İyi Kitap

Köleliği lanetleyen bir Jules Verne yolculuğu

Köleliği lanetleyen bir Jules Verne yolculuğu

Ferhat ULUDERE

Onbeş Yaşında Bir Kaptan nihayet tam metniyle iki cilt olarak Türkçede. Köleliği kendine eksen alan bu macerada gelişen olaylar, köleliğin zorluklarını ve vahşetini oldukça gerçekçi betimliyor. Jules Verne yüzyıllar öncesindeki insanları kelimelerle yeniden yaşatıyor.

Çocuktum ve 1980’li yıllardaki pek çok oğlan çocuğu gibi, siyah-beyaz renklerine gönülden bağlıydım. Onları birbirinden ayırmadan, Beşiktaş formasıyla arz-ı endam ediyordum sokaklarda, okul bahçelerinde ve sayfiye yerlerinde. O yıllarda bu iki rengin insanları birbirine düşman edeceği aklıma bile gelmezdi. Şimdilerde kötü bir televizyon tecrübesi olarak düşündüğüm, belki de haksızlık ettiğim “Köle Isaura” dizisinden öğrendim ırk ayrımının nasıl bir şey olduğunu . Dün gibi hatırlarım o günleri; gözlerimin önünden gitmez bir türlü. Maaile ekran başına kilitlenir ve Isaura ile ailesinin acılarını ıslak gözlerle izlerdik. Hadi ben çocuktum ve ağlamamın affedilir bir yanı vardı da anne babama ne oluyordu?.. Onlar hiçbir mazeretleri olmadan televizyon karşısında gözyaşı döküyordu. Hayır, sadece dizi izlerken ağlansa neyse, gün içinde Isaura akla ne zaman gelse bizim ailenin hiç olmadı gözleri doluyordu. Biri görse hakkımızda kötü düşünür diyeceğim, ama o yıllarda tüm bir ülke böyle yaşıyordu. Herkes ağlıyordu. Neticede istikbal oldukça tehlikedeydi.

Baron’un Isaura’ya yaptığı kötülükler çocuk dünyamın masumiyeti arasına kölelik kavramını yerleştirmişti. Köle Isaura üzerinden siyasal bir bilinç yaratma aşamasına bile gelmişti ülke. Daha sonraki yıllarda, Sergio Leone’nin “İyi, Kötü ve Çirkin” filminin etrafında geçtiği Kuzey-Güney Savaşı sayesinde, köleliğin öyle
sıradan bir durum olmadığı iyice aklımıza kazındı. Neticede bir ülke ikiye bölünmüş, birbiriyle savaşıyordu. Mesele çok basitti, birileri kölelik olmasın diyordu, ötekiler olmasından yanaydı. Ama tüm bunlar yaşanırken, insanlar Afrika’dan, yani yurtlarından zorla alınarak toprak sahibi beyazlara hizmet etmek zorunda bırakılıyordu. Bu hizmetin karşılığında da aşağılanma, işkence, bozuk yemek, pis su elde ediyorlar; barınaklarda savaş esirleri gibi tutuluyorlardı. İsyan edemiyorlardı, çünkü yasalar onları değil sahiplerini koruyordu. Köle Isaura, köleliğe karşı çıkan bir nesil yetiştirdi bu ülkede dersem kimse itiraz etmez sanırım. Çünkü ben de o neslin içinde yer aldım ve çocuk dünyamda bilmem kaç yüz bin kere Baron’u öldürme hayalleri kurdum…

Köle Isaura’yı yeterli bulmayıp, meselenin vahametini daha iyi kavramak isteyenler ve edebi nitelik arayanlar için o dönem Jules Verne imdada yetişiyordu. Daha önceleri yarım yamalak bir çeviriyle yayımlanan ve nihayet İthaki Yayınları’nın tam metnini yayımladığı Onbeş Yaşında Bir Kaptan, hem bir çocuğun denizcilik konusundaki azmini, hayatta kalmak için gösterdiği çabaları ve sorumluluk bilincini anlatıyor, hem de köle ticaretinin Afrika’yı ne hale getirdiğinin altını çiziyordu.

Kitaptaki olaylar 2 Şubat 1873 tarihinde başlıyor, yani köleliğin ve köle ticaretinin yasaklanmasından sonra. Köleliğin kaldırılmasını isteyenlerin zaferinden sonra. Ama kölelik kalktı demekle kalkmıyordu elbette. 2 Şubat 1873 yılında Amerika’da özgür siyahlar yaşıyordu, ama bazı Avrupa ülkeleri hâlâ köleye ihtiyaç duyuyor ve ağırlıklı olarak Portekizli köle tacirleri Afrika’yı dolaşmaya devam ediyordu. Aynı gün “Pilgrim” adlı yelkenli −eski kitapta adı “Gezgin”di− 43 derece 57 dakika güney enleminde ve 165 derece 19 dakika doğu boylamında bulunuyordu. Gemiyi Kaptan Hull yönetiyordu. Hull sadece bağlı olduğu şirketin değil, okyanusun da en iyi kaptanlarından biriydi. Balina avlamak için çıktığı yolculuğa, o pek istemese de, patronun eşi, çocuğu ve kuzini de katılmıştı. Bu da Pilgrim’in
yolculuğunu hem daha zor hem de daha kıymetli hale getiriyordu. Bir an evvel Amerika’ya varmak istiyorlardı. Yolculuğun daha başında, o zamana kadar deryaların gördüğü en başarılı balina avcısı olan kaptan, yavrularını korumak için çırpınan bir balinanın gazabına uğrayıp hayatını kaybediyordu. Bu elim kaza sadece onun değil, gemide çalışan birçok kişinin canını alıyordu.

İşte Jules Verne’in anlatım gücü, kurgu yeteneği ve bilimsel verilerle süslediği enfes tekniği burada romanın içine karışmaya başlıyor. Henüz 15 yaşındaki Dick Sand, geminin dümenine geçmek zorunda kalıyor ve kendini maceranın tam da ortasında buluyor. Bir aşçı tarafından aldatılıyor, pusulalar bozuluyor, fırtınalar aman vermiyor ve yaklaştıklarını düşünseler de kara bir türlü görünmüyor.

Amerika diye ayak bastıkları kıtanın Afrika olduğunu anladıklarında ise iş işten geçmiş oluyor. Biraz dinlenmek, güzel yiyecekler bulmak hevesiyle izini sürdükleri kulübe aslında köleliğe attıkları ilk adım oluyor. 15 yaşında, kimsenin çok da ciddiye almadığı kaptan, tüm bu zorluklarla karşı karşıya kaldığında, birdenbire boyundan büyük işler yapmaya başlıyor. Kendi 15 yaşımı düşünüyorum da, heba ettiğim yıllara bakıp gözlerim doluyor. Elin oğlu neler yapıyor o yaşlarda!..

TALAN EDİLMİŞ AFRİKA
Nedense, bu topraklarda bir türlü hak ettiği değeri kazanamayan ve hâlâ çocuk romanları yazarı olarak görülen Jules Verne, Onbeş Yaşında Bir Kaptan’da, diğer romanlarına nazaran, bilimsel detayları biraz sınırlı tutup macerayı daha fazla öne çıkarıyor. Köleliğin zorluklarını ve vahşetini oldukça gerçekçi betimliyor. Kelepçelerden kurtulmak için kesilmiş kollar, etrafa atılmış insan kemikleri ve Afrika’nın talan edilmiş, artık birbirinden bile korkar hale gelmiş insanları… Yüzyıllar öncesindeki bu insanları Jules Verne kelimelerle yeniden yaşatıyor. Köleliği lanetlerken, bir yandan yamyamlığın da Afrika için ne kadar can acıtıcı bir şey olduğunu anlatıyor ve bu alandaki fikirlerini de çekinmeden yazıyor. O tüm bunları yaparken, okur Afrika topraklarındaki cesetleri görebiliyor.

Bu romanda alıştığımız türden Ay’a ya da uzaya yolculuklar yok. Onun yerine deniz ve kara yolculuğu var. Jules Verne tüm bu yolculuk esnasında bilim ve hurafeleri bir araya getirip çarpıştırıyor ve bilimin zaferini alkışlarla kutluyor. Afrika’nın coğrafi özelliklerinden karıncaların yaşamına kadar çok farklı konuda pek çok farklı düşünce üretiyor.

Tüm bu yazdıklarım günümüz okuru için çok fazla şey ifade etmeyebilir. Jules Verne’in verdiği pek çok bilgiye, hatta daha fazlasına kısa bir Google taramasıyla ulaşabilir meraklı okur. Hatta farklı birçok alanda aynı anda okumalar yapabilir. Ama şunu hiçbir zaman unutmamalı: Jules Verne Ay’a insan yolladığında, insanoğlu daha Ay’ın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çabalıyordu. O denizin dibinde yolculuk yaparken, denizaltı daha icat edilmemişti. Jules Verne sınırları olmayan hayal gücüyle bilimin önünü açtı ve bu da yetmedi; o, okumayı Cin Ali’yle, köleliğin kötülüğünü ise Köle Isaura’yla öğrenmiş bir kuşağa, bilimin ne kadar da keyifli bir şey olduğunu gösterdi. Sizi bilmem, ama bana kalırsa bunlar hiç de azımsanacak şeyler değil.

Onbeş Yaşında Bir Kaptan
Jules Verne
Çeviren: Ender Bedisel
İthaki Yayınları
312 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz