İyi Kitap

Felsefe değil, felsefe yapmak öğretilir…

Felsefe değil, felsefe yapmak öğretilir…

Betül DÜNDER

Çocuk edebiyatımızın sessiz ama derinden dalgası Sevim Ak, yirmi altı yıldır kendinden hiç ödün vermeden çocuklar için üretiyor. Betül Dünder bir hafiyelik yaptı bizim için ve “felsefe değil, felsefe yapmak öğretilir” düsturuyla oluşmuş bir çocuk külliyatının dip akıntılarını araştırdı.

“Yazmadığım zaman kendimi eksik hissediyorum,” diyen bir yazarla karşılaştığımda, geçmişinden bugününe onun hakkında her ayrıntıyı bilmek isterim. Bir hafiye gibi, yazdıklarıyla hayatı arasında birbirine atılmış ilmekleri tek tek çözüp, o “eksikliğin”, sürekli rahatsızlık veren o ağır duygunun kaynağını bulmaktır benim de oyunum ve bu oyunun başlama tarihi çok eskilere, okurluğumun ilk yıllarına dayanır. Devlet eliyle öğrendiğim alfabeyi çözdüğüm, uzaktaki yakın akrabalarıma, arkadaşlarıma o alfabeyle yazdığım ilk mektupların birikmeye başladığı zamana… 7 yaşımın, okurluğumun ilk hediyesi olarak, Can Yayınları’nın
Çocuk Kitapları Dizisi’nden 30 kitaplık bir hazineye kavuştuğumda, bu oyunun başladığını bilmem mümkün değildi elbet. Ancak şimdi geriye döndüğümde, şu hâlimin tarihsel başlangıcının o günkü coşkum olduğunu söylemem yanlış olmaz. Birer çocuk edebiyatı klasiğine dönüşmüş öyküler, romanlar arasında, önümde başka bir dünyanın kapıları açılmış ve ben muhtemeldir, Alis’in karşılaştığı sürprizlerden daha fazlasıyla karşılaşmıştım. Bunu en başında söylemek istedim; zira yıllar sonra tadı damağımda kalmış o coşkulu zamanların, sonraki okuma pratiğimi ne denli etkilediğini, gençlik ve yetişkinlik evremde sürekli yükselen bir merdivenin o ilk basamağının ne denli önemli olduğunu, çocukluğunda okuduğu kitapları kitaplığının en görkemli yerinde muhafaza edenler de bilecek ve ne anlatmak istediğimi pek tabii anlayacaklardır. O sebeple bir kez daha, gür bir sesle: Çocuk edebiyatı çok önemlidir!

GÜNEŞİN SAATİ KAÇ?
Merdivenin basamakları aynı zamanda, içine doğduğunuz dilin gelişim basamaklarını da simgeler. Çocukluğun ilk basamaklarındaki yoğun soru yumakları sonraki basamaklarda ne denli hızla çözülmeye başlarsa, çabuk yorulmuşsunuz demektir ve oyun sizin için bitmiştir. Hafiye olma şansınızı kaybedersiniz! Sorularınızın bittiği gün, nabzınızı yoklamalısınız; çünkü ölmüş olabilirsiniz!

Soru sormayı öğrenmenin ilkesel karşılığı felsefedir; soruların yanıtlardan daha mühim olduğu o büyük düşünce tarihi… İlk başta doğanın hafiyeliğini yapan ilkçağ filozoflarından bugüne biriken nice düşünce, bitimsiz soruların çoğaldığı büyük bir düşünce evrenidir. Peki, en çok soru soranlar kimlerdir? Dolayısıyla en iyi felsefe yapanlar… Kim onlar? (Bunu da özellikle Immanuel Kant’ın “…felsefe değil, felsefe yapmak öğrenilir…” demişliğine atıfla soralım.) Elbette çocuklar,
çocuklar… Çünkü onlardadır henüz bilgiye kavuşmamış akıl; merak ve akıl ilkelerine giden yolun ilk ilkesi, olmazsa olmazı, şüphe. O yüzden, Güneş’in doğudan doğup batıdan batması önemli değildir şu soru kadar: “Güneşin saati kaç?” Ters bir zihinle imgesel bir dil orada durmaktadır: çocuklukta.

Dönelim benim hafiyeliğimin son zamanlarına. Evet, iş üzerindeydim ne vakittir. Sait Faik’in “Yazmasam deli olacaktım,” dediği o an, o an’daki insanla ruhdaş olan bir yazarın peşindeydim. Hadi en son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Sadece ben değil, edebiyatın çocuk masası hafiyeleri de “onun” peşindeymiş. Ne mi yapmış? “Yazmadığım zaman kendimi eksik hissediyorum,” diyerek, eksiltilmemiş bir hayatı ve aklı sokmuş çocuk edebiyatına. Çocukların felsefe yapıcıları olarak çağıl çağıl estiği evrelerine yeni yeni sorular ekleyebilmiş… Bir nevi inşacı olduğu için memleket sınırlarının dışına taşmış öykülediği hâllerimiz. Çocuk edebiyatı alanında uluslararası saygınlığa sahip, hatta “küçük Nobel” olarak da bilinen, Danimarkalı çocuk kitapları yazarı Hans Christian Andersen adına iki yılda bir verilen, Hans Christian Andersen Ödülü’ne Türkiye’den aday gösterilmiş. Hadi artık açık açık söyleyelim: Sevim Ak’tan söz ediyoruz tabii ki.

1985’ten beri çocuk öyküleri yazan bu usta yazarımızın yaklaşık 30 kitaplık birikiminin başlangıcı da bir ödülle taçlanmış (Uçurtmam Bulut Şimdi adlı kitabıyla Akademi Kitabevi Çocuk Edebiyatı Öykü Ödülü’nü almış.) Aradan geçen çeyrek asırlık zaman diliminde, üretkenliğine kesintisiz devam eden, her yeni kitapta yeni izleklerle karşımıza çıkan, akademik bir zihni çocukluğun diline kusursuzca yerleştiren, öykülerinde sıkça karşılaştığımız “mahalle”lileri çocukların gözlerinden evrenselleştiren, bunu yaparken de yarattığı tipleri, (Toto gibi) karakterleri hepimizin illâki tanıdığı, ama asla sorularından sıkılmadığı, merakından yorulmadığı, haylazlığını zekâsına verdiği çocuklara dönüştüren bir yazar Ak. Gerek çocukların kendi dünyalarını anlayabilecekleri sözcüklerle ilişkisindeki samimiyetle, gerekse bu sözcüklerin büyüklere nerede bekleyeceklerini işaret etmesindeki geniş zamanlı bakışıyla, kalıcı bir imza olmayı hak edecektir kanımca. Çünkü neye hakkı olduğunu bilmeyen çocuklara, ne çok şeye hakları olduğunu gösteriyor yazdıklarıyla… Bizi çocuklara, dolayısıyla geçmişimize; çocuklara da “bizi” gösteriyor. Üstelik bütün bunları hiçbir dayatmada bulunmadan, yer göstermeden, doğal bir akış içerisinde veriyor. Çocuk edebiyatının genel handikabı olan didaktizm Sevim Ak’ın öykülerine yanaşmıyor. Sevim Ak içeride olanın güneşli yüzünü çocuklar üzerinden taşırarak, bütün bir insanlığın okuyacağı geniş bir avluya devrediyor. Bu avluda bizi “büyük” eden çocukluğumuz var. Ve insan çocukluğunu düşününce şaşırmaz mı?

YANITLARIN DEĞİL, SORULARIN YAZARI
Hafiyeliğin de en güzel tarafı, “şaşırma” hâlinizin karşılığını bulduğu anlardır. Çocuk edebiyatımız genellikle –sanki bir zorunlulukmuş gibi– eğitimci-yazar çoğunluğunu barındırmakta iken, Sevim Ak’ın bir kimyacı/biyokimyacı olması da onu takip mesafem açısından farklı kılıyor.

Bir de muhtemeldir sizden gelecek soruyu yanıtlayarak bu bahsi berabere kapatalım. “Eee, Sevim Ak üzerine yazıp, hiçbir kitabından bir alıntı dahi cımbızlamadan, onu üç defa havalara atıp tutmadan nasıl bitiriyorsun bu yazıyı?”

İlk önce sorunuzu beğenmedim. Sizden hafiye olmaz! Siz o soru sorma eylemini merdivenin ortalarında bırakmışlardansınız herhalde. Ama size bir kötülüğüm dokunmayacak bu yazı vesilesiyle. Sevim Ak diyorum… Çocukluğumun yazarı… Hafiyelerin de çocukları olur. Şimdi çocuklarımın yazarı… Değişen dünyanın demeyeceğim, dünya her zaman değişti, ama çocukluk baki kaldı. İşte onun, oranın; hazır lolipop yanıtların değil, soruların, sorulardan yola çıkanın yazarı…

Evet, size hafiyelik için son bir şans. İpuçlarınız: Modern zaman, yerellik/mahalleli olmak, hayvanları nesne olarak algılayan zihniyete karşı olmak, geleneksel normlarla, yani çocuklukla hesaplaşmak. Kimya ile simya arasındaki ilişkiyi çok önceden keşfetmek… Bütün eserleri: Can Çocuk Yayınları.

Toto’nun Sınıfı
Sevim Ak
Resimleyen: Behiç Ak
Can Çocuk Yayınları / 104 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz