İyi Kitap

Şermin’den havalanan kuşlar…

“Şermin’den havalanan kuşlar…”

Şeref BİLSEL

Tevfik Fikret, Haluk’un Defteri’nde gençleri muhatap alır. Genç yaşta ölen yeğeninin adını verdiği Şermin’de ise gençlere değil, çocuklara anlatır şair beklentilerini. Ellerini, hayatı değiştirmek için kullanmasını ister çocukların.

Tevfik Fikret (1867-1915)’in 48 yıllık hayatının 32 yılı, II. Abdülhamit yönetimi altında geçmiştir. Bu dönem, genel olarak istibdat (baskı) dönemi olarak adlandırılır. Servet-i Fünûn döneminin edebiyat eserlerinde karamsarlık, bulunduğu yerden kaçma isteği, umutsuzluk gibi olumsuz duyguların arka planında istibdat yönetiminin baskı ve sansür uygulamaları vardır. Tevfik Fikret’in yaşadığı dönem, Osmanlı’nın çöküş dönemi içinde kalan bir dönemdir.

Fikret’in annesi Hatice Refia Hanım, Sakızlı bir Rum ailesine mensuptur;
Hicaz’da kolera salgınından ölünce, Fikret 12 yaşında öksüz kalır. “Uzletgeh-i Mâderi Ziyaret” adlı şiirinde, annesinin ölümünden kendisine kalan hüzünlü ruh halini ortaya koyar. “Bir Tasvir Önünde” adlı şiirinde ise babasını anar. Fikret sadece kendi hayatının kahramanlarını anmaz şiirlerinde; bütün insanlık için yola çıkan, bütün dinleri ve tarihleri aşıp özgürlüğün sembolü olanları da anar. “Promete” sadece bir şiir adı değildir Fikret’te. Bir anlayışın, bir çıkışın, karşı koymanın da adıdır. Tevfik Fikret, ölümünden bir yıl önce çocuklar için yazdığı şiirlerden oluşan Şermin’i yayımlar. Şermin, Fikret’in genç yaşta ölen, çok sevdiği yeğeninin (kız kardeşinin kızının) adıdır.

KANATLANAN FİKİRLER
Şermin’in yazıldığı dönemlerde; eğitim sistemi üzerine reformların yapılması gerektiğine dair geniş tartışmalar vardır. Reformun gerekliliği konusunda ortak fikir belirmiş olmasına rağmen, reformun biçiminde iki temel görüş çıkar ortaya. Bu görüşlerden birinin öncülüğünü dönemin Maarif Nazırı Emrullah Efendi üstlenir; ona göre reform üniversitelerden (üstten) başlamalıdır; diğer anlayışın sözcüsü Sâtı Bey ise ilköğretimden (alttan) başlamanın zorunluluğunu vurgulamaktadır. Baştan beri yönetici ve öğretmen olarak eğitimin içinde olan (Galatasaray Lisesi’nde, Robert Kolej’de, öğretmen okulunda dersler veren) Fikret, eğitim reformuna dair tartışmalarda Sâtı Bey’in tavrını destekler. Ve Sâtı Bey’in kurduğu “Yeni Mektep”te Yuva adı verilen ilkokul bölümündeki öğrenciler için, hayatının son yıllarında, şiirler kaleme alır.*

M. Sabri Koz’un yayına hazırlayıp Mustafa Delioğlu’nun resimlediği Şermin, gerek Sabri Koz’un kitaba yazdığı önsöz ve şiirlerin sayfa altlarına yerleştirdiği sözlükçe, gerekse Mustafa Delioğlu’nun kitapta yer alan şiirlerin
temasına uygun çizdiği resimlerle, bugüne kadar hazırlananların en derli
toplusu ve özenlisi. M. Sabri Koz, hazırladığı kitabı, çocukluğunda ona Şermin’den şiirler okuyan annesine ithaf etmiş.

Fikret’in hazırladığı Şermin 31 şiirden oluşuyordu. Elimizdeki kitapta 32 şiir yer alıyor. Sabri Koz, dipnotta “Şermin’de yer almasa da Tevfik Fikret’in bu güzel şiirini buraya almakta bir sakınca görmedim,” ifadesiyle, Fikret’in “Küçük Asker” adlı şiirini de kitabın sonuna ilave etmiş. Kitabı okuyanlar bunun son derece isabetli bir tercih olduğunu görecektir. Küçük asker, dinle bunu: Sakın boşa silâh atma; Kılıcını kurşununu Haksızlığa karşı sakla… Şermin’in tamamı hece ölçüsüyle kaleme alınmıştır. Özellikle hece ölçüsünün 4 + 4 = 8’li kalıbıyla: “Yu – va – şef – kat / yu – va – sı – dır”. Kitap bizi ilk önce bir mekâna sokar; bu mekânda şaire göre fikirler uyanacak, kanatlanıp daha sonra yükseklere uçulacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz, Sâtı Bey’in eğitimde aşağıdan (ilköğretimden) yukarıya (üniversiteye) doğru yapılanma görüşünün, şiirdeki somut karşılığı Tevfik Fikret’te kendini gösterir böylece.

Kitabın ikinci şiiri “Şermin’in Elifbe’si” adını taşır. Bu şiirin alfabeyi konu edinmesi tesadüf değildir. Arap harflerinin sırasını, seslendirilişini, bitişen ve bitişmeyenlerini öğretmesi bakımından didaktik bir şiirdir. Kitabın genelindeki bu öğretici atmosfer, söyleyişteki benzetmeler, çocukların dikkatini okşayacak ironiler, kafiye ve ölçüyle şiirin dairesine taşınmaktadır. Fikret, çocuklardan sadece bilim, deney istemez; eğlenmelerini, oynamalarını da bekler. Çünkü “severek” öğrenmenin önemine, kalıcılığına
inanır. Şermin’de, hayatın birçok alanına dokunan, hemen herkesin içinden geçtiği haller, oyunlar, sesler, mevsimler karşılar bizleri. Çocukların algı dünyasına hemen dâhil olabilecek bir anlatım biçimi, “anlatılanların” doğrudan ve kalıcı bir biçimde taşınmasını sağlar. Şairin önüne açılmış bir alfabeden havalanan kuşlar, boynunu kaldıran çiçekler, testeresine davranan marangozlar, vızıldayan arılar, altın yüzlü papatyalar… geniş zamanlı bir çocukluk fotoğrafı çıkartır karşımıza. Şair, retorik kaygısından çok “faydalı” olanı, toplumu değiştirecek olanı öne çıkarmak peşindedir.

Şiirlerin bazılarında sekizli hecelerden oluşan dizelerin arasına, bu dizelerdeki söyleyişi ortadan ikiye bölen dörder heceli bölümler girer; bu bölümler şiirdeki sesin tökezlemesine yol açmaz; söyleyişe esneklik, tazelik
getirir. Geceyi farklı cephelerden, çok güzel ve somut benzetmelerle anlattığı “Siyah Bacı” şiirinde bu durumu gözleyebiliriz:

Benim siyah bir bacım var / Adı Leylâ / Gözü şehlâ… / Kollarında, ellerinde
/ Saçlarının tellerinde / Pullar, inciler parıldar.

Şermin’deki şiirlerde dikkat çeken bir başka yön, duyu organlarına seslenen
ifadelerin yoğunluğu ve dolayısıyla soyut durumları somut göstergeler, nesneler üzerinden, akılda kalıcı biçimde ortaya koyan söyleyiş özellikleridir.
Fikret, temelde muhataplarının çocuklar olduğunu, bu çocukların da Yuva’da bulunduğunu dikkatinden kaçırmaz. Kitabın bir başka cephesinde ahlaki faziletler vardır: iyi insan olmanın erdemleri. Fikret’in önerdiği, o güne dek hurafeler içinde boğulmuş, aldığı ilmi günlük hayatına uygulayamayan insan tipinden oldukça farklıdır; her şeyden önce kişiliğe önem veren bir şairdir o. İnsanın aldığı eğitimi gündelik hayatında kullanmasını ister.

Haluk’un Defteri’nde muhatap gençlerdir. Şermin’de ise gençlere değil, çocuklara anlatılır şairin beklentiler. Ellerini, hayatı değiştirmek için kullanmasını ister çocukların. “Marangoz” adlı şiirden: Elim işler işim ürer Aletlerim birer birer Geçerler her gün elimden Servet-i Fünûncu şairlerin dili oldukça ağırdır; Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların yoğunluğu bu dilin belirleyici özellikleri arasındadır. Şermin, dil bakımından, o günün
koşulları içinde olabildiğince sade bir kelime kadrosuna sahiptir. Bu kelime kadrosunda “renk” bildiren sıfatların ayrı bir yeri ve önemi vardır. “Rengîn”
(renkli) adlı şiirde beyaz, siyah, sarı renklerden mürekkep kedisine ablasının
adıyla (Rengîn) seslenir: Fakat hocam söyledi ya? Rengîn demek, renkli demek; Bunda ne var gücenecek? Bahar, kalfa’dır; yaz, nine; hazan, teyze’dir; kış ise baba… Kış, her sene birkaç nene, birkaç baba ve birkaç çocuk alıp gider ve topraklara teslim eder. Dönemin iklim bilgisine de göndermede bulunur Fikret.

ŞİİRLE EĞİTİM…
“İnsanın anayurdu çocukluğudur,” diyordu Amado. Bugün ezbere dayalı ve büyük ölçüde pratik karşılığı olmayan eğitim sistemimizden doğan ve hayatın farklı alanlarında kendini gösteren kaos, Tevfik Fikret’in yaklaşık 100 yıl önce kaleme aldığı Şermin’deki çocuk eğitimi yaklaşımıyla büyük ölçüde ortadan kaldırılabilir. Fikret, bilginin uygulamaya, dolayısıyla üretime dönük değerini işaret eden, çocukların öğrenmelerinde oyunun ve sevginin önemine değinen şiirleriyle, sadece küçüklerin değil büyüklerin de hayatında kalmayı sürdürüyor. Ve edebiyatçıların… Bugün, şiirlerinde onlarca çiçek ismi sayıp gülle karanfili karıştıran, bütün bitkilerden, sebzelerden bahsedip turşu kurmayı bilmeyen, haiku’lar yazdığı halde göğe bakıp bize iki üç yıldızı adıyla söyleyemeyen, bir çekiç sahibi olunca gördüğü her şeyi çivi zanneden şuara takımının da Fikret’ten alacağı dersler olmalı!

Şermin / Tevfik Fikret
Yayına Hazırlayan: M. Sabri Koz
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Yapı Kredi Yayınları / 112 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz