İyi Kitap

Topik kafese düşünce…

“Topik kafese düşünce…”

Zarife BİLİZ

Cemil Kavukçu’nun çocuklar için yazdığı BOPATO serisi, sokaklarda yaşamaya mecbur kalan üç köpeğin yaşam mücadelesini ve dostluklarını anlatıyor. Serinin üçüncü kitabı Kafeste Bir Topik de okurlarıyla buluştu.

Cemil Kavukçu hepimizin hikâyeleriyle tanıdığı bir isim. İçten, buruk ve yalın öykülerini uzundur severek okuyoruz. Bu öykülerden çocukların ve gençlerin de okuyabilecekleri arasından seçip derlediği Selo’nun Kuşları, 2009 yılında yayımlandı. Bunu, farklı köken ve çevrelerden gelen üç köpeğin sokaklardaki yaşam mücadelesini anlattığı BOPATO serisi izledi. Serinin üçüncü kitabı çıkınca, çocukluk ve edebiyat üzerine söyleşmek için Kavukçu’nun kapısını çaldık.

Bir söyleşinizde, Erdal Öz’ün çocuk edebiyatına da yönelmeniz için ısrar ettiğini ama kendinizi buna hazır hissetmediğiniz için kabul etmediğinizi
belirtiyorsunuz. Aynı söyleşide, “Altı yıl sonra, 2010 yılında çocuklar için yazmaya hazır olduğumu hissettim,” diyorsunuz ve BOPATO serisinin ilk kitabı Havhav Kardeşliği dünyaya geliyor. “Çocuklara yazmaya hazır olmamak” nasıl bir duyguydu?

Çocukların dünyasına nasıl gireceğimi bilemiyordum. Onlara nasihat çekmeden, bir öğretmen gibi davranmadan, hafife almadan düş ve duygu dünyalarına seslenecek bir yol buluncaya kadar bir hazırlık süreci geçti. Buradaki en büyük etken de bir yetişkin olarak çocukların dünyasına bakmak değil, onların yaşına inip çocuklaşmaktı. Çocukken okuduğum kitaplarda aradığım neydi? Neleri görmekten hoşlanırdım ya da nelerden sıkılırdım? Yazarken bu sorulara da yanıt aradım.

BOPATO serisinin köpek kahramanları Topik, Pamuk ve Bobo; üçü de farklı kökenlerden, farklı ortamlardan geliyor. Biri ev köpeği, biri sokak köpeği, diğeri yaşlı bir çoban köpeği. Siz bu karakterleri kafanızda hangi nitelikleriyle tasarladınız?

Bu üç köpeği değişik yerlerde ve zamanlarda tanıdım. Uzun yıllar jeofizik mühendisi olarak çalıştım. Bobo, yetmişli yılların sonlarında, Erzincan’da çıktı karşıma. Şantiyemizin çevresinde birçok köpek vardı. Artan yemeklerle besliyorduk onları. Bir gün oldukça iri bir çoban köpeği geldi. Asil bir görünüşü vardı. Bekçiler, yaşlı olduğu için sahibi tarafından terk edilmiş olabileceğini söyledi. Kısa sürede herkesin sevgisini kazandı. Ona bir isim takmışlardı ama şimdi anımsamıyorum. BOPATO’yu yazarken onu düşündüm ve Bobo adını verdim. Türkan teyze ile Pamuk’u Ankara’da, Eryaman’da tanıdım. Türkan teyze, sokak köpeklerini besler, onlara büyük
bir sevgiyle yaklaşırdı. Pamuk onu sahibi bellemişti. Türkan teyzenin sabah yürüyüşlerinde mutlaka yanında olurdu. Belediye ekiplerince yakalanıp barınağa götürüldüğünde, Türkan teyze çok üzülmüştü. Topik de, on sekiz yıldır bizimle birlikte olan sıfır numara Terrier cinsi köpeğim Haydut’tan başkası değil. Bu üç köpeği kurguladığım bir serüvenin içinde buluşturdum.

BOPATO serisinde “kötülere” karşı iyilerin mücadelesi var. Bencilliğe ve ihanete karşı dayanışma ve dostluk öne çıkıyor. Varsıllığa karşı ise yoksunluk. Serinin iç kapağında kendinizi tanıttığınız kısa yazıda, evimizin arka bahçesinde, mahalle arkadaşlarımızla kurduğumuz oyunlarda kötülere hep en ağır cezaları verirdik, adaleti sağlardık, diyorsunuz. Günümüz çocuklarının oyunları da, kahramanları da biraz daha farklı sanki. Bana zaman zaman “kötülük” biraz prim kazanmış, “adalet” küme düşmüş gibi geliyor onların gözünde. Mesela yoksunluğu, yoksulluğu nefret edilesi, “eziklerin” hak ettiği bir şey olarak tanımladıklarına tanık oldum defalarca. Siz ne dersiniz bu konuda?

Günümüzün çocukları, değişen yaşam koşulları nedeniyle çocukluklarını oyunlarıyla geliştirip zenginleştiremiyorlar ne yazık ki! Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Evlerimizin bahçeleri, çok seyrek taşıtların geçtiği sokak araları, çayırlar uçsuz bucaksız oyun alanlarımızdı. Bizler için üretilmiş hayaller yoktu, hayallerimizi biz kuruyorduk. Televizyon daha evlerimize girmemişti. Uzun kış gecelerinde büyüklerimizden masallar dinliyorduk. Şimdi durum çok farklı. Şiddet ağırlıklı bilgisayar oyunları çocukların gözdesi oldu. Havasız internet kafelere gidip zamanlarını orada geçiriyorlar.
Her şey ellerinin altında, bir şeyi elde etmek için hayal de kurmuyorlar artık.
Çocukları doğal oyun alanlarından koparıp kapalı mekânlara mahkûm eden, değişen yaşam koşulları ve teknolojideki inanılmaz gelişme olduğu kadar, 80 sonrası resmi ideolojinin payı da var bunda. Çocukların dünyasını zenginleştirmedeki en büyük görev yazarlara düşüyor. Bir de onlara kitapları
sevdirecek büyüklere.

Çocukluğunuz bir kasabada, İnegöl’de geçmiş. Bunun, daha geniş bir ifadeyle çocukluğunuzun, çocuklar için yazdığınız kitaplara nasıl bir yansıması, etkisi oldu? Mesela yarattığınız karakterlerde çocukluğunuzdan
birtakım izlerin, kişilerin etkilerini görmek mümkün mü?

Çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Güzel, dolu dolu bir çocukluk yaşadım. O zaman dünyanın öyle olduğunu, hep öyle olacağını düşünüyor ve büyümekten korkmuyordum. Belki de bu yüzden en çok çocukluğumu özlüyorum. Aslında herkes özlüyor. Farkında olmadan yaşadığımız bir dönem çünkü. Yetişkinler için yazdığım öykülerin çoğunda çocukluk dönemimin izleri vardır. Ama çocuklar için yazmaya başladığımda, az önce de belirttiğim gibi, yeniden çocuk oldum.

Gene bir söyleşinizde, taşrada büyümenize rağmen annenizin sokaktan korktuğunu, ilkokul çağlarında çocukluğunuzun evinizin arka bahçesinde, orada oynanan oyunlarla geçtiğini söylemişsiniz. BOPATO serisinde de bu üç köpeğin, sokaklarda, hayatın çıplak zorluklarına karşı mücadelesi anlatının temel ekseninde yer alıyor. Bunun sizin açınızdan, “bahçede geçen bir çocukluk”la ilgisi var mı?

Kesinlikle var. Annem, bizim hep gözünün önünde olmamızı isterdi. Çünkü sokakta kötülük vardı. Bu nedenle daha çok evimizin arka bahçesinde, kapı önünde ve çok uzaklaşmamak kaydıyla mahalle içinde oynamamıza izin verirdi. Onun sokak korkusu bana da geçmişti. Örneğin, bir üst mahallede oturan göçmen çocuklardan çok korkardım. Kavgacıydılar. Onları görünce hemen eve kaçardım. Sonra büyüdüm. Sokağı da tanıdım, göçmen çocukları da, başkalarını da. Topik için Burcu’nun evi neyse benim için de “arka bahçe” öyleydi.

Serinin ilk kitabı Havhav Kardeşliği’nin sonunda, Burcu’nun orta sınıf, varsıl ve eğitimli anne babası, yeni bir çocukları olacağını öğrenince, Burcu’ya yalan söyleyerek onu kandırıyor ve Topik’i bir barınağa terk ediyorlar? Gayet olumsuz bir ebeveyn davranışı var karşımızda. Dürüst olmaktan uzak ve oldukça bencil. Üstelik serinin üçüncü kitabında bile, yaptıkları bu yanlış davranış karşılığında “hak ettikleri” bir cezayla karşılaşmıyorlar. Siz ne diyeceksiniz bu konuda?

Burcu’nun anne babası akıllarınca iyi bir iş yaptıklarını düşünüyorlar. İyi niyetle yola çıkılarak yapılan kötülükler yok mudur? Burcu’yu üzmemek
için de bencilce ve dürüst olmayan bu yolu seçiyorlar. Bunu, anne, baba, Topik, daha sonra BOPATO ve kitabı okuyanlar biliyor da, Burcu bilmiyor.
Ben herhangi bir yargıda bulunmadan olanları gösterdim. “Hak ettikleri” cezayı ise kitabı okuyanlar zaten veriyor.

Biraz da son kitabınız Kafeste Bir Topik’ten bahsedelim. Sanırım kitabın en çetrefil noktalarından biri sonu. Topik, sahibi Burcu’yu, onca sevdiği insanı bulmasına rağmen onunla kalmama kararı alıyor. Yapısına daha uygun bir hayatı ve sevdiği insanla olma imkânını reddediyor. Nasıl bir karar Topik’in aldığı? İnsana burada sanki karmaşık ve zor bir durum varmış gibi geliyor?

Topik’in burada karşı karşıya kaldığı durum şu: Rahat bir yaşam mı, özgürlük mü? Burcu’nun karşılıksız sevgisinin yanı sıra anne babasının ikiyüzlülüğü mü, yoksa onun için hayatını tehlikeye atan Bobo ve Pamuk’un
dostluğu mu? Kafeste Bir Topik’in sonuna yaklaştığım halde Topik’in ne yapması gerektiğine karar verememiştim. Sonra kendimi Topik’in yerine koydum. Sen olsan ne yapardın, dedim. Ve özgürlüğü seçtim.

Kafeste Bir Topik
Cemil Kavukçu
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Can Çocuk Yayınları / 104 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz