkaç şeyi fark eder: Öncelikle, bu kitabı çocukla birlikte okumak pek keyifli olacak gibi gözükmektedir. Olması gerektiği gibi dürüst, yalın ama aynı zamanda pek de esprili bir ifadesi vardır ellerindeki
kitabın: “Bebeklerin çoğu hastanede doğar. Annenin karnından aşağı doğru
yüzer ve bacaklarının arasından çıkar. Yani annenin kıçından değil! Ama buna inananlar da var!”

NASIL ANLATSAK DA ANLATSAK
Kitapta, “Ben, ben olmadan önce neredeydim?” sorusunu sorup da kendince
matrak tahminlerde bulunan sevimli velet, anne babasının flört dönemine,
cinselliğe, aşka, gebeliğe dair pek çok şey anlatır. Tüp bebek meselesine bile değinir kendi üslubunca. Bir kardeşin doğumu sabırla nasıl beklenir, onu da dinleriz küçük kahramanın ağzından. İşin hoş yanı, anlattıkları kuru bilgi değil, tam da küçük çocukların dinlemekten hoşlanacağı tatlı bir öykü gibidir. Yeri geldiğinde, taşı gediğine koymaktan da geri durmaz: “Peki, kimlerin bir araya gelip de anne baba olacağını nasıl anlarız? Bunu anlamak
o kadar da kolay değil! İnsanlar çok sık âşık olurlar. Belki de ilk başta bebek yapmayı hiç düşünmezler. Ama bazıları hemen bebek yapmak ister. Bazı insanlarsa bekler de bekler…”

Kitabı okuyup inceleyen erişkinler, kafalarını kurcalayan, “Nasıl anlatsak da anlatsak?” sorusunun yanıtını verip de onları büyük bir yükten kurtaran Katerina Janouch’a, hınzırlık akan çizimleriyle kitaba hayat veren Mervi Lindman’a ve kitabı kendilerine getirdiği için leyleğe sonsuz şükran duyarlar.

Kitaba dair kendi kişisel deneyimimi de aktarmadan geçmeyeyim. İlginçtir ki, çocuk kitapları konusunda sık sık fikrini aldığım küçük danışmanımın dikkatini, kitabın ana izleğinden hayli farklı bir nokta çekti: Futbol oynayan minik bir kızı ya da gökkuşağı resmi çizen minik bir oğlu olmasını isteyen babanın anlatıldığı sayfa. Danışmanım, kitabın bu sayfasına geldiğinde durup bir düşündü, resimlere bir daha baktı, sonra da bana dönüp, “Sanırım, burada bir önyargıyı anlatmaya çalışmışlar,” deyiverdi. “Kalıbımı basarım, kitabın özgün dili Çekçe değil de Türkçe olsaydı, futbol oynayan erkek, gökkuşağı resmi çizen kız çocuk olurdu,” demedim ama aklımdan geçen buydu. “Haklısın, bir önyargıyı kırmaya çalışmışlar,” demekle yetindim. Sonuç olarak, kız ve erkek çocuklara bu toplumda biçilen rolleri altüst etmesini bilen bir kitaba ve çocukların sağduyusuna saygı duymamak elde değil!

Efendim? Leyleğe ne mi oldu? Onu hiç merak etmeyin; halinden gayet memnun. Hepinize selamı var. Artık insan yavrularını kandırmak için söylenen yalanlara alet olmaktan kurtulmanın huzuruyla, sıcak bir beldede
yumurtadan kendi yavrularının çıkmasını bekliyor.

Ben Nasıl Ben Oldum?
Katerina Janouch
Resimleyen: Mervi Lindman
Çeviren: Ali Arda
Ayrıntı Yayınları / 64 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz