İyi Kitap

Komşudan bir yazar geldi!

Komşudan bir yazar geldi!

Eraslan SAĞLAM

Yunan yazar Evgene Trivizas geçtiğimiz ay İstanbul’daydı. Hukuk ve kriminoloji eğitimi almış bir akademisyenin çocuklar için yazmasının, üstelik onlara gerçeküstü bir mizahi şenlik çekmesinin şaşkınlığı ve heyecanıyla çaldık kapısını Trivizas’ın.

Geçtiğimiz ay İyi Kitap’tan bir telefon geldi. Yunan yazar Evgene Trivizas İstanbul’daymış. Kendisiyle söyleşmem hususunda karşılıklı kabullerin ardından kitapları elime ulaştı. Yazdığı öykülere bakmadan önce yaşam öyküsüne göz attım. Burnuma gelen ilk koku buradan iyi bir söyleşi çıkacağıydı. Çünkü Trivizas hukuk ve kriminoloji eğitimi almış. Şu anda İngiltere’de Kriminoloji ve Kriminal Adalet profesörü olarak görev yapıyor ve aynı üniversitenin Kriminolojik Araştırmalar Bölümü’nü yönetiyor. Kriminoloji alanında çalışan bir akademisyenin çocuk öyküleri yazıyor olması heyecanlanmam için yeterliydi. Opera, tiyatro ve çizgi roman alanında eserler üretmesi de cabası… Ardından kitaplarını okumaya başladım. Türkçe yayınlanmış iki kitabı ulaştı elime. Her ikisi de Altın Kitaplar’dan çıkmış. İlk okuduğum kitap dokuz yaş ve üstüne önerilen Büyülü Yastıklar, ikincisi ise Altın Kitaplar’ın gençlik dizisinden çıkan Son Kara Kedi.

Ari Çokona’nın olağanüstü çevirisi sayesinde, iyi bir tiyatro oyunu ya da sinema filmi izler gibi, bir çırpıda okudum kitapları. Ama söyleşi zamanı yaklaşınca iyiden iyiye gerilmiştim. Tamam, öyküler çok iyi ama bir kriminoloji uzmanıyla sohbet edecektim. Hem de çocuk edebiyatı hakkında…

Evgene kapıdan içeri girdiği anda heyecanım kadim dostluğa dönüşüverdi bir anda. Yazdıkları gibi, mizahı seven, içten ve fantastik bir yazarla karşı karşıyaydım. Coşku ve eğlenceyle konuşmaya başladık…

Yazmaya nasıl başladınız? Çocukken okuduğum kitapların sonunda hep, “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine,” diye bir şey gördüğümde mutsuz olurdum. Buradaki mutlu kişilerin beni dışladıklarını zannederdim. Ardından bu mutluluklarını nasıl sürdürdüklerini merak ederdim. Bu meraktan dolayı, onların mutluluklarına iştirak etmek için hayaller kurardım. Mesela ejderhanın kafasını kesen prens gider sonunda prensesle evlenir. Ben de gidip kafası kesilen ejderhayı bulur, onu eski haline döndürür, prensesin de prens yerine benimle evlenmesini beklerdim. Kendi hikâyelerim ilk böyle oluşmaya başladı.

Güzelmiş. Bu çocukluk öyküsü için teşekkür ederim. Ama kravatlı dönemlerinizi de merak ediyorum. Şu anki yazarlık sürecinizi… Yani bir öyküye nasıl başlıyorsunuz, nasıl geliştiriyorsunuz ve nasıl nihayetlendiriyorsunuz?

Hikâyeyi ilham geldiği an yazarım. Hem de çarçabuk. Fakat daha sonra onun üzerinde çok çalışırım. Çünkü ilk hali beni tatmin etmez. Bütün kelimelerin büyük bir müzikal ahenk içinde olmasını isterim. Sürekli kitabın ismini değiştiririm. Kullandığım kelimeleri başka kelimelerle değiştiririm. Bu durum yayıncılarımı müthiş rahatsız eder. Çünkü onlar bir an evvel kitabı basmak isterken, ben devamlı kitapla oynarım. Basım için sürekli vakit kaybederler. Ama bu benim çok titiz davrandığım bir konu. İyi bir eser çıkartmak istediğim için bütün detaylarla kılı kırk yararak uğraşırım.

Adeta kriminolojik iz sürerek. Kriminoloji bilginizin edebiyatınıza etkisi oldu mu?

Aldığım eğitim yazdığım öykülere yansıyor. Çünkü bunların içinde ceza, iyilik ve adalet gibi kavramlar var. Mesela yazdığım bir korkuluk hikâyesinde, korkuluk tarlaya girenleri korkutacağına, havada uçmak istiyor. Böylelikle yerçekimi kuvvetine karşı geliyor. Bu bir başkaldırı hikâyesi. Başka bir hikâyemde bir kız çocuğu muz yiyor ve muzun kabuğunu caddenin ortasına atıyor. Fakat zamanla, biri basıp düşer, orasını burasını kırar, diye vicdan azabı çekiyor. Gece el ayak çekildikten sonra muz kabuğunu attığı yerden almak istiyor. Gittiği zaman görüyor ki bir hırsız muz kabuğuna basıp düşmüş ve yakayı ele vermiş. Bu da adalet hikâyelerine bir örnek.

Okumak isterdim. Anlattığınız öykünün cazibesi kadar, türettiğiniz sözcüklerin hoşluğuna bir kez daha tanıklık etmek için… Çünkü okuduğum iki kitabınızda da farklı bir dil kullanıyorsunuz. Az önce söylediğim gibi, türettiğiniz sözcükler var. Bunlara baktığımda, sanki varolan sözcüklermiş hissine kapıldım. Hiç yadırgamadım. Seçtiğiniz, türettiğiniz sözcükler ve yazım üslubunuz çarpıcı…

Aslında sizi etkileyen biraz da tercümenin başarısı. Türkiye’de eserlerimi Ari Çokona’nın tercüme etmesi benim için bir şans. Çünkü benim gibi, kelimelerle oynamayı o da çok iyi biliyor. En başarılıları Ari Bey’in ve Çin’de bir tercümanın yaptıkları… Ama diyelim Avrupa’da bu kadar başarılı tercümeler çıkmıyor. O zaman eserin değeri de anlaşılmıyor. İyi Kitap ve sizin aracılığınızla Ari Bey’i bir kere daha tebrik etmek istiyorum. Olağanüstü bir tercüme, bulduğu sözcükler de öyle… Ben eserlerimi yazarken şiiri ve mizahı bir arada kullanmaya çalışıyorum. Ari Çokona da bunu başardı.

Tümüyle katılıyorum. Ari Çokona’nın tercümesi sizin türettiklerinizi bize ulaştırıyor. Daha önce de söylediğim gibi, hiç yadırgamadım. Kral Kapgötür, Gökistanlılar, Zilius Rezilius, Lanson Yılanson gibi… Bunlar göze ve kulağa çok hoş geliyor. Dilin mizahi yönü böylelikle berraklaşıyor.

Mizah çok önemli benim eserlerimde. Çocuklara birtakım trajik olayları ancak mizahla anlatabiliriz. Çirkin, kaba, sert, şiddet dolu kelimelerle anlatırsam, çocuklar üstünde çok kötü bir etkiye sahip olurum. Onun için mizahı tercih ediyorum. Çünkü mizah birçok kötü örneği yumuşatan, çok yumuşak bir şekilde çocuklara takdim eden bir türdür. Bunun için mizahı çok önemsiyorum ve bütün eserlerimde mizahı kullanıyorum.

Mizah ve çocuk edebiyatı demişken, sizi de bulmuşken bu konuda dünyadaki gidişatı da dinleyelim…

Çocuk edebiyatının en evrensel konusu peri masallarıdır. Dünyanın neresinde olursanız olun, çocuklar bu meseleye aynı reaksiyonu veriyor. Bu yüzden çocuk edebiyatı kültürel bir alışveriştir. Çocukları ancak bu yolla daha iyi eğitebiliriz. Üstelik bu masallar hiçbir zaman unutulmuyor. Ben kendi alanımda kriminolojik bir tez yazıp altına da birkaç not koysam, bu tez bir iki kişi tarafından okunup en kısa zamanda da unutulur. Hâlbuki masallar unutulmuyor. Asırlardır aynı masalları dinleye dinleye büyüdük, hâlâ da dinliyoruz. Bu bir kültürel alışveriş. Çocukların kendilerini geliştirmeleri için de en önemli unsur. Çünkü hayal dünyaları gelişiyor. Buna çok dikkat ediyorum. Ancak hayal dünyası gelişmiş bir çocuk yeni buluşlar yapabilir ve dünyanın bu halinden daha iyi bir dünya kurabilir.

Hayal dünyasını çok önemsediğim için, eserlerimde peşinden koştuğum özelliklerin başında, çocukların hayal dünyalarını geliştirebilecekleri unsurlar yatıyor.

Ne yalan söyleyeyim, Büyülü Yastıklar da, Son Kara Kedi de benim hayal dünyamı fişekledi. Heyecanla, bir çırpıda okudum. Bu masalların beni bu kadar etkilemesinin nedeni, az önce söylediğiniz gibi masalların evrensel niteliğe sahip olmasının yanı sıra, Yunanistan ve Türkiye’nin kültürel yakınlıkları olabilir mi? Ari Çokona’nın tercümesine baktığımızda, son derece tanıdık kodlarla karşılaşıyoruz.

İki kültürün birbirini anlaması için en önemli nokta sanat! Sanatı hiçbir zaman gözardı edemeyiz. Sanatla insanlar daha medenileşir. Aralarındaki eski anlaşmazlıkları unutabilirler. Önceden yapılmış hataların üstünde durmazlar. Öç alma duygusundan kurtulabilirler. Sanatla ve kültürel anlaşmalarla bütün sorunların üstesinden gelebiliriz.

Barış çağrısı yapan bir akademisyen ve yazar olarak başka türlerde de eserler veriyorsunuz.

Değişik türlerde eserler veriyorum. Kendimi bu şekilde daha iyi ifade edebiliyorum. Sahne için eserler, şiir yazıyorum. Operalar için librettolar yazıyorum. Bu arada bir çocuk operası için de libretto yazdım. Öyküler, uzun romanlar var. Edebiyatın hemen hemen her dalında yazıyorum.

Benim gibi erişkinleri yakalayan başka bir özellik daha var yazdıklarınızda. Büyülü Yastıklar ve Son Kara Kedi’ye baktığımızda, dildeki farklılıklarla birlikte, yoğun bir şekilde gerçeküstü ve fantastik unsurlar da görüyoruz. Bu unsurlar “masalsı olan”ı yoğun bir şekilde pekiştiriyor.

Hiçbir kitabım realist değildir. Çünkü gerçeküstü ve fantastik öğelerle bezenmiş bir kitap, insanları daha çabuk etkiler ve cezbeder. Mesela Son Kara Kedi’deki kara kediler, dünyanın her yerindeki azınlıklardır. Yahudi olabilir, siyah derili olabilir, sarı derili olabilir…

Bu sadece semboldür. Bu semboller insanları daha çabuk içine alır. Bunun için hiçbir zaman realist öğe kullanmıyorum. İnsanların akıllarında gerçeküstü ve fantastik öğelere daha çok yer var. Özellikle çocuklara bir şey anlatmak için gerçeküstü ve fantastik unsur kullanmak çok önemlidir.

Bu sohbet burada sona erecek ama Türkiye’de yayımlanacak yeni kitaplarınızla dostluğumuz devam edecek. Hangileri var sırada?

Üç kitabımın daha yayımlanacağını buraya geldiğimde öğrendim ve çok sevindim. Umarım buradan gitmeden yayımlanmış hallerini de görürüm. Bunlar yaş olarak daha küçük çocuklara hitap eden, içi mizah dolu kitaplar! Bunlardan biri Diş Doktoruna Giden Timsah, bir diğeri Tulum Çalan Boğa ve son olarak da Kralın Fotoğrafçısı!

1946 doğumlu, yani benden 27 yaş büyük Evgene Trivizas geldiği güleçlikle ayrıldı söyleşi mekânından. Ben tek kale maç yaptığım bir arkadaşımla yıllar sonra buluştuğum sanısını, erken ayrılmanın hüznüne sevk ettim. Hayal yazan, hayallerimi fişekleyen bir adam geldiği gibi gitti, güler yüzlü asistanı ve çeviriyi yapan Oya Alpar’la birlikte! Ayrılırken Büyülü Yastıklar’ı bir tiyatro oyunu yapmayı konuşuyorduk. Fikir benden çıktı ama mucidi ben değilim. Daha önce yapılmış. Kim bilir, bakarsınız Türkiye’deki çocuk izleyiciyle de buluşur Büyülü Yastıklar! Ama bence oyununu beklemeyin. Çocuğunuzun kütüphanesinde bu iki kitabı yerli yerine koyun. Kriminoloji bilen bir yazarın pedagojiye de bu kadar hâkim olması tesadüf değil herhalde.

Son Kara Kedi
Evgene Trivizas
Çeviren: Ari Çokona
Altın Kitaplar / 288 sayfa

Büyülü Yastıklar
Evgene Trivizas
Çeviren: Ari Çokona
Altın Kitaplar / 48 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz