İyi Kitap

Bir anne çocuklarını kapitalizmden nasıl korur?

Bir anne çocuklarını kapitalizmden nasıl korur?

Aslı ULUŞAHİN

Karbon Günlükleri 2015, bir çevre felaketi karşısında ayakta kalmaya çalışan bireyleri ve bir ailenin bu koşullar içinde geçirdiği dönüşümü anlatıyor. Orta sınıf bir İngiliz ailesini var eden şartlar, yani her tür tüketim imkânı yok olduğunda, bakın bakalım o aileye neler oluyor?

Karbon Günlükleri 2015, Dünya’daki ekolojik sisteminin bozulmasıyla insanların karşı karşıya kaldığı felaketleri, Laura adındaki lise öğrencisinin kaleminden anlatan bir roman. Üst katmanını bu mesele oluşturuyor, ancak romanın ve yazarının hedefinde kapitalizm var. Çünkü her şeyin sorumlusu o: Doğal dengenin bozulması, aile yapısının yıkılması ve insanların yozlaşması kapitalist sistemin sonuçları. Laura’nın üyesi olduğu “Edepsiz Melekler” grubunun şarkısı durumu gayet iyi özetliyor. Roman boyunca gönderme yapılan ve grubun, verdikleri konserlerde ortalığı “patlatan” şarkısının sözleri şöyle: “Kapitalizme ölüm / Yeni bir dünya doğmak için bekliyor / Kapitalizm cinayettir / Kibrin perdesini kaldırın artık / Bize Mercedes, Nike ve mp3 satıyorsunuz / Gucci, Rolex, toys R us / Bizi sakinleştirmeye çalışıyorsunuz / Ama bu bir trajedi / Esasında bizi öldürmeye çalışıyorsunuz.”

Laura, dört kişilik bir ailenin ferdi. 2015 yılında, Britanya’nın bir şehrinde oturuyorlar. Annesi (Julia) ve babası (Nick), hippi kuşağının temsilcileri. Ancak şimdi orta sınıf hayatının içinde, eski günlerini özleyerek, ama yeniye uyum sağlamış halde yaşıyorlar. Büyük kızları Kim, ailesiyle bağlarını çoktan koparmış. Odasından hiç çıkmıyor, kimseyle iletişim kurmuyor ve kurmak zorunda kaldığında, herkese sonsuz bir öfke duyduğundan, bağırmayı tercih ediyor. Laura ise olanı biteni acıyarak izleyen küçük kız kardeş. Annesinin her şey yolundaymış gibi davranmasına ve anlamsız iyimserliğine, babasının tepkisizliğine ve bir cadıyı dönüşmüş ablasına sinir oluyor.

2010 yılında büyük bir felaket yaşanmış. Dünya artık sinyal vermiyor, resmen yok oluşa gidiyor. Bu yüzden de Britanya’da karbon kısıtlama uygulaması başlıyor. Nedir karbon kısıtlaması? Elinizde yıllık karbon kullanımını gösteren bir kartınız var. Tüm yıl sahip olduğunuz hak o kartın limiti kadar. Yani hayatınızın bazı lükslerinden feragat etmek zorundasınız.

Sürekli televizyon izleyemez, müzik dinleyemez, her istediğinizde seyahate çıkamazsınız. Tercih yapmanız lazım. Bu durum tüketmeye alışkın Batılı ailenin doğal olarak çok canını sıkıyor.

Ayrıca, tek sorunları karbon kısıtlamaları da değil. Ülkenin enerji ve su kaynakları tükenmek üzere. Bir yılı kapsayan romanda, kış dondurucu soğukla, yaz ise susuzlukla mücadele içinde geçiyor. Babanın işten çıkarılmasıyla da işler iyice sarpa sarıyor ve rahatına düşkün orta sınıf ailenin ocağına incir ağacı dikiliyor. Şimdi sırada annenin evi terk etmesi, babanın kendini önce alkole, sonra acayip uğraşlara vermesi ve Kim’in karbon karaborsasına bulaşması var.

Bu noktada roman, bildik bir kurguya evriliyor. Sinema ve edebiyatta örneklerine sıklıkla rastlamışsınızdır: Sorunları olan, birbirinden uzaklaşmış fertlere sahip aile bir felaketle karşı karşıya kalır ve o felaketi aşmaya çabalarken kenetlenir. Hayır, sorunların hiçbiri çözülmez, yalnızca duydukları kaybetme korkusuyla yeniden bir araya gelirler. Bizim kitabımızda da durum böyle: Ekolojik denge altüst olduğu için tüm Britanya sel suları altında kalıyor. Brown ailesi de ölümün eşiğine geliyor. Neyse ki herkes hayatta kalıyor ve aile bireyleri sevgiyle birbirlerine sarılıyorlar.

Şimdi, romandaki annenin rolü üzerinde duralım. Çünkü aileyi sel sularından kurtaran o. Şöyle ki: Julia kocasının saçmalıklarına artık dayanamadığı için kendini “Harekete Geçen Kadınlar” gurubunun içine atıyor. Bir tür feminist hareket bu. En azından grubun kurucusunun gerçek bir feminist olduğunu söyleyebiliriz. Burada kadınlar zor günler için eğitim görüyorlar ve o zor gün gelip çattığında, şehir sel altında kaldığında, insanları kurtarıyorlar. Peki bu kurtarış, az önce de değindiğim gibi, neyi değiştiriyor? Doğrusunu isterseniz, neredeyse hiçbir şeyi.

Çünkü romandaki tüm felaketlerin asıl nedeni orada duruyor ve yok etmeye devam ediyor: Yani kapitalizm. Julia’nın katıldığı hareket insanların hayatını kurtarıyor kurtarmasına, ama asıl düşmana karşı onları –ya da en azından Julia’yı– ne derece bilinçlendirdiği tartışılır. Evlerine geri dönüp de Laura yıkıntılar arasından bulduğu Shiseido (pahalı bir kozmetik markası) kremi annesine verdiğinde, ona eski mutlu günlerini hatırlatan kremi görünce Julia’nın gözyaşlarına boğulması da bu bilinç düzeyinin göstergesi.

Burada akla şu soru geliyor: Bir kadın, her ne kadar ailesinden kopmuş olsa da, bir tehlike anında tüm aile bireylerini bir araya getirmek, onların hayatlarını kurtarmak için mücadele edebilir, ama bu yeterli midir? Ya da kitabın meselesine uygun olarak şöyle soralım: Bir anne çocuklarını kapitalizmden nasıl koruyabilir?

Sorunun nedenini belirginleştirmek için bir oyun oynayalım. Ekolojik felaketin yerine büyük bir ekonomik krizi koyalım. Sonuçta, ikisi de var olan sistemin sonucu. Bu felaket de insanların hayatını altüst eder. Onları sahip oldukları şeylerden vazgeçmeye zorlar. Brown ailesi gibi, ekonomik krizden zarar görmüş bir aile de gıda, susuzluk, yakacaktan yoksunluk, evlerini, işlerini kaybetme gibi sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir. Bu durumda bir anneye düşen nedir?

GÖRMEZDEN GEL, ÇÖZMEKLE UĞRAŞMA!
Cevabı romanın annesi Julia’nın yaptıklarında arayabiliriz. Julia hippi kuşağının temsilcisi. Yani, sözde de olsa sisteme, sistemin yarattığı yıkımlara, savaşlara karşı duruşu geçmişinden geliyor. Ancak bu geçmişi unutmuş ve tüketime düşkün bir orta sınıf temsilcisi olmuş. Karbon kısıtlamaları sonrasında, ailenin lüks tüketim harcamaları listesi yapıldığında, Julia’nın istekleri şöyle sıralanıyor: Araba, Shiseido yüz ve bakım kremi, ruhsal gelişim. Bu liste, onun günümüz koşullarına ne ölçüde entegre olduğunu gösteriyor: Güzel görün, hızlı ol, hayatından çalınan mutluluğu ruhsal gelişimde ara!

Diğer taraftan, kısıtlamalar ailesindeki sorunları daha da büyüttüğünde, o anlamsız bir iyimserlikle ortalıkta dolaşıyor ve sorunların tümünü görmezden geliyor. Düsturu şu: Görmezden gelirsen, çözmekle uğraşmana da gerek kalmaz. Bu duruma “modern” aile yapısı da eklenince, ortaya, çocuklarının ne âlemde olduğunu hiç umursamayan –bu onların yaşamı ve dilediklerini yapmakta özgürler– ve Kim’in karbon karaborsası çetesine katıldığından haberi bile olmayan bir anne çıkıyor.

İnsanlar hükümetlerin politikasına karşı gelir, yaşadıklarının hesabını sorar ve her gün yüzlerce kişi çatışmalarda ölürken Julia’nın tek isteği var: Ormanda kamp kurmak ve orada doğal yaşama karışmak. Başkalarının ne için mücadele verdiği onu hiç ilgilendirmiyor. Kocası işsiz kalıp zıvanadan çıktığında ise bulduğu çözüm evi terk etmek. Çünkü o bir birey ve elbette hayatına sahip çıkmaya hakkı var!

Julia’ya daha fazla yüklenmeden, son bir kez sorumuzu yineleyelim: Bir anne çocuklarını kapitalizmden nasıl korur? Galiba cevap şu: Önce kendini korumayı başararak.

Karbon Günlükleri 2015
Saci Lloyd
Çeviren: Nazan Özcan
Tudem Yayınları / 376 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz