İyi Kitap

Denemeyi düşünenler için: Gene Yalnızlık

Denemeyi düşünenler için: Gene Yalnızlık

Şeref BİLSEL

Edebiyatımızın “deneme” ustalarından Nurullah Ataç, sekiz kitabından derlenmiş toplam yirmi dört denemeyi barındıran kitabı Gene Yalnızlık’la genç okurlarla buluşuyor. Onları geniş bir evrende, sakınmanın tasmasını çıkararak, dizginsiz bir rehberlikle dolaştırıyor.

Edebiyat tarihine dönük çalışmalar Nurullah Ataç’ın edebiyattaki hareket alanını tanımlarken “eleştiri-deneme” türünde uzlaşıyor. Bizde baştan beri eleştiri, “deneme” türünün imkânları üzerinden söz almıştır. Kendine özgü anlatış biçimi (tarz, stil, selika vs.) olarak tanımlayabileceğimiz “üslup”, deneme söz konusu olunca, bir tartışma –bazen yazarın kendisiyle tartışması– havasını da içine çeker. Kesin ve sabit sonuçlara varmayan bir söyleyiş biçimini esas alan, okuyucunun
metne katılımını da sağlayan deneme türü içerisinde nitelikli eser vermiş yazarların sayısı, diğer türlere oranla çok azdır. Eskilerin “muhasebe” adını verdikleri,
bir çeşit “kendinde olup biteni” gözden geçirmeyi de kapsayan bu edebi türden hareketle, sıradan insanın baktığı şeyi, deneme yazarı görür derler. Cevabını bildiği soruları tekrar sormaya üşenmez deneme yazarı. Sormak, muhatabınız olan okurun kendisini sorgulamasını da kaçınılmaz kılar çünkü. Yanı başında deneyimin de olduğu bir entelektüel donanım ve samimiyet, bu edebî türü besleyen başlıca unsurlar arasındadır. Bizde deneme sahasının ilk etkili ismi Nurullah Ataç (1898 − 1957)’tır.

Ataç, sözünü esirgemeyen, bildiği yolda hiçbir eleştirel engele takılmadan yürüyen bir yazardır. İkinci Yeni’nin en özgün şairlerinden biri olan Turgut Uyar için, ilk kitabı olan Arz-ı Hal’e zarını cesurca atmış ve bu kitabın önsözünü yazmıştır. Oysa bu kitap, Uyar’ın daha sonra yayımlayacağı kitaplar arasında nitelik ve barındırdığı şiiriyet bakımından gölgede kalacak bir eserdir; fakat Ataç, bir şair/yazarda daha sonraki evreleri öngörebilen bir özelliğe de sahiptir. Tıpkı, edebî kamunun alışkanlıklarını bozan, dikkatini dağıtan, Türk şiirinin geleneksel yapısını tersyüz eden Garipçiler’in – Kanık, Anday ve Rifat– getirdikleri yeniliğe sahip çıkarak, onlara yazılarıyla destek vermesi gibi. İlginçtir, Ataç’ın da aralarında bulunduğu birçok yazar, edebiyat yolculuğuna şiirle başlayıp eleştiride karar kılmıştır. Ve bu yazarlar1 daha çok şiir eleştirisi üzerine yoğunlaşmışlardır.

Elimizdeki kitabın ismi, yazarının ruhî portresini de özetler nitelikte: Gene Yalnızlık. Ataç’ın 8 kitabından derlenmiş toplam 24 denemeyi barındırıyor. Bu kitaplardan Günlerin Getirdiği (1946), Sözden Söze (1952), Karalama Defteri (1953), Ararken (1954), Diyelim (1954), Söz Arasında (1957) yazarın sağlığında yayımlandı. Okuruma Mektuplar (1958) ile Prospero ile Caliban (1961)’ın yayımlanış tarihleri yazarın ölümünden sonradır. Kitabın ilk denemesi “Uçak Yolculuğu”, Ataç’ın Ankara’dan İstanbul’a bir “Alaman yolcu uçağı ile” seyahatini konu edinir. Yenilikleri sınamayı –denemeyi diyelim– sever Ataç: “Saat dokuzda kalktık, on bire varmadan Yeşilköy’e konduk. Yukarılarda doğrusu o gün bir şey duymadım. Benim öyle kuvvetli bir iç hayatım mı yoktur, nedir? Herkesin günlerce anlatacak ‘intibalar’ topladıkları yolculuklardan ben ellerim boş dönerim. Havalara yükseldik, toprakları suları yukarıdan gördük, sonra indik.
Ne var bunda uzun uzun anlatılacak?” Ataç’ın bu yolculuktan “eli boş” dönmediğini metni okuyanlar anlayacaktır. Kendiyle konuşuyor Ataç; hislerini, düşüncelerini tartıyor yazarken. Sadece kendi zamanının ve çağdaşlarının edebiyat alanındaki serüvenine yakından bakmıyor; kitaptaki denemelerden birine ad olmuş “gelenek”i de iyi biliyor. Kitabın ilk denemesinde Schiller’den çok manidar bir alıntı yer alır: “İnsan bir devletin yurttaşı olduğu kadar bir zamanın da yurttaşıdır.” Bu sözdeki “insan”ın yerine Ataç’ı rahatlıkla ikame edebiliriz. Kitapta yer alan “Cesaret İster” adlı denemesi, yeniye dudak büküp eskiyi, eskiye benzeyeni isteyenleri cesaretsizlikle, kendini beğenmişlikle, ukalâlıkla suçlar. Kitaptaki denemelerden dördünün doğrudan şiirle bağı var, fakat ister “kedi” üzerine yazsın ister “klasik” üzerine, denemeleri gelip bir yerde şiirle, şairle buluşuyor. Şairleri tanık gösteriyor; mısraları, beyitleri, anlattıklarının arasına ustaca
serpiştiriyor; sanki yazmıyormuş gibi, yazmayı önemsemiyormuş gibi yazıyor. 25 Şubat 1951 tarihli “Daldan Dala” adlı denemesinin bir yerine kulak verelim: “Bir dergiyi açtım mı, hemen şiirleri okurum, öteki yazıları sonraya bırakırım, bir daha da hatırlayıp okumam. (…) Bugünlük çok söyledim, hiçbir şey söylemeden çok söyledim, hiç şüphesiz sıktım sizi. Bakmayın kusura, hoşça kalın.” Kitaba adını veren “Gene Yalnızlık” adlı metin de, “Nasılsınız, benim okurum, iyi misiniz? Bilmem sizi sıkıyor mu bu mektuplar?” diye başlar. Ataç, okuru sıkmamak konusunda sürekli uyanıktır, bunu yazılarında da gösterir. Bu metin, içeriğiyle, anlatma biçimiyle bize “deneme”nin sınırlarını gösterir özelliktedir. “Ben hoşlanıyorum bunları yazmaktan, acı da olsa bir tad buluyorum. Bir çırpıda çıkaramıyorum da ondan anlıyorum hoşlandığımı. Sevmesem bunları saatlerce uğraşır mıyım her birinin üstünde?” Sonra okurun yerine düşünmeye, kendini
eleştirmeye yeltenir: “Aklına ne gelirse ondan açıyorsun, okuyanı ilgilendirir mi ilgilendirmez mi düşünmek yok.” Bu cümleyle aslında bize denemeyi tanımlar; her konuda yazılabileceğini, belgeye, bilgiye dayandırılmak zorunluluğu taşımadığını, daldan dala atlamaya müsait olduğunu ifade eder.

Diyebiliriz ki Türk edebiyatının deneme sahasının en kuşatıcı ve bereketli örnekleri, bu alanda bir yol açıcı ve yönlendirici olarak beliren, yazarken kendini sakınmanın tasmasını çıkartan Ataç tarafından verilmiştir. Dili, sadece edebiyatı aktaran, devreden bir unsur olarak değil; tarihle, kültürle konuşabilmenin, bu kavramları temsil edebilmenin vazgeçilmez bir aracı olarak, “yeni insan”ı iletişim üzerinden bir teklife dönüştürerek yanında taşımıştır.

Ataç’ın dille hesaplaşması 45 yaşlarına (1944’lere) rastlar ve bu hesaplaşmadan çıkardığı sonuçlara ölümüne kadar sadık kalmıştır. Kitapta yer alan denemeleri içinde Arap ve Latin yazılarını kıyasladığı “Yeni Yazı” adlı metin, diğer denemelere oranla daha didaktik, bilgi aktarıcı bir özellik gösterir: “Bizde bir yazı devrimi, bir dil devrimi olmamıştır, devrim yazısını aramış bulmuş, devrim dilini aramış bulmuştur.” Öz Türkçe için nice kazançları teptiğini, rahatını kaçırdığını, hatta adını deliye çıkarttığını söyler. Ataç, dilde sadeleştirme ve özleştirme hareketinin ön saflarında yer almıştır. Hatta eski kelimelerin bir kısmına Türkçe karşılıklar önermiş, önerdiği bu karşılıkların önemli bir bölümü kabul görüp bugün konuştuğumuz dilin dolaşımına girmiştir. Bugün adı sanı duyulmuş yazarlardan kaçı, Türkçeye teklif ettiği bir sözcüğü yerli yerine oturtabilmiştir?2 Eski kelimelere bulduğu bazı karşılıklarda ise ipin ucunu epey kaçırdığını da söylemeliyiz.

Yenileceğini, örseleneceğini bilse de doğru bildiği yoldan ödün vermemiştir. Ataç, denemekten ve deneme’den vazgeçmemiştir; tıpkı Samuel Beckett’ın sözlerinde olduğu gibi: “Denedin yenildin. Olsun, yine dene, yine yenil. Daha iyi yenil.” Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatını tarihsel olarak bir insanın ömrüne uyarlamayı denersek, bu tarihin gençlik sürecini, “deneme” üzerinden Ataç’ın temsil ettiğini kayıt altına alacak onlarca senet var elimizde. Gene Yalnızlık, bu senetlerin bir önsözü olarak okunabilir.

Gene Yalnızlık
Nurullah Ataç
Yapı Kredi Yayınları / 112 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz