İyi Kitap

Çocuklara dünya tarihi…

Derviş Aydın AKKOÇ

Geçmişini bilmeyenin geleceği olmazmış. Christer Öhman’ın hazırladığı Çocuklar İçin Dünya Tarihi işte bu bilinçle yola çıkıyor ve Türkçe literatürdeki önemli bir boşluğu kapatma çabasıyla çocuklarımızı bütün bir insanlık tarihiyle tanıştırmayı amaçlıyor.

Yaşarken hepimizin bir şekilde karşılaştığı, karşılaşmakla da kalmayıp yanıtlamak zorunda olduğu bazı vazgeçilmez sorular vardır: Ben kimim yahut neyim, bu yaşadıklarımın bir nedeni var mı, yaşam ve ölüm nedir, dil ne anlama gelir, evrenin bir yaratıcısı var mıdır, varlığımı çevreleyen doğa neyin nesidir? Ünlü Alman filozofu Immanuel Kant, insanın bu metafizik sorularla cebelleşmesinin kaçınılmaz olduğundan söz eder. Sorular, parça bölük de olsa yanıtlanmalıdır. Aksi takdirde, hayata adım atmak, yol almak imkânsız hale gelir. Sorular ve onlara verilen yanıtlar elzemdir, çünkü insan olmanın belirleyici vasıflarından biri “anlamlandırma” yeteneğine sahip olmaktır. İnsan anlamlandıran bir varlık olarak, evvela kendi öyküsünü kavramak istemiştir. Öykünün başka biçimlerde yeniden ve yeniden yazılması, bu bahiste, insani varoluşun akışına gölge düşürmez.

İnsan, yeryüzü serüvenini anlamsızlığın, hiçliğin tahakkümüne bırakamayacak kadar şuur sahibidir. “Nereden gelip nereye gidiyoruz?” sorusu, sözünü ettiğimiz yakıcı sorular içinde merkezi bir yer işgal eder. Diğer tüm sorular belki tam da bu soruda kuluçkaya yatmış, sırası geldiğinde kabuğu çatlatarak gün yüzüne çıkmıştır? Zira kökene, başlangıca dairdir bu soru. Soru, iki zaman boyutuna genişleyerek açılır: geçmiş ve gelecek. “Nereye gidiyoruz?” sorusu, “Nereden geliyoruz?” sorusu ile doğrudan ilişkilidir. Biz ise bu ilişkinin orta yerinde, şimdi’de konumlanmış özneleriz. Dolayısıyla söz konusu soru, geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkinin şimdi’yi ilgilendirmesi, ona anlam bahşetmesi ile bağlantılıdır. Bir bütün olarak geçmişi de geleceği de, bir bakıma, şimdi’yi anlamlandırmak üzere sorunsallaştırırız. Bir başka deyişle, geçmişin bilgisine yaslanarak geleceği tahmin etme girişimimizin altında şimdi’de duyduğumuz bir dert, kaygı vardır. Bu dert sonuna kadar insanidir. İki ayağı üzerine doğrulmuş insanı, salt “beşeri mahluk” olmaktan çekip alan bir derttir bu.

Bizden evvel yaşamışların ne yapıp ettiklerini, hangi değerleri yaratıp hangilerinden niçin vazgeçtiklerini, geçmişin sorunlarının bugüne nasıl intikal ettiğini bilmek için geçip gitmiş olanın “bilgisine” ihtiyacımız vardır: yani eskilerin ifadesiyle, tüm bilimlerin “babası” olan tarihe. Ne var ki tarih bilgisinin belli bir olgunluk halini, birikmiş bir deneyimler çokluğunu şart koştuğu iddia edilmiştir. Bu nedenle yetişkinlere has bir bilgi türü olduğu varsayılmıştır. Oysa durum bunun tam tersidir. Zira Kant’ın sözünü ettiği metafizik sorular, insanı olgunluk devresinde gelip yakalamaz; bilakis çocukluk evresinde, zihin şekillenmeye başladığı süreçte karşılaşır insan bu sorularla. En güçlü ve bitimsiz soruları, en kuvvetli ve tutkulu biçimde soranlar çocuklardır. Esas filozların çocuklar olduğundan söz edilmesi boşuna değildir. Zira filozof nazarında önemli olan cevaplar değil, sorulardır.

Gelgelelim, çocukların bu ilk ve en önemli sorularını kısmi ve genel geçer yanıtlarla geçiştirme gibi bir acelecilik görülür yetişkinlerde. Oysa geçmişin bilgisini, yani tarihi çocuklara sevdirecek bir yol ve usul tutturulmalıdır. Aksi takdirde, nereden geldiğini bilmediği için haliyle nereye gideceğini de bilemeyen, yönsüz ve
amaçsız kişilerin yetişmesi işten bile değildir. Alman şair Goethe, “Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan, günübirlik insandır,” yargısında bulunur. Günübirlik insan, yani kendini şimdi’nin etkilerine sonuna kadar açmış ve onun tarafından esir alınmış insan, bir boşluğun etrafında örer tüm ilişkilerini. Nitekim sonu hüsrandır bunun. Bu hüsranın üstesinden gelmek, çocukları hayata hazır kılmak için leyleklerden, perilerden ve meleklerden ziyade, gerçeğin, olanın bilgisini onlara sunmak gerekir. İşte bu nedenle tarih kıymetli ve mühimdir. Ama bu tarih nasıl bir tarih olmalıdır? Tekmil insanı konu edinmek istiyorsa bu tarih, genel ve kapsayıcı olmalı, yani dil, din, ırk, renk ayrımı yapmaksızın bir bütün olarak insanları konu edinmeli, geçmişin bilgisine bir bütün olarak açılmalıdır.

Çocuklar İçin Dünya Tarihi adlı kitap tam da bu amaçla kaleme alınmış. Canlı ve sıcak bir üslupla bizi zamanda yolculuğa çıkarıyor. Altı bölümden oluşuyor kitap. İlk bölümün ilk sorusu şu: “Her şey nasıl başladı?” Tarihsel süreç bu soru ile başlıyor. Kitabın son sorusu ise “Dünya nereye gidiyor?” Tüm bir tarihsel süreç bu iki soru arasında cereyan ediyor aslında. Burada kuru ve yavan bir tarih anlatısı yok üstelik. Aziz Francis’in, Hz. İsa’nın ya da Hz. Muhammed’in, İlahi Komedya’nın yazarı Dante’nin ya da büyük bilgin Leonardo da Vinci’nin ve Shakespeare’in de yaşamlarından bahsediliyor. Sanat, tarihsel anlatının önemli bir bileşenini oluşturuyor.

Olay örgüsünün başkahramanı kadını, erkeği ve çocuğu ile insandan başkası değil. “Dünya tarihi” ifadesi biraz iddialı bir ifadedir, zira altından hakkını vererek kalkmak bir parça zordur. Kitap çocuklara tarihi anlatırken, izlediği metot itibariyle bu zorluğu omuzlayabiliyor. Şöyle ki; tarihsel anlatı birbirinden renkli görsellerle destekleniyor. Kitap insani varoluşa ışık tutarken, yani Homo sapiens sapiens (Latincede ne bildiğini bilen insan anlamına geliyor) adı verilen türün
hayatta kalma öyküsüne eğilirken, kısa ve kapsayıcı bilgiler eşliğinde sunulan resimlerle yol alıyor. Öğrenmede görsel hafızanın önemini ihmal etmiyor. Kitapta kronolojik bir sıra izleniyor. Taş devrinden başlayan tarih, tarım devrimine değin ilerleyip genişliyor. İnsanlar bu eski zamanlarda alet yapmayı iyice öğrenmiş, toprağı ve hayvanları evcilleştirmenin yollarını icat etmiş ve büyük bir uygarlık hamlesinin altına imza atmışlar. İnsanların ne yedikleri, nasıl üretimde bulundukları, hangi tanrılara neden inandıkları, hangi efsaneleri yarattıkları da işleniyor. Bu anlamda kaba bir tarih anlatısı yok kitapta. Ayrıntılar ana anlatının
gövdesine maharetle yerleştirilmiş. Kültür tarihi de sunuluyor kitapta, din ve siyaset tarihi de. Savaşların nedenleri ortaya konuyor, dünyanın yaşanılır ve yaşanmaz bir yer haline gelmesinin sebebi olarak da yine insana işaret ediliyor. Ortaçağ’ın “cadı avlarının” altında yatan nedenlere, sanayi toplumunun milliyetçilik gibi akımlarının faşizm ve toplama kamplarına yol açan deneyimlerine el atılıyor.

Güzel sözdür: “Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı; biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık.” Demek ki onların bu dünyaya, onun geçmişine, şimdisine ve geleceğine dair her şeyi bilmeye hakları var. Çocuklar İçin Dünya Tarihi çocuklarımıza geçmişin bilgisini ve tarih bilincini, onların seviyesine uygun şekilde aktarıyor ve bu açıdan Türkçe literatürdeki açığı bir nebze de olsa kapatıyor.

Çocuklar İçin Dünya Tarihi
Christer Öhman
Resimleyen: J. Ahlbom ve A. Nyberg
Çeviren: Ali Arda
Dinozor Çocuk / 353 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz