İyi Kitap

“Üç kuşağın yazarı…”

Zarife BİLİZ

Kırk sekiz yıldır çocuklar ve gençler için kitaplar yazan, bu yıl ilk göz ağrısı Fadiş’in de kırkıncı yaş gününü kutlamaya hazırlanan Gülten Dayıoğlu, üç kuşağın tanıdığı ve severek okuduğu bir yazar. Usta yazarımızla bu uzun yolculuğunu konuştuk.

Onu hepimiz Fadiş’le tanıdık. Çocukluğumuzun iç burkan karakterleri arasında hızla yerini alan Fadiş’i yalnız bırakmadı Gülten Dayıoğlu. Kırk sekiz yılllık yazın macerasında çocuk/gençlik edebiyatına bıkmadan yorulmadan emek verdi, kitaplarına kitap ekledi ve “Üç Kuşağın Yazarı” sıfatını kaleminin hakkıyla elde etti. Gülten Dayıoğlu’yla bu uzun soluklu yazın yolculuğunu konuştuk. Kendisine edebiyatımızın ahvaline dair sorular sorduk, yazar adayları için tavsiyeler istedik.

Çocuk/gençlik edebiyatına uzun yıllardır emek vermiş bir yazar olduğunuzu
hepimiz biliyoruz. Bu yüzden ben de söyleşiye bu yazın türünün genel ahvalinden bahsederek girelim istedim. Siz çocuk/gençlik edebiyatının genel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kırk sekiz yıldır, çocuk ve gençler için öyküler, romanlar yazıyorum. Bu yolda yürümeyi yaşam biçimi edindim. Elbette sadece yazmakla kalmıyorum. Çocuk ve gençlik edebiyatı alanında ortaya çıkan gelişmeleri ve
sorunları dikkatle izliyorum. Bir yandan sevinirken, öte yandan üzülüyorum.
Bilinçli yazarların eserleri bu edebiyatın gelişmesine ivme kazandırıyor. Ancak çocuk ve genç okurlar için kitap yazdığının bilincinde olmadan, çalakalem eser üretenler coşkumu söndürüyor. İşin kötü yanı, bu tür kitaplar ayrık otu gibi kitap raflarını sarmış durumda.

Buna karşın umudumu yine de yitirmiyorum. Çünkü aramızda sağlıklı ve taze filizler yeşermekte. Aslında durum özetle şöyle: Çocuk ve gençlik edebiyatı tüm olumsuz etkenlere karşın gelişmeyi sürdürüyor.

Mesela son yıllarda, edebiyatın çeşitli alanlarında olduğu gibi, çocuk edebiyatında da yazar ve dolayısıyla eser sayısında bir artış var. Siz bu büyümeyi nasıl değerlendiriyor, sebebini hangi etkenlere bağlıyorsunuz?

Haklısınız. Son yıllarda çocuk edebiyatı alanında kitap patlaması yaşanıyor. Bunun nedenlerini şöyle irdeleyebiliriz: İlk olarak, yayınevlerinin kendilerine sunulan eserleri ince eleyip sık dokumadan yayımlamalarından bahsedebiliriz. İkinci etken, çocuk edebiyatı alanında uzman eleştirmenlerin
olmaması. Üçüncü olarak da kimi yazarların genelde ilk kitaplarını, bazen
de devam kitaplarını yayıncıya para vererek yayımlatması. Meydanın böylesine boş olması kitap raflarının özensiz yazılmış kitaplarla dolup taşmasına neden oluyor.

Sizin edebiyata olan katkınız sadece yazmakla sınırlı değil. Sanıyorum 2007 yılında Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı adı altında bir vakıf kurdunuz. Bu vakfı kurma amacınız neydi ve bugüne kadarki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Başardıklarınız, başaramadıklarınız ya da başarmak üzere önünüze koyduğunuz hedefler neler? Bir de vakfın çalışmaları kapsamında çocuk edebiyatı alanında ödüller veriyorsunuz, bize biraz bu ödüllerden bahsedebilir misiniz?

Ben çocuk ve gençlik edebiyatına yaşamımı adadım. Bu işe başlarken, kırk sekiz yıl sonra çocuk kitapları alanında böylesine bir karmaşanın yaşanacağını hiç düşünmemiştim. Ama bu yazın alanı benim evladım gibi. İnsan kendisini nice üzüp yorsa da, evladına küsüp sırtını dönebilir mi? Bu yüzden her şeye karşın umudumu yitirmedim. Bu umudun dürtüsüyle, nitelikli çocuk ve gençlik kitaplarının yazılıp yayımlanmasına katkı sağlamak ve yazarları bu doğrultuda özendirmek amacıyla, Gülten Dayıoğlu Çocuk ve
Gençlik Edebiyatı Vakfı’nı kurdum.

Vakfımız henüz çok yeni. Ama ileriye dönük çok güzel hedeflerimiz var. Ülke çapında üniversitelerin çocuk ve gençlik edebiyatıyla ilgili bölümlerine işbirliği önerisinde bulunduk. Kırk üniversite önerimize olumlu yanıt verdi. Önümüzdeki yıldan itibaren yararlı işler yapmaya başlayacağız. 2007’de kurulan vakfımız, her yıl çocuk ve gençlik edebiyatı alanında nitelikli eserlere ödüller veriyor. Ödül alan eserler, telif hakları ödenmek koşuluyla, Altın Kitaplar tarafından yayımlanıyor. Bugüne kadar, çok saygın ve alanlarında uzman seçici kurul üyeleri tarafından ödüle uygun görülen beş kitabımız yayımlandı. Yıllar geçtikçe sayılarının artmasını dilediğim bu kitaplardan örnek bir kitaplık oluşması en büyük düşlerimden biri.

Giriştiğimiz işin yararına inanıldığı için, kuruluş sürecinden bu yana, vakıf adına kimden yardım istedikse çağrımızı geri çeviren olmadı. Burada yardım derken, parasal yardımdan söz etmiyorum. Vakfa maddi destek vermeyi öneren dostlar da var, ama biz bu işi, ölçülü de olsa, kendi parasal gücümüzle sürdürmek istiyoruz. En azından şimdilik kendi yağımızla kavrulmayı yeğliyoruz. Gerçekten, yapılan işin, elde edilen sonuçların bize
verdiği sevinç, para ile ölçülemeyecek kadar büyük.

Peki, çocuk ve gençlik edebiyatında eser vermek, yazmak isteyen kişilere neler önerirsiniz?

Çocuk ve gençler için kitap yazmak isteyen yeni yazarların, kalemlerini adadıkları kesimin bilincinde olmalarını öneririm. Yazma yeteneğine sahip olmak, sevinilecek bir özelliktir.

Bu yeteneğe sahip olan herkes kalemini istediği gibi kullanabilir. Edebiyatın
her alanında at oynatabilir. Ancak, yazma yeteneği olanlar, çocuk edebiyatı
alanına adım atmaya karar verirken çok iyi düşünmek zorundadır. Kişisel
donanımlarını denetlemek, o kadar birikimle çocuk okurların sorumluluğunu üstlenip üstlenemeyeceklerine karar vermek durumundadırlar.

80’li yıllarda Utrecht Kütüphanesi tarafından Hollanda’ya davet edilmiş, bir hafta boyunca çocuklar, gençler ve kadınlarla yapılan etkinliklere katılmıştım. O sırada Hollanda’da iki dilde (Türkçe ve Hollandaca) yayımlanan nitelikli bir çocuk dergisi vardı. Derginin Türk editörü, Hollandalı editörlerin de onayıyla, her hafta o dergiye yazı yazmamı önerdi. O kişi, benim Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleriyle Milliyet Çocuk dergisinde yayımlanan yazılarıma ve öğretmen olmama güvenerek böyle bir öneride bulunmuştu. Tanımadığım bir toplumdaki çocuklara her hafta ne yazabilirdim? Türk editör dergi yönetimine benim bu görüşümü bildirmiş. Onlar da hak vermişler. Öneriyi geri çektiler. Çocuk yazını alanı da işte böyle yabancı bir ülke gibi.

Hem çocuk/gençlik hem de yetişkin edebiyatında sizi etkileyen, beğendiğiniz yazar ve eserlerden bahsedebilir misiniz biraz?

Ben kendimi geliştirirken bir değil yüzlerce kitaptan beslendim. Şu kitaptan
çok yararlandım dersem, beni besleyen ve hâlâ da beslemekte olan diğer kitaplara haksızlık olmaz mı? Kırk sekiz yıldır kendimi adım adım geliştirerek, 6-16 yaş grubundaki kesime yetmiş dört kitap yazdım. Kitaplarımı üç kuşak okudu. Hâlâ da okunma grafiği yükselerek sürüyor. Ben bu konuma doğuştan gelen yazarlık yeteneğimle mi eriştim? Hayır. Sadece yeteneğime sırt dayasaydım, şimdilerde çoktan unutulup gitmiştim. Ya da bir avuç okurla yetinerek, kendimi oyalıyor olurdum. Her zaman, dilim titremeden şunu söylerim: Ben çocuk ve genç okurlarıma, kendimi bildim bileli hep saygı göstermişimdir. Bu saygı beni, yeni kuşakların düzeyine erişme kaygı ve çabasına yöneltti. Başka bir deyişle, sürekli olarak kendimi geliştirme bilinci edinmemi sağladı.

Ya kendi kitaplarınız içinde sizi en çok etkileyen, sizde özel yeri olan bir kitaptan söz edebilir misiniz? “İnsan çocukları arasında ayrım gözetmez,” deriz biliyorum ama içlerinde biraz daha “sevgili olan” biri var mı?

Gerçekten kitaplarım çocuklarım gibi. Yeni bir kitabım yayımlandığında, iki oğluma hemen, “Bir kardeşiniz daha dünyaya geldi,” müjdesini veririm. Oğullarım baba oldular. Ama bu kural hiç değişmedi. Fadiş benim ilk çocuk romanım. İlk romanda, yıkılmış bir yuvadan arta kalan bir küçük kızın yaşamını konu edinmeme sonradan çok şaşırdım. Çünkü benim anam babam da ayrılmıştı. Ben iki arada bir derede büyürken, demek ki bu konumumu sindirememişim. Otuzlu yaşlarıma yaklaşmama karşın, ilk romanımda kendi içsel kırgınlıklarımı da yansıtmışım. Fadiş’in bir özelliği de çocuk romanı dalında ilk göz ağrım olmasıdır. O nedenle Fadiş biraz ayrıcalıklıdır. Fadiş bu yıl kırk yaşına girdi. Değişik ortamlarda kırkıncı yaş günü kutlanacak.

2010 yılında yayınlanan son kitabınız Akgüvercin ile Yeşil Salkım’ın Aşkı ile sanıyorum toplam yetmiş dört kitabın altına imzanızı atmış oldunuz. Basıldığı dönemin çok satanlarından olan Fadiş ile başlayan yazın maceranızı şöyle bir değerlendirirseniz, genel olarak nasıl bir evrim görüyorsunuz? Kitaplarınızın dönüşerek aktığı belli bir mecra var mı gördüğünüz?

Fadiş’ten başlayarak geçirdiğim evrim romanlarımda açık seçik görülür. Bu evrimi yedinci soruda, “kendimi geliştirme, yeni kuşakların düzeylerine erişme çabası” olarak ayrıntılarıyla anlatmıştım.

Akademisyenler, edebiyatımı ve kitaplarımı, doktora, yüksek lisans tez konusu olarak değerlendiriyorlar. Bu kişiler, eserlerimi incelediklerinde, yazın alanında yol alırken, adım adım nerelerde ve nasıl makas değiştirip kalemimi geliştirdiğimi zorlanmadan saptıyorlar. Ama bir konuda biraz mutsuzum: Ben çocuk ve gençlik edebiyatına adım atmadan önce yıllarca öykü yazdım. İlk öykümle Yunus Nadi Öykü Ödülü (bir oy farkla ikincilik) aldım. Edebiyatım irdelenirken bu konuya pek değinilmiyor. Oysa öykülerimden bazıları İngilizce, Almanca, Macarca ve İsveççeye çevrildi. Yabancı ülkelerde de beğeni kazandı.

Ben yazarlığımın ilk yıllarında, edebiyatın şiirden sonra en zor dalı olan öykü potasında eridikten sonra, türlü değişimler geçirerek bugünlere erişebildiğime inanıyorum.

Kırk sekiz yıllık yazarlık hayatınızda eminim çocuklarla pek çok şey yaşamış, pek çok anı biriktirmişsinizdir. Zihninizde yer etmiş ilginç bir anekdotu bizimle paylaşabilir misiniz?

Anılar pek çok. Beni etkileyenlerden birini aktarayım: 90’lı yıllarda, Beyoğlu’nu Güzelleştirme Derneği tarafından çok yoğun kültürel etkinlikler
yapılırdı. Bu etkinliklerden birinde, İstiklal Caddesi’ne açılan bir sokağın
başında kurulan kitap sergisinde, okurlarıma kitaplarımı imzalıyorum. Yanımda başka yazarlar da var. Başımız kalabalık. Yanımda 11-12 yaşlarında,
kir pas içinde bir oğlan çocuğu belirdi. Omzumu dürtünce dönüp baktım. Yaydığı kokudan tiner tutkunu olduğunu anladım. Açıkçası biraz ürktüm. Çocuk bir şey dememe kalmadan, “Teyze, bana bir kitap versene!” dedi. Hiç düşünmeden onun yaş düzeyinde olduğunu düşündüğüm bir kitabı eline tutuşturdum. Çocuk kitabı kaparcasına alıp yok oldu. Yanımdaki yazar arkadaş, “Gülten Hanım, sen de pek safsın. Çocuk o kitabı az ötede satıp tiner alacak. Keşke vermeseydin!” dedi. Ses etmedim.

Ertesi gün, Cumhuriyet gazetesinde, Beyoğlu’ndaki kitap etkinliğinin haberini okurken birden gözüme bir fotoğraf ilişti. Benim kirli çocuğum, bir apartman kapısının girişindeki mermer merdivene oturmuş, sırtını demir kapıya dayamış, kendisine verdiğim kitabı okumaya dalmıştı.

Peki, son olarak sizden “iyi kitap”ın tanımını yapmanızı istesek! Çocuk kitabında dil, anlatım, konu, kurgu; sosyal, zihinsel ve ruhsal öğeler açısından çocuk gerçekliğiyle ve çocuğun gereksinimleriyle örtüşmeli. O kitap aynı zamanda evrenseli kucaklarken, ulusalı ve hatta yereli göz ardı etmemeli. İYİ KİTAP okurlarını sevgiyle selamlıyorum.

Akgüvercin ile Yeşil Salkım’ın Aşkı
Gülten Dayıoğlu
Doğan Egmont Yayıncılık
233 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz